Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/8402 E. 2020/16356 K. 23.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/8402
KARAR NO : 2020/16356
KARAR TARİHİ : 23.11.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkette 01.04.1990 tarihinde su arıza işlerinde şebeke ustası-işçisi olarak çalışmaya başladığını, çalışmasını iş akdinin haksız olarak feshedildiği 30.09.2014 tarihine kadar kesintisiz sürdürdüğünü, iş akdinin haksız olarak feshedilmesi sebebiyle işe iadesi için dava açtıklarını davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın onandığını, kararın tebliği üzerine yasal süre içerisinde … sosyal hizmetler San ve Ticaret Şirketine ihtarname çektiklerini ancak işe başlatılmadığını iddia ederek işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla mesai, ulusal bayram genel tatil ve hafta tatili ücret alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, süresi içerisinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında davacının hizmet süresi uyuşmazlık konusudur.
Somut olayda, davacı dava dilekçesinde davalı işveren yanında 01.04.1990 ‘den 30.09.2014 tarihine kadar kesintisiz çalıştığını iddia etmiş, mahkemece davacı iddiası doğrultusunda karar verilmiş olup davalı taraf 15.04.1996-31.08.1999 tarihleri arasında davacının davalı idarenin alt işvereni olmayan şirketlerde çalıştığını belirtmiştir. Yargılama esnasında dinlenen davacı tanıklarından … “1999 yılından bu yana ve halen davalı yanında taşeron firmada görevliyim yer altı tesisat ustasıyım. Ben çalışmaya başladığımda davacı davalı yanında çalışırdı davacı da taşeron firma elamanıydı benimle aynı işi yapardı. Birlikte çalıştığımız dönemde davacının da benimde çalışmamız kesintisizdi aralıksız olarak devam etti taşeron firmalar değişse de değiştiği dönemlerde ihale aralarında dahi çalışmamız aralıksız devam etti.” şeklinde, … ise “1994 yılından bu yana ve halen davalı yanında çalışıyorum şoförüm Ben işe başladığımda davacı davalı yanında çalışırdı. Davacı tesisat ustasıydı davacı da bende taşeron firma elamanıydık davalının işlerini yapardık. Birlikte çalıştığımız dönemde davacının da benimde çalışmamız aralıksız kesintisizdi ihale aralarındaki boşluklarda dahi ara vermeden davacı da bende çalışmaya devam ediyorduk.” şeklinde beyanda bulunmuşlardır.
Dosya içeriğine göre, davacının davalının kendi bünyelerinde çalışmadığını belirttiği anılan dönemde Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları ve hizmet döküm cetveline göre 15.04.1996 -12.08.1996 tarihleri arasında … sicil numaralı … İnş. Tur. Tic. A.Ş unvanlı iş yerinde, 13.08.1996-31.08.1998 tarihleri arasında … sicil numaralı … İnş Tur. Tic. A.Ş unvanlı iş yerinde çalıştığı ve bu dönem için verilen işe giriş bildirgesinde davalı … Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğünün müteahhit olarak belirtildiği, 01.01.1999-31.08.1999 tarihleri arasında ise … sicil numaralı … İnş Müh Genel Hiz. Ltd. Şti. unvanlı iş yerinde çalışmalarının bildirilmiş olduğu görülmüştür. Bu itibarla davacının 13.08.1996-31.08.1998 tarihleri arasında davalı nezdinde çalışmış olduğu sabit olmakla bu dönem dışında kalan 15.04.1996 -12.08.1996 ile 01.01.1999-31.08.1999 tarihleri arasında sicil numaraları ve unvanları yukarıda yazılı şirketlerle davalı kurum arasında bir ilişki olup olmadığı, aralarında hizmet alımı sözleşmesinin bulunup bulunmadığı gibi hususlar anlaşılamamaktadır. Mahkemenin yapması gereken bu şirketlere ait ticaret sicil kayıtları, Sosyal Güvenlik Kurumu tescil görüntüleme bilgileri, davacının işe giriş ve işten ayrılış bildirgeleri getirtilerek, davacının çalıştığı bu iş yerlerinin davalı kurumdan ihale ile iş alıp almadığı, aralarında asıl alt işveren ilişkisi, işyeri devri veya işçi devri bulunup bulunmadığı davalı kurum ve adı geçen şirketlerden de ayrı ayrı sorulmak ve ilgili ihale sözleşmeleri, ekleri ve varsa diğer belgeler de dosyaya kazandırılmak sureti ile araştırma yapılarak, tanık beyanları ve diğer deliller ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek, davacının adı geçen şirketlerle davalı kurum arasında ilişki olup olmadığı varsa ne tür bir bağın olduğu netleştirilmeli ve davacının davalı yanında geçen hizmet süresi tereddüte mahal vermeyecek şekilde tespit edilmelidir.
