YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5317
KARAR NO : 2021/3560
KARAR TARİHİ : 12.04.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.06.2018 tarih ve 2017/619 E- 2018/753 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 28.05.2020 tarih ve 2018/2003 E- 2020/534 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, dava dışı… Ltd. Şti. ile müvekkili arasındaki bayilik sözleşmesi gereği verilmesi gereken teminatın karşılığı olarak davalı banka tarafından düzenlenen 24.12.2015 tarihli 23.12.2016 tarihine kadar süreli 1.000.000.-TL bedelli teminat mektubunun müvekkiline verildiğini, daha sonra davalı bankanın 16.12.2016 tarihli yazısı ile söz konusu teminat mektubunun süresinin 23.12.2017 tarihine kadar uzatıldığını, teminat mektubunun aslı ile süre uzatım yazısı 28.04.2017 tarihinde davalı bankaya sunularak tazmin talebinde bulunulduğunda ise davalı bankanın tazmin taleplerini reddettiğini, daha sonra öğrenildiği üzere lehdar…’ın müvekkiline süre uzatım yazısı aslını değil aslından ayırt edilemeyecek derecede benzer renkli bir fotokopisini sunduğunu, aslını ise bir süre sonra bankaya iade ettiğini, davalı bankanın tazmin taleplerini reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, süre uzatım yazısının ancak teminat mektubu aslı ile birlikte hüküm ifade edeceğini, süre uzatım yazısı aslının bankada olmasının garantiyi sona erdirmeyeceğini ileri sürerek teminat mektup bedeli 1.000.000.-TL’nin 28.04.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, süre uzatım yazısı düzenlendikten sonra aslının müvekkiline iade edildiğini, bu yazı olmadan teminat mektubunun süresinin geçmiş olduğundan hükümsüz hale geldiğini ve 06.03.2017 tarihinde çıkışının yapıldığını, davalının ise 28.04.2017 tarihinde süre uzatım yazısının renkli fotokopisi ile talepte bulunduğunu, haklı olarak tazmin talebinin reddedildiğini, müvekkilince davacıya süre uzatımına ilişkin sözlü teyit verilmesinin söz konusu olmadığını, teminat mektubunun iadesi ile tazmin yükümlülüğünün sona ereceğini, davacının ancak yasal faiz talebinde bulunabileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacı ile dava dışı… Ltd. Şti. arasında bulunan ticari ilişki sebebiyle dava dışı şirketin davalı banka tarafından düzenlenen 24.12.2015 tarihli U2015122400621 sayılı teminat mektubunu davacı şirkete verdiği, söz konusu teminat mektubunun geçerlilik süresinin 23/12/2016 tarihi olduğu, ancak davalı banka tarafından 16.12.2016 tarih 150 sayılı süre uzatım yazısı ile 23.12.2017 tarihine kadar uzatıldığı, davacı tarafça teminat mektubu aslının ve süre uzatım yazısı aslının davacı şirket tarafından bankaya 28.04.2017 tarihinde ibraz edildiği, ancak davalı banka tarafından aynı tarihli cevabi yazıda süre uzatım yazısı aslının daha önce lehdar tarafından kendilerine iade edildiğinin belirtildiği, bu nedenle davacının tazmin talebinin yerine getirilemeyeceğinin belirtildiği, ancak söz konusu teminat mektubu uzatım yazısı aslının tazmin talebinden önce lehtar Özpam şirketi tarafından iade edildiğine ilişkin herhangi bir iade tutanağı yada teslim tutanağının mahkemeye ibraz edilmediği, sadece davalı bankanın bu şekilde beyan dilekçesi sunduğu, ancak davacı tarafından ibraz edilen teminat mektubunun orijinal nüshası olduğu konusunda her iki taraf arasında da bir uyuşmazlığın bulunmadığı, teminat mektubu uzatım yazısı aslının bankaya iade edildiği varsayılsa dahi basiretli bir tacir olan ve güven kurumu niteliğinde olan bankanın lehdardan geri aldığı süre uzatım yazısına ilişkin bir belge düzenlemesi gerektiği, ayrıca teminat mektubu aslının verildiği davacı şirkete de iade edilen uzatım yazısına muvafakatlerinin bulunup bulunmadığı ya da teminat mektubu aslının iadesi hususunda başvuru yapılması gerektiği, teminat mektubu aslı kendisine sunulmadan ya da bunun hükümsüzlüğüne veya geçersizliğine ya da kaybolduğuna ilişkin bir mahkeme kararı olmaksızın risk çıkışı yapan davalı bankanın sorumlu olduğu, davacı tarafça avans faizi talep edilmiş ise de teminat mektubundaki hüküm uyarınca ancak yasal faiz talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 1.000.000.-TL teminat mektubu bedelinin 28.04.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesinde; banka teminat mektupları kıymetli evrak niteliğinde olmayıp, somut olayda davalı bankanın davaya konu teminat mektubunun eki niteliğindeki süre uzatım yazısını düzenledikten sonra davacı muhatap yerine lehdara teslim etmesi banka yönünden kusur teşkil etmekte olup, ayrıca banka teminat mektubunun süresinin uzatılmış olduğu davalı bankanın da kabulünde olduğu, süre uzatım yazısı teminat mektubunun eki niteliğinde olup ancak teminat mektubu ile birlikte hüküm ifade edeceğinin anlaşıldığı, tek başına hüküm ifade etmeyecek olan süre uzatım yazısı aslının bankanın elinde olması garantiyi sona erdirmeyeceğinin anlaşıldığı, süre uzatım yazısı aslını dava dışı lehdardan iade alan davalı bankanın, lehdardan teminat mektubu aslının da iadesini istemesi ve teminat mektubuna ilişkin riskin sona erdiği yönünde davacı muhatabın muvafakatini alması gerekmekte olup, davalı bankanın bu yükümlülüklerini de yerine getirmeyerek kusurlu davrandığı, öte yandan teminat mektubu aslını kendisinde bulunduran davacı muhatabın, lehdar tarafından verilen ve ilk bakışta aslından ayırt edilemeyecek nitelikte olan süre uzatım yazısı renkli fotokopisini kabul etmesinin onun yönünden müterafik kusur teşkil etmeyeceği (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 30.11.2015 tarihli 2015/10116 E., 2015/ 12679 K. sayılı ve 28.11.2011 tarihli 2009/14190 E., 2011/15962 K. sayılı emsal kararları), gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 51.232,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 12.04.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda gerek Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekse Yargıtayca hükmedilecek istinaf red harcı ile temyiz onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.
492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,
(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,
1/e maddesinde de “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı” düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.
Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)
Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir.(Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)
1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.
Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.
Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararına, alınan harcın niteliğine göre maktu olmalıdır.
Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.