YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/2723
KARAR NO : 2013/19832
KARAR TARİHİ : 07.11.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 29. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.11.2011 tarih ve 2011/222-2011/53 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 05.11.2013 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında 21/02/2003 tarihli taşıma anlaşmasına dayalı olarak davalının Adana ilindeki direkt depo bayilerine tüp dağıtım işinin müvekkili şirketçe üstlenildiğini ve sözleşme gereklerinin yerine getirildiğini, sözleşmenin 4. maddesinde işbu anlaşmanın 21/02/2003 tarihinde imzalanmasına karşın taşıma işinin fiilen başlayacağı tarihten itibaren 3 yıl süre ile geçerli olacağı ancak davalının anlaşmanın sona eriş tarihinden en az 60 takvim günü önce veya müteahhit anlaşmanın sona eriş tarihinden en az 120 takvim günü önce yazılı fesih bildiriminde bulunmadığı takdirde anlaşmanın aynı koşullarla bir yıl daha uzatılmış sayılacağı hükmünün yer aldığını, 21/02/2006 tarihinden bugüne dek sözleşmenin bu şekilde uzayıp sürdüğünü, bu tarihten 60 gün öncesinde sözleşmenin yenilenmeyeceğine ait müvekkili şirkete bildirim yapılmaması nedeniyle aynı koşullarla sözleşmenin 21/02/2011 tarihine kadar uzamış sayılması gerektiğini, ancak davalının sözleşmedeki açık hüküm ve bildirimlere karşın sözleşmeyi haksız olarak tek yönlü feshettiğini ve müvekkili şirketteki tüpleri geri aldığını ileri sürerek haksız feshe dayalı müvekkilinin 151.596 TL kâr kaybından fazla haklar saklı kalmak üzere şimdilik 15.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 24/10/2011 tarihli ıslah dilekçesi toplam 89.357 TL’nin faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmedeki uzatma hakkının bir defaya mahsus bulunduğunu, takip eden yıllarda devam edeceğine dair sözleşmede hüküm bulunmadığını, bu kapsamda sözleşmenin 21/02/2006 tarihinde sona erdiğini, en son protokolün 21/02/2009 tarihinde yapılmasına göre sözleşmenin sona erme tarihinin 21/02/2010 olduğunu, kaldı ki sözleşmenin süresinden önce feshedilmediğini, sözleşmedeki hükümlere göre sözleşmenin kendiliğinden 21/02/2010 tarihinde sona erdiğini, bu nedenle davacının kâr mahrumiyetine ilişkin talebinin dayanağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, yanlar arasındaki sözleşme 2003 yılından itibaren 3 yıl süre ile sürmüş olup, 3.yılın sonundan önce sözleşmenin 4. maddesinde yazılı sürede sözleşme feshedilmediğinden ilk kurulan sözleşme 2006 yılından itibaren sürerek 2007 yılında kendiliğinden sona ermiş duruma girdiği, sözleşme koşullarında aynı usule ilişkin sözleşmenin süreceğine dair bir belirleme bulunmadığından sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği, sözleşmenin sona ermesinden sonra taraflar tekrar biraraya gelerek 2007 yılında 1 yıllık 2008 yılına kadar, 2008 yılında 1 yıllık ve 2009 yılına kadar, 2009 yılında da 2010 yılında bitmek üzere 1 yıllık olmak üzere sözleşme yaptıkları, bu sözleşmenin bir yıl olarak uzatıldığına ilişkin protokolde tarafların imzasının bulunduğu, bu kapsamda ilk sözleşmenin kendiliğinden devam etmediği, 2009 yılında yapılan protokolde de süre bir yıllık olup, buna göre yanlar arasındaki ilişkinin 21/02/2010 tarihinde sona erdiği, bu durumda sözleşmenin davalı tarafca haksız feshedildiğinin kabulü ile davacının kâr mahrumiyeti adı altında talepte bulunmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle yerinde görülmeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, taraflar arasında düzenlenen taşıma sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshi nedeniyle davacının sözleşme süresi sonuna kadar elde edemediği kar mahrumiyetinin tazmini istemine ilişkindir. Davacı, 21/02/2003 tarihinde imzalanan sözleşmenin 4. maddesinde, işbu anlaşmanın taşıma işinin fiilen başlayacağı tarihten itibaren 3 yıl süre ile geçerli olacağı ancak davalının anlaşmanın sona eriş tarihinden en az 60 takvim günü önce yazılı fesih bildiriminde bulunmadığı takdirde aynı koşullarla bir yıl daha uzatılmış sayılacağı hükmünün yer aldığını, 60 gün öncesinde davalı tarafından sözleşmenin yenilenmeyeceğine ait bildirim yapılmaması nedeniyle aynı koşullarla sözleşmenin 21/02/2011 tarihine kadar uzamış sayılması gerektiğini iddia etmiş, davalı da, ilk sözleşmenin bitim tarihi 21.2.2006 tarihinden itibaren birer yıllık protokol yapıldığından 21.2.2003 tarihli sözleşmenin 4. maddesi hükmünün artık uygulanmayacağını, en son protokolün 21/02/2009 tarihinde yapılmasına göre sözleşmenin sona erme tarihinin 21/02/2010 olduğunu savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda ilk sözleşmeden sonra taraflar arasında birer yıllık protokol yapıldığı, buna göre sözleşmenin 21/02/2010 tarihinde kendiliğinden sona erdiği, bu durumda sözleşmenin davalı tarafça haksız feshedilmediği, davacının kâr mahrumiyeti adı altında talepte bulunmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle yerinde görülmeyen davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedilip edilmediği ve haksız fesih edilmiş ise davacının talep edebileceği tazminat miktarı noktalarında toplanmaktadır. Davalının, hiçbir neden göstermeksizin sözleşmeyi feshettiği dosya kapsamıyla sabittir. Taraflar arasında ilk sözleşme 21.2.2003 tarihinde 3 yıllığına yapılmıştır. Daha sonra taraflar arasında 21.2.2007, 21.2.2008 ve 21.2.2009 tarihlerinde protokol düzenlenmiştir. Anılan protokollerde ilk sözleşme olan 21.2.2003 tarihli sözleşmeye ek olarak düzenlendiği ve 21.2.2003 tarihli sözleşmenin aynı koşullarla bir yıl daha uzatıldığı belirtilmiştir. Bu durumda mahkemenin kabulünün aksine ilk sözleşme ortadan kaldırılmamış, ilk sözleşmenin 4. maddesine açıklık getirilerek sözleşmenin devamı sağlanmıştır. Dosya kapsamından davalının süresinde feshi ihbarda bulunmadığı da sabit olup, mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshedildiğinin kabulü ile işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Ayrıca, davacının bu sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle elde edeceği net kazancı, yapabileceği tüm giderler ile davalı tarafça sözleşmenin feshi üzerine benzer nitelikteki bir işi ne kadar sürede temin edebileceği araştırılarak böyle bir işi edinmesi için gereken asgari makul süreye tekabül eden net kazanç tutarınca kazanç kaybının hesaplanması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.