YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8996
KARAR NO : 2021/2175
KARAR TARİHİ : 03.03.2021
Davacı … Tüylü ile davalı … arasındaki alacak davasına dair …Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 10.12.2015 günlü ve 2014/114 Esas – 2015/405 Karar sayılı hükmün bozulması hakkında Hukuk Dairesince verilen 17/10/2019 günlü ve 2016/28537 Esas – 2019/10189 Karar sayılı ilama karşı davalı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalıya ait evde çocuk eğiticisi ve ev hizmetleri işçisi olarak 16/03/2001 – 14/02/2014 tarihleri arasında haftada 6 gün 09:00 – 20:00 saatleri arasında 1.800,00 TL ücret ile çalıştığını, hizmet süresi boyunca ödenmeyen haklarının ödenmesini ve sigorta pirimlerinin yatırılmasını talep ettiğinden, bildirim süresine uyulmayarak işten çıkarıldığını, iş akdinin sona ermesi sebebiyle ücret, kötü niyet, haksız fesih, hizmet belgesi verilmeme tazminatı, fazla mesai, genel tatil, asgari geçim indirimi ve izin alacağından fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak toplam 800,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı; davacının 2003 yılı mart ayından itibaren çalışmaya başladığını, haftanın üç günü rutin ev işlerini yaptığını, sigorta primlerinin davacı tarafça yatırılması için uzun süre davacıya elden ödendiğini, ancak yapılan kontrolde primleri SGK’ya ödemediğinin tespit edilmesi ve davacıya bildirilmesi üzerine, davacının sigortasının ödenmesini istemediğini, yine parayı elden alması gerektiğini beyan ederek şubat sonu itibari ile işten ayrılacağını beyan ederek kendisinin ayrıldığını, fazla çalışma yapmadığını, genel tatillerde çalışmadığını, asgari geçim indiriminin ödenen ücret içinde olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 100,00 TL asgari geçim indirimi ve 100,00 TL izin ücretinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine, asgari geçim indirimi ve izin ücretinin fazlaya ilişkin kısımlarının saklı tutulmasına, diğer taleplerin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 17.10.2019 günlü ve 2016/28537 E-2019/10189 K. sayılı ilamı ile “…dinlenen davalı tanıklarının beyanları duyuma dayalı olduğu ve feshe ilişkin davalı tarafça dosyaya her hangi bir belge sunulmamış olması nedeniyle mahkemenin feshe ilişkin kanaati yerinde değildir. Bu durumda davalının iddiasını ispatlayamadığının kabulü ile taraflar arasındaki hizmet akdinin davalı tarafından haklı bir neden olmadan sona erdirildiğinin kabulü gerekir. Kabule göre de, mahkemece; emsal ücret araştırması yapılarak, bu hususta tanık beyanları da değerlendirildikten sonra davacının ücreti belirlenip, bu ücret üzerinden 818 Sayılı BK’na göre talepleri hakkında bir karar verilmesi gerektiği, davacının fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti alacağı varsa, bu alacaklarının da 818 Sayılı BK’nun 329 ve 334. maddelerine göre hesaplanması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup, bozma nedenidir…” gerekçesiyle bozulmuştur.
Davalı, daire ilamına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- 4857 Sayılı Yasa’nın 4. maddesinin Birinci Fıkrası’nın (e) Bendi uyarınca, “ev hizmetlerinde çalışanlar” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Ev hizmetlerinde aşçı, uşak, temizlikçi gibi işlerde çalışan işçi ile ev sahibi işveren arasındaki uyuşmazlığın iş mahkemesi
yerine genel mahkemelerde çözümlenmesi gerekir. İş Kanunu kapsamı dışında bırakılan bu hizmetleri gören kimselerle bunları çalıştıranlar arasındaki hukuki ilişkilerden Borçlar Kanununun hizmet akdine ilişkin hükümleri uygulanır. Sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle 818 Sayılı Kanun hükümleri geçerli olmakla birlikte uyuşmazlık sözleşmenin sona erme tarihinde uygulanacak hükümlere ilişkindir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir.
