Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/6225 E. 2021/2885 K. 25.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6225
KARAR NO : 2021/2885
KARAR TARİHİ : 25.03.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.07.2019 gün ve 2018/644 – 2019/1042 sayılı kararı düzelterek onayan Daire’nin 22.06.2020 gün ve 2019/4425 – 2020/3046 sayılı kararı aleyhinde davacılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, muris …’ün davalı banka ile birleşen Pamukbank T.A.Ş. ana sözleşmesinin 66. maddesi uyarınca çıkarılan 1.700 adet kurucu intifa senedinden 65 adedinin sahibi olduğunu, Pamukbank T.A.Ş.’nin kanun kapsamında davalı banka ile birleşerek tüzel kişiliğinin sona erdiğini, Pamukbank T.A.Ş.’yi devralan davalı bankanın müvekkilinin sahip olduğu kurucu intifa senetleri dolayısıyla sözleşme ilişkisinin yükümlü tarafı haline geldiğini, Pamukbank’ın temettü hariç ortaklık haklarının yönetim ve denetiminin 18.06.2002 tarihinde TMSF’ye devredilmesinin davacının sözleşmeden kaynaklanan haklarını etkilemeyeceğini ileri sürerek, 2005 ve 2006 yıllarında dağıtılan kardan müvekkilinin sahip olduğu 65 adet kurucu intifa senedine isabet eden kar payı alacağından şimdilik 10.000,00 TL’nin dağıtım tarihlerinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın reddine dair verilen kararın davacılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce değişik gerekçeyle onanmıştır.
Davacılar vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve hisseleri, yönetimi ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na intikal etmiş olan Pamukbank T.A.Ş’nin, T. Halk Bankası A.Ş’ye devredilmesi ile buna ilişkin usul ve esasların 5230 sayılı Kanun’un 3. maddesi maddesi uyarınca devir işlemlerinde 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 18/1. maddesi hükümleri doğrultusunda düzenlenen protokol çerçevesinde gerçekleştirilmiş bulunmasına, Pamukbank T.A.Ş.’nın birleşmeden önceki koşulları, özellikle sermayesinin kaybı karşısında MK m.2 uyarınca kurucu intifa senetlerinden doğru hakkın ortadan kalkmasının değişen koşullara uygun ve bunun fedakarlığın denkleştirilmesi olarak değerlendirilecek olmasına göre davacılar vekilinin yerinde görülmeyen karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin karar düzeltme istemlerinin HUMK’nun 442. maddesi uyarınca REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 10,30 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 520,95 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacılardan alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 25.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞIOY

Dava, 5230 sayılı Kanun uyarınca davalı bankaya devredilen Pamukbank A.Ş.’ye ait kurucu intifa senedi sahibi murisin mirasçıları tarafından açılan 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin kar payı istemine ilişkin kısmi nitelikte bir alacak davasıdır.
Davacıların murisinin Pamukbank T.A.Ş. tarafından çıkarılmış 65 adet kurucu intifa senedinin sahibi olduğu dosya kapsamıyla anlaşıldığı gibi bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir.
2011 yılında açılan davada yerel mahkemece 06.04.2015 yılında verilen kararda, Pamukbank hisselerinin mülkiyetinin TMSF’ye geçtiği, davacıların kurucu intifa senetlerinden doğan “ortaklık” haklarının kalmadığı, bu nedenle işbu davada aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesine yer verilerek dava usulden reddedilmiştir.
Davacı yan vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 15.6.2016 gün ve 14641-6636 sayılı kararı ile anonim şirket kurucu intifa senetlerinin gerek 6762 ve gerekse de 6102 sayılı Kanun’da düzenlenmiş intifa senetlerinin özel bir türünü oluşturduğu, sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişkinin ortaksal olmayıp sözleşmesel bir karakter taşıdığı, bu ilişkinin kural olarak taraflardan birinin tek yanlı beyanı ile ortadan kaldırılamayacağı, Pamukbank’ın ortaklık haklarının TMSF’ye devredilmesinin davacıların kurucu intifa senetlerinden doğan kar payı alacağını istemelerine engel teşkil etmeyeceği, bu nedenle işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mezkur bozma ilamının yukarıya özetlenerek alıntılanan gerekçesinin, gerek dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun’un 298. maddesine ve gerekse de daha sonradan yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun’un 348/1. maddesine uygun olduğu gibi Dairemizin benzer uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilmiş onlarca kararı ile ortaya konulan istikrar kazanmış uygulaması ile paralel görüşlere dayandığı ortadadır. Nitekim yerel mahkemece anılan bozma ilamına uyulmuş, alınan bilirkişi raporu gözetilerek davalı bankanın talebe konu dönemde kar elde etmediği gerekçesiyle dava esastan reddedilmiştir.
