YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1912
KARAR NO : 2021/3349
KARAR TARİHİ : 06.04.2021
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 04.12.2019 tarih ve 2019/75-2019/1368 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı As-Ka Balatacılık AŞ’nin %95,55 hissesine tekabül eden 95.550 adet hissesinin sahibi olduğunu, şirketin mahkeme kararı ile iflasına karar verildiğini, 2001 yılında bir kısım iflas borçlarının ödendiğini, şirketin iflastan kurtulması için şirket hisselerinin satılarak gayrimenkul bedelinin tahsili için Av. … tarafından belirlenen … isimli şahsa vekalet verildiğini, şirket borçları ödendikten sonra şirketin iflasının kaldırılmasına karar verildiğini, … isimli şahsın yine davalı … ile yapmış olduğu gayri resmi 25.08.2001 tarihli hisse devir sözleşmesinin onaylanması sırasında müflis As-Ka A.Ş. şirketinin vekili olan Av. …’nun bu devir sözleşmesi üzerinde bir araştırma yapmayarak devralan … ve diğer alıcıların taleplerini kabul ettiğini, oysa şirket hissesi devirlerinin nasıl yapılacağının belli olduğunu, imzaları noter tarafından tasdik edilmiş devir sözleşmesi ve devre muvafakat edildiğine ilişkin yönetim kurulu kararının noter tasdikli örneğinin ilgili makama verilmesi gerektiğini, hisse devir sözleşmesindeki davacıya atfen vekili sıfatıyla atılan imzanın sahte olduğunun ve İflas İdaresi Memurluğuna 19.10.2009 tarihinden bir gün önce Av. … tarafından sahte olarak hazırlanıp sunulduğunun beyan edildiğini, hisse devri alan … isimli şahsın Av. …’nun akrabası olduğunu, davalı şirketin daha sonra ticaret sicil merkezini İzmir’e taşıdığını, şirket adresinin dahi Av. …’nun adresiyle aynı olduğunu, dolayısıyla davalı …’ın, Av. …’nun birlikte hareket edip müvekkilini dolandırdıklarını, Av. … tarafından yapılan işlemlerin Avukatlık Kanununun 47. maddesine aykırılık taşıdığını, emredici bu hüküm sebebiyle hisse devrinin geçersiz olduğunu ileri sürerek müvekkilinin, davalı şirketin paydaşı olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davacı tarafın sahte vekaletle ya da olmayan birisinin sahte imzalarıyla vekaleten hisselerinin satıldığı yönündeki iddiaların doğru olmadığını, davanın zaman aşımına uğradığını, hissenin satış zamanının 25/08/2001 olduğunu ve şirket hissesinin devir alınmasının üzerinden 13 yıl geçtiğini, sözde bulundukları suç duyurusunun dahi zaman aşımına uğradığını, …’un davacı ve ailesiyle taraflarının birlikte tanıdığı olduğunu ve satışa vekil olarak da davacının bizzat kendi iradesiyle noterden vekil kılındığını, hisse devrinin vekaletle yapıldığını, imzaların vekil …’a ait olduğunu, vekaletin gerçek olup dolayısıyla da satışın yasal olduğunu, gönderildiği iddia edilen paralarla hisse devrinin hiç bir ilgisinin ve alakasının olmadığını, davacının diğer tüm iddialarının davayla bir ilgisinin olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, yargılama sırasında davacı …’nin 06/07/2019 tarihinde vefat ettiği ve … mirasçıları vekilinin dosyaya veraset ilamını ve vekaletnamesini sunduğu, davacının 95.550 payının tamamının 25.08.2001 tarihinde davacı … adına vekili … tarafından davalı …’a satıldığı, vekil sıfatıyla satış işlemini yapan …’un Kadıköy 16. Noterliği tarafından düzenlenen 24.08.2001 tarihli vekaletnameyle davacı … tarafından As-Ka Balatacılık Otom. San. ve Tic. A.Ş.’nde bulunan davaya konu hisse devir sözleşmesini yapmaya yetkili kılındığı, bu nedenlerle davacı yanın iddialarının yasal olarak yerinde olmadığı gibi 25.08.2001 tarihinde geçerli olarak yapılan ve yüklediği edimler karşılıklı olarak yerine getirilmiş bulunan hisse devir sözleşmesinin üzerinden uzun yıllar geçtikten sonra açılan işbu davanın hukuken de yerinde bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı şirketin %95,55 hissesine tekabül eden 95.550 adet hissenin davacıya ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece dava konusu hisselerin toplam değeri 955,00 TL olarak kabul edilmiş, bu bedel üzerinden alınan maktu harç ve yine işbu değere intizaren davanın tek hakimle görülmesi suretiyle davanın reddine dair verilmiş olup bu karar, Dairemizin 25.2.2019 tarih ve 1219-1474 sayılı karar düzeltme ilamıyla, özetle, davanın niteliği itibarıyla değer ölçüsüne tabi olup nisbi harca tabi bulunduğu, mahkemece nisbi harca tabi davada nisbi harcın dava konusu hisselerin dava tarihi üzerindeki değer üzerinden hesaplanması gerektiği, bu nedenle hisselerin değerinin tespit edilerek harç ikmal ettirildikten sonra işin esasına girilmesi gerektiği, öte yandan dava konusu hisselerin dava tarihindeki gerçek değerinin 5235 sayılı Yasa’nın 5. maddesinde öngörülen 300.000,00 TL’nin üzerinde olduğunun sabit olmakla davanın heyet halinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozmaya uyulmasına ve bu çerçevede eylemli olarak davanın bozmadan sonraki tahkikat aşamasının mahkeme heyeti marifetiyle görülmesine rağmen, uyulan bozma kararında öngörüldüğü şekliyle nisbi harcın ikmali için kanuni gereklilikler yerine getirilmeden davanın esasına girilmiş ve sonuçta davanın esastan reddine karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulmuş olması nedeniyle, HUMK’nın 429. maddesi ile 09/05/1960 gün ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve HMK’nın 373. maddesi uyarınca ilamda gösterilen hususlarda inceleme ve değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmekte olup mahkemece dava konusu hisselerinin gerçek değerinin saptanıp eksik değer üzerinden nisbi harcın ikmali emredilmeksizin davanın esasına girilmiş olması, mahkemece bu yolda işlem yapılması halinde davada verilecek kararı etkileyecek nitelikte bir usuli imkanı kullanma hakkı bulunan ve bozma kararı lehine olan davacı yararına oluşan usuli müktesep hakkı zedelemiştir. Davacı yanın hükmü bu yönden temyiz etmekte hukuki yararının bulunduğu açıktır. Şu halde, mahkemece uyulan bozma ilamı çerçevesinde davanın gerçek değerinin saptanması, buna göre hesaplanacak nisbi peşin harcın ikmali için davacı yana 492 sayılı Kanun’un 30. maddesi çerçevesinde önel verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın esastan karara bağlanması doğru olmamış, davacı yanın bu yöne ilişkin temyiz itirazının kabulüyle kararın öncelikle bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin kararın esasına yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin esasa yönelik temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 06.04.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.