YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1919
KARAR NO : 2020/5538
KARAR TARİHİ : 28.10.2020
MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT
Taraflar arasındaki davadan dolayı …8. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 05.04.2016 gün ve 2014/439 Esas – 2016/210 Karar sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 20.02.2020 gün ve 2016/14835 Esas – 2020/1149 Karar sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Davacı, 2277 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payının yurtdışında yaşadığı için vergi işlemlerinin yapılması gerektiği yönünde kendisini kandıran yeğeni Meltem’in hile ile aldığı vekaletname ile diğer davalı kız kardeşi …’ya satış yoluyla devredildiğini, Sema ve Meltem’in anne-kız olup el ve işbirliği içinde hareket ettiklerini, satış bedeli almadığı gibi satış iradesinin de bulunmadığını ileri sürerek, tapu iptali ve tescile, olmadığı takdirde bedele karar verilmesini istemiştir.Davalılar, zamanaşımı süresinin geçtiğini, taşınmazdaki çekişmeli pay bedelinin davacıya ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin olarak verilen karar, Dairece onanmış, bu karara karşı davacı tarafından süresinde karar düzeltme isteğinde bulunulmuştur. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının … 5. Noterliği’nin 03.08.2001 tarih ve 23705 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile … ili, ilçeleri, nahiye ve köyleri hudutları dahilindeki taşınmazlarını dilediği kişi ya da kişilere dilediği bedel ve şartlarda satması ve gerekli işlemleri yapması için davalılardan …’yı vekil tayin ettiği, davalı …’in anılan vekaletnameyi kullanarak dava konusu 2277 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki davacıya ait payları 05.05.2003 tarihinde satış suretiyle diğer davalı …’ya devrettiği, …’nın da 22.12.2003 tarihinde dava dışı …’ye satış yoluyla temlik ettiği kayden sabittir. Hemen belirtilmelidir ki, tapu iptali ve tescil davaları son kayıt malikine karşı yöneltilmesi gerekmekte olup, eldeki davada kayıt maliki aleyhine açılmış tapu iptali ve tescil davası bulunmadığından, tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacının tapu iptali ve tescil isteğine yönelik karar düzeltme isteği yerinde görülmediğinden REDDİNE. Davacının terditli tazminat talebine yönelik karar düzeltme isteğine gelince;Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.4721 sayılı TMK’nın 6. maddesinde; ‘’ Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. ‘’, 6100 sayılı HMK’nın 190/1. maddesinde; ‘’ İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. ‘’ düzenlemelerine yer verilmiştir.Vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tazminat istekli davalarda vekil satış bedelini vekil edene ödediğini ispat etmekle yükümlüdür.
Somut olaya gelince, davalılar tarafından taşınmaz bedelinin davacıya ödendiği usulüne uygun olarak kanıtlanamamış olmasına rağmen mahkemece anılan ispat yükü ters çevrilmek suretiyle davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir.Hal böyle olunca, tazminat isteği yönünden davanın tüm davalılar bakımından kabulü ile dava konusu taşınmazın dava tarihindeki rayiç bedeli üzerinden davacının payı oranında bedele karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.Anılan bu husus karar düzeltme isteği üzerine bu defa yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, davacının tazminat talebi bakımından yerinde görülen karar düzeltme isteğinin kabulüne, tapu iptal-tescil talebine ilişkin karar düzeltme nedenleri yerinde görülmediğinden reddine, Dairenin 20/02/2020 gün ve 2016/14835 Esas, 2020/1149 Karar sayılı onama kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, yerel mahkemenin 05/04/2016 gün ve 2014/439 Esas, 2016/210 Karar sayılı kararının yukarıda açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince değişik gerekçeyle BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 28/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.