Davacı vekilinin bu kararı da temyizi üzerine Dairemizin karar düzeltmeye konu 22.06.2020 gün ve 4425-3046 sayılı kararı ile işbu davada talebin 2005-2006 yıllarına ilişkin kar payı alacağına ilişkin olduğu, davalı banka cevabı ile anlaşıldığı üzere talebe konu anılan dönemde bankanın kar elde ettiği, mahkemenin talebe konu olmayan 1998-2002 yılları arasında kar elde edilmediği yolundaki gerekçesinin yerinde olmadığı ancak gerek 5230 sayılı Kanun hükümleri ve gerekse de TMSF’nin 19.6.2002 tarih ve 403 sayılı kararı ile gerçekleştirilen devir protokolü uyarınca Pamukbank’a ait “hisse senetlerinin” mülkiyetinin TMSF’ye geçmesi nedeniyle kurucu olsun olmasın tüm “hisse senedi sahiplerinin” bu senetlere dayalı olarak alacak talep etme haklarının olmadığına değinilmek suretiyle sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi değiştirilerek onanmasına karar verilmiştir.
Dairemizin karar düzeltme istemine konu ve gerekçesi ana hatları ile yukarıya alıntılanan ilamı, davacıların murisinin Pamukbank T.A.Ş.’nin kurucu hissedarları oldukları kabulüne dayalı olup kanımca maddi hataya müstenittir ve öncelikle bu yön itibariyle düzeltilmelidir. Aksini düşünmek davacıların sahibi oldukları kurucu intifa senetlerinin hukuki niteliğine ve buna bağlı olarak davalı karşısındaki hukuksal konumlarını belirleyen uyuşmazlık dışı maddi olguya, Dairemizin önceki bozma ilamında sıralanan gerekçelere ve yine Dairemizin istikrarlı uygulamasına açıkça aykırı bir kararın varlığını kabul anlamına gelir. O zaman bu durumda, anılan kararda, bozmaya uymayla davacılar yararına oluşan müktesep hakkın nazara alınmadığını, Dairenin istikrarlı uygulamasından dönmesini gerektiren maddi ve hukuki sebepler bulunmadığı halde Yargıtay Kanunu’nun 45. maddesi ile Yargıtay İç Yönetmeliği’nin ilgili hükümleri ve konuyla ilgili ilke kararlarına aykırı bir yaklaşımın benimsendiğini, kararın gerekçesi itibari ile hukuki güvenlik ilkesini ihlal ettiğini söylemek durumunda kalırız. Kişisel düşüncem halin böyle olmayıp-tekraren söylemek gerekirse- düzelterek onama ilamının maddi hataya dayalı olduğu yönündedir.
Ancak ve ne var ki, Daire çoğunluğunun görüşüne dayalı olarak, yazılı gerekçe ile karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Dairemiz çoğunluğunun istemin reddine dair karar gerekçesine bakıldığında, bir yandan Dairemiz ilamının gerekçesinin yerinde olduğuna değinilirken bir yandan da kurucu intifa senetlerinin pay senetlerinden farklı hukuki nitelikleri kabul edilmekle birlikte, bu senetlere dayalı hakların da MK’nın 2. maddesi ve “fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi” çerçevesinde ortadan kalktığı şeklinde açıklanan ve kendi içinde çelişen bu düşünceye itibar edilmesi mümkün değildir.
Şöyle ki, 5230 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca düzenlenen protokolün 4/1. maddesi uyarınca davalı … Pamukbank’ın külli halefidir. 6102 sayılı Kanun’un 348/2. maddesinin uygulanmasını gerektiren bir hal söz konusu değildir. Şu halde davacıların sözleşmesel nitelikteki haklarına dayalı olarak davalıdan kar payı talebinde bulunmaları mümkün ve koşulları bulunması halinde muhtemeldir. Davacıların sözleşmesel nitelikteki bu hakka dayalı taleplerinin kullanılmasında dürüstlük kuralına aykırı bir halin varlığını gösterir bir işaret söz konusu değildir. Pamukbank T.A.Ş.’nin sermayesinin eksiye düşmesinde özelde davacılara, genelde ise kurucu intifa senedi sahiplerine atfı kabil bir kusurun varlığına ne 5230 sayılı Kanun’da, ne 4389 sayılı Kanun’da, ne TTK’nda ve ne de devir protokolünde bir atıf bulunmamaktadır. Esasen davacıların Pamukbank T.A.Ş.’de ortaklıkları bulunmadığı için olumsuz gidişe dolaylı dahi olsa herhangi bir etkilerinin bulunduğundan söz edilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda, çoğunluk kararının gerekçesinde MK’nın 2. maddesine değinilmesi yerinde olmamıştır. Öte yandan, 5230 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile 4389 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca düzenlenen devir protokolünün 4 vd. maddelerinde de açıkça belirtildiği üzere, Pamukbank’ın özkaynak açığının tamamıyla kapatılarak, nakdi ve gayrinakdi risklerin TMSF tarafından üstlenilmek suretiyle davalıya devredildiği gözetildiğinde, Halk Bankası açısından devir nedeniyle katlanılmış bir fedakarlığın varlığına, giderek davacıların da denkleştirme ilkesine dayalı olarak buna katlanmasına temas eden düşüncede de isabet bulunmamaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında, davacıların karar düzeltme isteminin kabulü ile maddi hataya dayalı olduğunu düşündüğüm Dairemizin onama kararının düzeltilerek kaldırılması, davalı bankanın 2005-2006 yıllarında kar elde ettiğinin Dairemizin önceki bozma ilamında da vurgulandığı gözetilerek davacıların intifa senetlerine düşen kar payının uzman bilirkişi marifetiyle saptanarak hüküm altına alınmak üzere yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesindeyim.