Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2020/5783 E. 2020/12344 K. 19.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5783
KARAR NO : 2020/12344
KARAR TARİHİ : 19.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı isteminin özeti:
Davacı, kendisinin davalı işyerinde 2007 yılı sonlarından 30.06.2014 tarihine kadar makam şoförü, özel şoför ve ofis boy olarak çalıştığını ve iş akdinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, ulusal bayram genel tatil ve yıllık izin ücret alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı cevabının özeti:
Davalı, fesihle birlikte kıdem ve ihbar tazminatı ile bakiye izin ücretinin davacının davalı işverenliğe olan borçları mahsup edildikten sonra banka hesabına yatırıldığını, dava dilekçesinde iddia edilen çalışma saatlerinin gerçeği yansıtmadığını, fazla mesai yapılmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağının reddiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
I-Davalı temyizi yönünden;
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre ve gerekçeli temyiz dilekçesinin süresinde verilmediği dikkate alınarak, gerekçesiz temyiz dilekçesi çerçevesinde kanunun açık hükmüne ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususları ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda, yerinde bulunmayan bozma isteğinin reddine,
II- Davacı Temyizi Yönünden;
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacının kıdem ve ihbar tazminatının hesaplanması noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
A)Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
B)İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
C)İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
D)İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
E)Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
F)Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
G)Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
H)İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut olayda, davacının iş akdinin 30.06.2014 tarihinde son bulduğu, dosya içerisinde yer alan personel çıkış formunda 19.721,76 TL kıdem tazminatı ve 4.949,55 TL ihbar tazminatı olmak üzere toplam 24.671, 31 TL tazminat miktarının belirlendiği, davacının imzasına havi 30.06.2014 tarihli “ibraname” başlıklı belge bulunduğu anılan bu belgede; 30 günlük ücret bedeli ve asgari geçim indirimi dahil 2.330,33 TL, 33 günlük yıllık izin tutarı 2.475,00 TL ve kıdem ve ihbar tazminatı tutarı 24.671,31 TL’nin davacının hak ettiği alacak miktarı, avans olarak ödenen kıdem ve ihbar tazminatı 4.500,00 TL, avukat ücreti 1.500,00 TL, ve borç kapaması 3.476,74 TL’nin de davacının borç miktarı olarak gösterilerek alacak toplamından borç miktarı mahsup edilerek toplam 20.000,00 TL tutarın davacı tarafından alındığı, hiçbir alacağı kalmadığı ve şirketin ibra edildiği belirtilmektedir. Dosya içinde mevcut banka kayıtlarından 01.07.2014 tarihinde maaş ve asgari geçim indirimi ödemesi adı altında 4.805,33 TL, 01.07.2014 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatı ödemesi adı altında 15.194,67 TL ve fesih tarihinden önceki bir tarih olan 11.06.2014 tarihinde ise 4.500,00 TL tazminata mahsuben ödeme adı altında davacının banka hesabına ödendiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, 30.06.2014 tarihli ibranamenin değerlendirilmesi sonucunda 19.721,76 TL kıdem tazminatı ve 4.949,55 TL ihbar tazminatının ödendiği kabul edilerek mahsup işlemi gerçekleştirilmiştir. 30.06.2014 tarihli ibraname yeni yasa döneminde imzalanmış ve fesih tarihinde imzalanmış olduğundan geçersizdir. Bu nedenle mahkemece yapılacak iş davacının tespit edilen kıdem ve ihbar tazminatından banka kanalı ile ödendiği tespit edilen 15.194,67 TL ve avans olarak ödenen 4.500,00 TL’nin mahsubu ile sonuca gidilerek hüküm kurmak olmalıdır. Anılan yön düşünülmeden karar tesisi bozmayı gerektirmiştir.
3- Davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıp çalışmadığı taralar arasında uyuşmazlık konusudur.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş-çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille yapılabilir. Bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda, işçinin bordroda belirtilenden daha fazla çalışmayı yazılı belge ile kanıtlaması gerekir. İşçiye bordro imzalatılmadığı halde, fazla çalışma ücreti tahakkuklarını da içeren her ay değişik miktarlarda ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması durumunda ise işçinin ihtirazi kayıt ileri sürmesi beklenemeyeceğinden, ödenenin üzerinde fazla çalışma yapıldığının her türlü delil ile ispatı mümkündür.
Aynı ispat kuralları ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı için de geçerlidir
Somut olayda; davacı dini ve milli bayramlarda çalıştığını iddia ederek ulusal bayram ve genel tatil ücreti talebinde bulunmuştur. Mahkemece, davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını kanıtlayamadığından talebin reddine karar verilmiştir. Davacı tanıklarından … “davacının çalıştığı Avukatlık Ortaklığının sahibi …’dır. Davacı da …’ın şoförüydü. Hafta sonları Avukatlık Bürosuna şoför olarak beni çağırıyordu. Davacının çağırması nedeniyle hafta sonları gidiyordu. Ücretimi de davacı ödüyordu. Davalı firmaya ait araçları kullanıyordum. Çok yoğun işleri olduğunda ve misafirleri olduğunda onların taşımasını yapıyordum. Gece geç saatlere kadar çalışıyorduk. Ben genelde iki hafta da bir cumartesi ve pazar bu şekilde çalışıyordum. Ben şoför olarak çalışmaya gittiğimde davacıyla beraber iki araç çalışıyorduk Davacıyla sürekli irtibat halinde olduğumdan resmi tatillerde de çalıştığını biliyorum” şeklinde, … ise” ben 2009 yılı Ağustos başından, 17/09/2012 tarihine kadar davalı Avukatlık Ortaklığında şoför olarak çalıştım. Davacı da benimle aynı işi yapıyordu. Resmi tatillerde hepsinde değilse bile çoğunlukla çalışıyorduk.” şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Yargılama esnasında dinlenen davacı tanıklarından …’ın ara sıra ve özellikle hafta sonlarında olmak üzere diğer tanığın ise sürekli olarak davalı iş yerinde şoför olarak çalıştığı görülmekle davacı tanıklarının davacının resmi tatillerin çoğunluğunda çalıştığına yönelik beyanlarının duyuma dayalı değil görgü ve bilgiye dayalı olduğu kabul edilmeli ve davacı tanık beyanları değerlendirilerek ulusal bayram genel tatil ücret alacağının hesaplanarak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile talebin reddi hatalı olup bozma sebebidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 19/10/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.