Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2016/11635 E. 2020/2915 K. 03.06.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/11635
KARAR NO : 2020/2915
KARAR TARİHİ : 03.06.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı Hazine vekili, davalı adına kayıtlı 275 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının … Nehri kıyısında kaldığını, bir kısmının ise kuru dere etkisi altında kaldığını öne sürerek davalı adına olan tapusunun iptali ile hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı …, dava konusu taşınmazın kayınpederi … tarafından 70-80 yıl kullanıldığını, miras yolu ile kendisinin eşi … …’a intikal ettiğini, eşinin talebi ile taşınmazın kendisinin adına tescil edildiğini,1968 yılında sele maruz kaldığını, hemen akabinde ıslah edildiğini ve yıllardır kullanıldığını, … Nehrinin sağı ve solunun hep aynı durumda olduğunu, tüm tarım arazilerinin akım şeridinde olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporları ve … Asliye Hukuk Mahkemesinde 1989/71 Esas sayılı dosyası kapsamında, davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın fen bilirkişisi raporunda, C harfi ile gösterilen kısmının tapu kaydının iptali ile dere yatağı olarak terkinine, A ve B harfleri ile gösterilen kısımları yönünden ise davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, nehir yatağında kalan yerler bakımından tapunun iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle; “dava şartı” ile “kesin hüküm” kavramlarının temel hukuki esasları üzerinde durulmasında yarar vardır.
Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Diğer bir anlatımla; dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır.
Dava konusu uyuşmazlığın daha önce bir kesin hüküm ile çözümlenmemiş olması da (olumsuz) dava şartıdır. Birinci dava ile ikinci davanın müddeabihlerinin (konusunun), dava sebeplerinin (vakıaların) ve taraflarının aynı olması maddi anlamda kesin hüküm oluşturur. Kesin hüküm, hem bireyler için hem de devlet için hukuki durumda bir kararlılık ortaya koyar. Bununla, hukuki güvenlilik ve yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir.
Mahkeme, hem davanın açıldığı günde, hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartları dava açılmasından hüküm verilmesine kadar varolmalıdır.
Yukarıdaki açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde, davalının aşamalardaki beyanlarında dava konusu yerle ilgili olarak … Asliye Hukuk Mahkemesinde 1989/71 Esas sayılı dava dosyası ile davanın görüldüğünü, bu mahkeme kararının eldeki dava bakımından kesin hüküm oluşturduğunu iddia ettiği, Mahkemece de kararın gerekçe kısmında bu dosyaya atıf yapıldığı anlaşılmıştır.
Bu durumda Mahkemece, anılan mahkeme kararının, HMK’nin 303. maddesi anlamında eldeki dava bakımından kesin hüküm oluşturup oluşturmadığının denetlenmesi açısından, dosyanın bulunduğu yerden getirtilerek keşif sırasında dosya kapsamı göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması, kararın ve karar içeriğinde yer alan 1328 tarihli 14 numaralı tapu kaydının keşifte zemine uygulanması, bilirkişilerden gerekçeli denetime açık rapor alınması, dava konusu yerin tamamının veya bir kısmının karar kapsamında kalıp kalmadığının saptanması, önceki Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu ve ekindeki krokinin uygulanma kabiliyetinin olup olmadığı yönünde görüş istenmesi, Hazine’nin taraf olup olmadığının denetlenmesi ondan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar göz ardı edilerek karar verilmesi doğru olmamıştır.
Kabule göre de; kural olarak, dere yatakları Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir. Aktif dere yatakları ile derenin etki alanında kalan yerlerin kazanılması da mümkün bulunmamaktadır. Yine TMK’nin 999/2 maddesinde belirtildiği üzere tapuya kayıtlı bir taşınmaz kayda tabi olmayan bir taşınmaza dönüşürse bu durumda tapu sicilinden terkin edilir hükmü de düzenlenmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olaya gelindiğinde; dava konusu 275 ada 1 parsel sayılı taşınmazın, kadastro çalışmaları esnasında senetsizden bahçe vasfı ile 18.03.2011 tarihinde davalı adına tespit ve tescil edildiği, davalının cevap dilekçesinde taşınmazın 1968 yılında sele maruz kaldığını, hemen akabinde ıslah edildiğini ve yıllardır kullanıldığını, … Nehrinin sağı ve solunun hep aynı durumda olduğunu, tüm tarım arazilerinin akım şeridinde olduğunu, keşif esnasında ise taşınmazı ekecek ve kullanacak gücü olmayan kızlar yönünden kullanıp, onlara bir yardım etmek istediğini, uzun zamandır burasının hiç bir şekilde ekilip biçilmediğini, kendi çabasıyla yaklaşık bir yıl önce burayı yeni sürdüğünü beyan ettiği, keşif sonrası düzenlenen raporlarda ziraat mühendisi bilirkişinin, taşınmazın B harfi ile gösterilen kısmının sürülü olduğunu, ancak ekili dikili fidan/fidenin olmadığını, A harfi ile gösterilen kısmının ise birbiri içine geçmiş çalılık, niteliğinde olduğunu, jeoloji mühendisi bilirkişinin ise keşif tarihi itibarıyla taşınmazın … Nehri kıyı çizgisine mesafesinin 60-65 metre, kot farkının ise 2 metre olduğunu, parsel ve çevresinde geniş alüvyonlar bulunduğunu, alüvyon malzemenin içerisindeki blok ve çakılların varlığının, geçmiş yıllarda parsel içlerine kadar meydana gelmiş taşkın veya nehir feyezanının göstergesi olduğunu bildirdiği anlaşılmıştır.
O halde; dava konusu taşınmazın A ve B harfi ile gösterilen kısımlarının davalı beyanları ve keşif sonrası alınan raporlardan anlaşıldığı üzere aktif dere yatağı sınırları içerisinde olduğu tespit edilmekle TMK’nin 999/2 maddesi gereği tapulu taşınmazın sonradan kayda tabi olmayan taşınmaza dönüşen yer olduğu dikkate alınarak bu kısımlar yönünden de davanın kabulü ile tapudan nehir yatağı olarak terkinine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazine temsilcisinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 03.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.