Anılan yön düşünülmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3- Taraflar arasında davacının yıllık izinlerini kullanıp kullanmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Aktin feshi halinde kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Böylece, iş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu nedenle zamanaşımı da, iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dosya içerisinde yer alan yıllık ücretli izin defteri dikkate alınarak 2002-2012 tarihleri arasında davacının kullandığı toplam 170 gün iznin davacının kıdemine göre hak kazandığı 484 günden mahsubu ile bakiye 314 gün için hesaplama yapıldığı görülmüştür. Ancak dosya içerisinde bu izin defteri haricinde 2011 ve 2013 yıllarına ait yıllık izin belgeleri bulunmakta olup bu belgelerin yapılan hesaplamada dikkate alınmaması hatalı olmuştur.
4- Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/h maddesinde, “davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” dava şartları arasında sayılmıştır. Ödenmiş alacak hakkında davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur. Bu halde, 6100 sayılı Kanun’un 115. maddesi gereğince, dava şartının varlığı ya da yokluğunun incelenmesi, doğrudan mahkemeye verilmiş ödevlerden olması karşısında, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının var olup olmadığını kendiliğinden gözetilmesinde bir usuli engel bulunmamaktadır.
Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 24.02.2016 Tarih, 2014/22-735 Esas, 2016/166 Karar)
Somut olayda, davalı temyiz aşamasında davacı imzasını içeren ibraname sunmuş olup bu ibranamede davacının 01.03.2001 – 30.09.2002 ile 01.10.2002 ve 30.09.2004 tarihleri arasında … Sosyal Hizmetleri Ltd Şti’ nin Meski su filtresi mezarlık karşısındaki şantiyesinde içme suyu şebekesi arıza bakım onarım işinde çalıştığı ve 30.09.2004 tarihinde ihale bitimi nedeni ile işten ayrıldığı ve bu süre içerisindeki tüm ücretlerini, her türlü sosyal hakları ile hafta ve genel tatil günleri ücretleri, fazla mesai ve yıllık izin ücretlerini eksiksiz aldığının ve 1.590.303.750 TL ( bir milyar beş yüz doksan milyon üç yüz üç bin yendi yüz elli ) kıdem tazminatının ödendiği hususunun belirtildiği ayrıca davalı Meski Genel Müdürlüğü tarafından 07.02.1995 tarihli kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi konulu yazı ile davacının 1995 yılı kıdem ve ihbar tazminat tutarı olan 107.567.400 TL’nin ödenmesinin Mali İşler Daire Başkanlığından istendiği bu itibarla belgenin ödeme emri niteliğinde olduğu ve bu döneme ve kıdem tazminatı tutarına ilişkin imzasız ücret bordrosunun yine temyiz aşamasında dosyaya sunulduğu görülmüştür. İbraz edilen bu belgeler itiraz mahiyetinde olup, ödeme belgelerinin hakkı ortadan kaldıran özelliği nedeni ile yargılanmanın her safhasında nazara alınması gerekir. Bu sebeple davacı işçiden, davalının ödemeye ilişkin savunmasına ve sunulan belgeler davacıya gösterilip belgeye karşı diyecekleri sorulmalıdır. Sonucuna göre talep konusu alacaklar yeniden değerlendirilmelidir.
5-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerektiği gibi, HMK’nın 297/c maddesinde hükmün gerekçesinde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gösterilmesi gerekir.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği T.C. Anayasası’nın 141/3. maddesinde de açıkça belirtilmiştir.
Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içerisinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri, davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini bilmeleri gerekir. Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerekliliği açıktır.
Somut olayda, mahkeme karar gerekçesinde hafta tatili ücret talebi ile ilgili açıklama geçmediği gibi hüküm yerinde de hafta tatili ücret talebine ilişkin olumlu veya olumsuz hüküm kurulmamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/2. maddesinde hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Bu halde mahkeme, taleplerin her biri hakkında ayrı ayrı karar vermek zorundadır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, davacının hafta tatili talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması hatalı olup bozmayı gerektirmekle beraber davacı hükmü temyiz etmediğinden hükmü temyiz eden taraf için kazanılmış haklar da gözetilmelidir.
6- Somut olayda, mahkemece, davalının harçtan muaf olduğu gerekçesiyle, harç alınmasına yer olmadığına ve davacı tarafın yatırdığı harcın davacıya iadesine karar verilmiş ise de, davalı harçtan muaf değildir.
Karar sadece davalı vekilince temyiz edilmiş ise de, harç, kamu düzenine ilişkin olup, re’sen nazara alınması gereklidir. Kamu düzenine ilişkin hususlar hakkında, aleyhe bozma yasağı kuralı uygulanamaz.
Anılan sebeple, mahkemece davalının harçtan muaf olduğunun kabul edilmesi hatalı olup, bu husus da ayrıca bozma sebebidir.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 23.11.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.