YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6868
KARAR NO : 2020/5632
KARAR TARİHİ : 07.10.2020
Bölge Adliye
Mahkemesi : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No : 2018/601-2019/1349
İlk Derece
Mahkemesi : İzmir 9. İş Mahkemesi
No : 2015/1-2017/472
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince hükümde belirtilen gerekçelerle istemin kabulüne dair verilen karara karşı fer’i müdahil Kurum ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın temyizen incelenmesi feri müdahil Kurum avukatı tarafından istenilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili, davacının davalı derneği ait işyerinde 08.07.1991 – 31.05.1993 tarihleri arasında çalıştığının tespiti ile Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı vekili, 5 yıllık hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davacının iddiasını yazılı belgeler, somut ve inandırıcı deliller ve bordro tanıkları ile kanıtlaması gerektiğini beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
Fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekili, hak düşürücü süre itirazında bulunarak, davacının çalışma iddiasını yazılı belgeler bağlamında somut ve inandırıcı delillerle kanıtlaması gerektiğini beyanla, davanın reddini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda “Davanın kabulü ile ;
Davalı … Kulübü Derneğine ait 20415.35 sicil sayılı işyerin de; 8.7.1991 – 31.5.1993 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak asgari ücretle 684 gün çalıştığı, 601 günlük çalışmasının Kuruma bildirildiği, 83 günlük çalışmasının bildirilmediğinin tespitine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince; İzmir 9. İş Mahkemesi’nin 11.12.2017 tarih, 2015/1 Esas ve 2017/472 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekili ile fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Fer’i müdahil kurum vekili fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının iddia ettiği tarihlerde çalıştığını ispatlar mahiyette yeterli ve inandırıcı deilller elde eldilmeden, yeterli araştırma yapılmadan salt tanık anlatımlarına dayalı eksik inceleme ile karar verildiğini, kararların usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE ESASIN İNCELEMESİ:
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, feri müdahil Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79’uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6’ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, söz konusu onuncu fıkrada, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca belirlenmeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile ispatlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Anılan Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun beşinci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun üçüncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Ancak söz konusu Yönetmelikle tespit edilen belgelerin bu meyanda işe giriş bildirgesinin verilmesi durumunda hak düşürücü sürenin işlememesi, ancak iş bu belgelerin içerdiği işe başlama tarihinden sonraki dönem için söz konusudur.
Eldeki dosya kapsamında, Davalı … Kulübü Derneğine ait 20415.35 sicil sayılı işyerinden adına verilmiş işe giriş bildirgesine rastlanılmaması, hizmet döküm cetvelinde davacı … için davalı işyerinden 15.08.1991 tarihi itibariyle sigorta bildiriminin yapılmış olması karşısında hizmet tespiti yönünden hak düşürücü sürenin kesilmesi 15.08.1991 öncesi için değil, sonrasındaki (bu tarih dahil) çalışma dönemi için söz konusu olduğu belirgindir.
Yukarıda açılanan maddi ve hukuki bilgiler ışığında mahkemece dava konusu dönem olan 08.07.1991-15.08.1991 tarihleri arası dönem açısından hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi bakımından, davalı işveren tarafından davacı için 15.08.1991 tarihinden önce kuruma işe giriş bildirgesinin verilip verilmediği veya bildirimin yapılıp yapılmadığı yahut buna ilişkin kurum tarafından bir tespitin yapılıp yapılmadığı araştırılmalı ve çalışma olgusuna dair karar verilmeli, hak düşürücü süreyi kesecek bir durumun olmadığı sonucuna varıldığı takdirde ise işbu davanın, hizmetin sona erdiği 31.05.1993 tarihini izleyen yılın sonundan başlayan hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçmesinden sonra yani 02.01.2015 tarihinde açıldığı gözetilerek; 08.07.1991-15.08.1991 arası döneme ilişkin istemi hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmelidir.
O hâlde, fer’i müdahil kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ve Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oyçokluğu ile 07/10/2020 gününde karar verildi.
KARŞI OY
Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmaların tespitine ilişkin dava şartları, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesinde belirtilmiştir. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte belirtilen belgelerin işveren tarafından kuruma verilmemiş olması ya da çalışmaların Kurum tarafından saptanmaması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması şeklinde ifade edilmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf sigortalının dönem bordrolarının verildiği dönem öncesinin hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı noktasından kaynaklanmaktadır.
Bildirimsiz kalan sigortalı çalışmaların tespiti davalarının, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılabileceği öngörülmüştür. Bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu Yargıtay’ın yerleşmiş, oturmuş görüşlerindendir.
Hak düşürücü süre hak sahibinin hakkın korunması için kanun veya sözleşme ile belirlenen süre içerisinde belirlenen eylem veya işlemleri yapmaması nedeniyle hakkın sona ermesi sonucunu doğuran süre olarak tarif edilmektedir. Hak düşürücü süreyi kaybettirici zamanaşımından ayıran en önemli özelliği; hak düşürücü sürenin mahkemece kendiliğinden gözetileceği ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durmasının söz konusu olmamasıdır. Çoğunluğun kabul ettiği şekilde prim kesintisi yapılmasının hak düşürücü süreyi kestiği önceki dönemin ise hak düşürücü süreye uğradığının kabulü hak düşürücü sürenin tanımına ve özelliklerine uymaz.
506 sayılı Kanunun 79/1 maddesinde açıkça, işveren tarafından sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiğinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nde, işveren tarafından Kuruma verilmesi gereken belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. olarak belirtilmiştir. Bu belgelerden herhangi birinin Kuruma verilmesi veya Kurum tarafından fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir..
Kesintili çalışma halinde de, yukarıda açıklanan hususlar her bir çalışma dönemi açısından geçerli olacaktır.
Yönetmelikte belirtilen işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. belgelerin Kuruma verilmesi halinde bu tarihten öncesinde başlayan çalışma sonrasında da kesintisiz olarak devam etmiş ise; başka bir anlatımla blok bir çalışma dönemi varsa bu dönem içerisinde yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi halinde hak düşürücü süreden söz edilmeyecektir. Zira bu belgeler verilmekle sigortalının çalışmasından Kurum haberdar olduğundan, artık gerekli denetimleri yapmak sigortalının sigortalı hizmetlerinin eksiksiz bildirilmesini sağlamak Kurum sorumluluğundadır. Denetim görevini yapmayan Kurum’un kendi kusurundan yaralaması düşünülemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.2.2003 gün ve 2003/21-44- 98, 23.4.2004/21-369- 371 27.2.2008 gün ve 2008/21-163-207, 14.11.2012 gün ve 2012/21-735-795 Esas ve Karar sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir
Somut olayda da, bu ilkeler kapsamında prim bordrolarının verildiği ve hizmetlerinin bildirildiği 15.8.1991 tarihinden önceki dönem yönünden de hak düşürücü sürenin geçmediği açıktır. Mahkemece verilen karar yerinde olduğundan, kararın onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Sayın çoğunluğun kararına bu nedenle katılmıyorum.