Davacı’nın istemleri arasında ihbar tazminatı, kötüniyet tazminatı, haksız fesih tazminatı, hizmet belgesi verilmemesi tazminatı, fazla mesai ücreti, AGİ, genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti yer olmaktadır. BK.’nun 435. Maddesi’nde, “Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak bildirmek zorundadır. Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve koşullar, haklı sebep sayılır.” hükmü, yine BK.’nun 438. Maddesi’nde ise, “İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir. Belirli süreli hizmet sözleşmesinde işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir. Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz.” hükmü vazedilmiştir.
Yine, BK.nun 402. maddesinde fazla çalışmayla ilgili düzenleme mevcut olup, ” İşveren, fazla çalışma için işçiye normal çalışma ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemekle yükümlüdür. İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma ücreti yerine, uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin verebilir.” BK.nun 432. maddesine ise, feshi ihbar süreleri düzenlenmiştir.
Somut olayda; davacı, davalıya ait evde çocuk eğiticisi ve ev hizmetleri işçisi olarak 16/03/2001-14/02/2014 tarihleri arasında haftanın 6 günü saat 09:00’dan, 20:00’ye kadar 1.800,00 TL ücret ile çalıştığını, ücret alacaklarını ve sigorta pirimlerinin yatırılmasını istemesi üzerine hizmet akdine son verildiğini iddia ederek kötü niyet tazminatı, haksız fesih tazminatı, hizmet belgesi verilmeme tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, genel tatil ücreti, asgari geçim indirimi ve izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı taraf ise davacının sigortalı olmayı istemediğini, sigorta primi kadar paranın kendisine elden ödenmesini talep ettiğini, bu talebinin kabul edilmemesi üzerine şubat sonu itibari ile işten ayrılacağını beyan ederek kendisinin işi bıraktığını savunmuştur. Mahkemece, dinlenen yeminli tanık anlatımları ile, davacıya isteği üzerine sigorta pirimini kendisinin ödemesi koşulu ile ücret ödendiği, davacının primin kendisine elden verilmesine rağmen SGK’ya primlerini yatırmadığının tespit edilmesi ve yasa uyarınca ev hizmetlerinde sürekli çalışanların sigorta kapsamına alınması gerektiğinin kabul edilmesi üzerine pirimi elden ödemeyeceklerini beyan etmeleri üzerine davacının kabul etmeyerek kapıyı çarpıp çıktığı, tekrar aynı taleple geldiği ve davalı tarafın kabul etmemesi üzerine evi terk ettiği tespit edilmiş olup, evi terk ve bir daha gelmeme eylemi ile akdin sona erdiği anlaşıldığından bu hali ile akdin davacı tarafça feshedildiği kanaatine varılmıştır. Ancak, dinlenen davalı tanıklarının beyanları duyuma dayalı olduğu ve feshe ilişkin davalı tarafça dosyaya her hangi bir belge sunulmamış olması nedeniyle mahkemenin feshe ilişkin kanaati yerinde değildir. Bu durumda davalının iddiasını ispatlayamadığının kabulü ile taraflar arasındaki hizmet akdinin davalı tarafından haklı bir neden olmadan sona erdirildiğinin kabulü gerekir. Kabule göre de, mahkemece; emsal ücret araştırması yapılarak, bu hususta tanık beyanları da değerlendirildikten sonra davacının ücreti belirlenip, sözleşmenin sona ermesine ilişkin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanarak her bir alacak kaleminin doğduğu zamandaki yasa hükümleri dikkate alınarak ilgili madde hükümlerince hesaplama gerçekleştirilmelidir.
Ne var ki, mahkeme kararı, yukarıda açıklanan gerekçe ile bozulması gerekirken, zuhulen Dairemizin bozma kararının 1.bendindeki başka gerekçe ile bozulmuştur.
Bu nedenle, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 17.10.2019 günlü ve 2016/28537 E-2019/10189 K. sayılı ilamının birinci bendinin ilam metninden çıkarılarak, birinci bende yukarıda açıklanan değişik gerekçenin eklenmesine karar verilmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davalının sair karar düzeltme itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle HUMK’nun 440. maddesi gereğince davalı tarafın karar düzeltme talebinin kabulü ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 17.10.2019 günlü ve 2016/28537 E-2019/10189 K. sayılı ilamının birinci bendinin ilam metninden çıkarılarak, birinci bende yukarıda açıklanan değişik gerekçenin eklenmesi suretiyle mahkeme kararının BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davalı tarafın sair karar düzeltme taleplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 03.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.