Yargıtay Kararı 6. Ceza Dairesi 2020/1939 E. 2021/2050 K. 08.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/1939
KARAR NO : 2021/2050
KARAR TARİHİ : 08.02.2021

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, örgüte üye olmak, nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
O yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz isteminin; sanık … hakkında suç işlemek için silahlı örgüt kurmak, katılan …’e yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, mağdur …’ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüs; sanık … hakkında mağdur …’ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüs ve suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olmak; sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan silahla örgüte üye olmak ve mağdur …’ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüs; sanık … hakkında hakkında suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olmak ve mağdur …’ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüs; sanıklar …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olmak suçlarından verilen beraat hükümleri ile sanıklar … ve … hakkında katılan …’e yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkumiyet; katılan … vekilinin temyiz isteminin; sanık … hakkında suç işlemek için silahlı örgüt kurmak, katılan …’e yönelik nitelikli yağma, sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olmak suçlarından verilen beraat; sanıklar … ve … müdafiilerinin temyiz istemlerinin ise sanıklar … ve … hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik olduğu anlaşılarak yapılan incelemede;
I- Katılan … vekilinin duruşmalı temyiz incelemesi istemi ile sanık … hakkında suç işlemek için silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek; sanıklar … ve … hakkında silahlı suç örgütene üye olmak suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;
Katılan vekilinin duruşmalı inceleme yapılmasını isteme yetkisi bulunmadığından, bu konudaki vâki talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı CMUK’un 318. maddesi gereğince;
Suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek ile suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüte üye olmak suçlarından doğrudan zarar gören olmadığından, katılan …’in bu suçlardan açılan davaya müdahil olarak katılma hakkı bulunmaması nedeniyle katılan vekilinin bu suçlardan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
II- Sanık … hakkında suç işlemek için silahlı örgüt kurmak, katılan …’e yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, mağdur …’ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüs ve sanıklar …, … hakkında mağdur …’ye karşı nitelikli yağmaya teşebbüs suçlarından verilen beraat; sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında sliahlı suç örgütüne üye olmak suçundan verilen beraat; sanıklar … ve … hakkında katılan …’e yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelemesinde;
5271 sayılı CMK nın 223 (9) hükmünün uygulanması ve özellikle “derhâl” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.
Birinci görüşe göre; 5271 sayılı CMK’nın 223 (9)’da yer alan “derhâl” kavramını,“… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “işin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; zamanaşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir.
Doktrin tarafından büyük ölçüde benimsenen diğer görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zamanaşımından düşürülmesi gerekir.
Aşağıda açıklayacağımız gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK’nın yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “çabucak” (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “davanın esasına girmeden”, “delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı CMK’nın 223 (9)’ncu maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı ve kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı CMK’nın 119 hükmü uyarınca aramada …), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı CMK’nın 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde “herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir. ) bile, “delil takdiri” yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hakimin, 5271 sayılı CMK’nın 223 (9) bağlamında bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.
Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.
Kanaatimizce, “derhâl” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ve 38. maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan
“Lekelenmeme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “ilâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan …” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
5271 sayılı CMK’nun 223 (9)’ncu maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.
Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.
Somut olayda, …, …, …, …, …, … ve … hakkında silahlı suç örgütüne üye olmak suçundan yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanıkların üzerlerine atılı bu suçlardan CMK 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraatine karar verilmiş olup, işbu karar o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmiştir. 10.09.2020 tebliğnameden de anlaşılacağı üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, işbu kararın zamanaşımı sebebiyle bozulması gerektiği görüşündedir. Her ne kadar …, …, …, …, …, … ve … ‘in üzerine atılı suç nedeniyle zamanaşımı süresi dolmuşsa da usul ve yasaya uygun olan beraat kararı yerinde olduğundan, tebliğnamedeki zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi yönüdeki düşünce benimsenmemiştir.
15.04.2020 gün ve 13100 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinde yapılan değişikliğin, sanıklar … ve … hakkında yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Sanıklar … ve … hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümde, yağma suçunun silahla ve birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği yönündeki oluşa uygun kabul karşısında; hüküm kısmında TCK’nın 149. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (c) bentlerinin yanında (g) bendinin yazılması, mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilip bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre, o yer Cumhuriyet Savcısı, katılan … vekili ve sanıklar … ile … müdafiilerinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, eleştiri dışında usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin kısmen isteme uygun olarak ONANMASINA, 08.02.2021 günü oy birliğiyle karar verildi.