YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4259
KARAR NO : 2019/9612
KARAR TARİHİ : 30.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … vekili, davalının uzun yıllardır davacının 3/20 oranında maliki olduğu 175 ada 135 parsel ve 239 ada 240 parsel sayılı taşınmazlar üzerinde inşa ettiği yapılarda hayvancılık yaptığını, aradan geçen uzun süre içerisinde taşınmazın tamamını bedeli karşılığında satın alacağı yönündeki taahhütlerine uymadığını ve işgalini sürdürdüğünü açıklayarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla taşınmaz üzerindeki davalı müdahalesinin önlenmesi ile ahır benzeri yapıların kaldırılmasını, kaldırma talebinin kabul edilmemesi halinde şimdilik 1.000,00 TL kâl bedelinin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı …, dava konusu arazi hakkında … Kadastro Mahkemesinde 1988/5 sayılı dosya ile derdest dava bulunduğunu, bu arazi üzerinde yaklaşık 40 yıldır malik ve zilyet olarak oturduğunu, davacının dayanağı olan tapu kaydının davaya konu araziye ait olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava konusu 175 ada 239 parsel sayılı taşınmaza davalının müdahalesinin önlenmesine, 09.11.2015 tarihli fen bilirkişisinin krokili raporunda (A) harfi ile gösterilen 2,23 m2’lik kısım üzerindeki yapının kal’ine, dava konusu 175 ada 240 parsel yönünden açılan davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz’ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus TMK’nin 684. maddesinde açıkca vurgulanmıştır. Ne varki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasa’nın 1605 sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar Yasası’nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır. Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır. 298l sayılı Yasa’nın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten, bir kimse kendisine veya Yasa’nın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olaya gelince, dava konusu 239 parsel yönünden yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de dosya kapsamı incelendiğinde yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Dosya içinde yer alan tapu kaydında arsa vasıflı taşınmazın 3/20 hissesinin davacıya 03.12.2013 tarihinde intikalen tescil edildiği görülmekte olup taşınmazın ilk tesis tarihinden itibaren tedavüllü kayıtları ise getirtilmemiş ve davalı tarafından yapılan taşkın yapının imar uygulamasıyla oluşup oluşmadığı üzerinde durulmamıştır.
Mahkemece, tedavüllü tapu kayıtları getirtilerek davaya konu bölgede imar uygulaması yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, yapılmış ise taraflara ait imar öncesi ve imar sonrası tüm kayıtlar ve krokiler getirtilerek mahalline uygulanmalı, davalının çekişmeli yeri kullanımının imar uygulamasından kaynaklanıp kaynaklanmadığı belirlenmeli, imar uygulamasından kaynaklanıyor ise çekişmeli yerde davalının imar öncesinde hukuken korunmaya değer bir hakkının bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Müdahalenin, imar uygulaması neticesinde meydana geldiğinin ve davalının korunmaya değer bir hakkı olduğunun tespiti halinde, yıkımı istenen yapının bedeli depo ettirilmek suretiyle, imar öncesi davalının korunmaya değer bir hakkı bulunmadığının belirlenmesi halinde ise bedel depo edilmeksizin yıkıma karar verilmelidir.
İzah edilen şekilde yöntemince araştırma yapılıp oluşacak sonuç dairesinde bir karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalının yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.