YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2423
KARAR NO : 2013/19375
KARAR TARİHİ : 01.11.2013
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Eskişehir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/11/2012 tarih ve 2011/281-2012/472 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava dışı Delta Petrol Ürünleri Oto. Tic. Ltd. Şti.’nin ortağı olduğunu, TTK’nun 548.maddesi uyarınca denetim için görevlendirilen mali müşavir …tarafından hazırlanan raporda “davalının, şirketin faaliyeti ile ilgili olmayan konularda tıbbi malzeme alımı yaptığı, bu malzemelerin bir bölümünün imalatta kullanılmış gibi muhasebeleştirildiği, muhasebe kayıtlarının anlaşılır olmadığı, kasada mevcut olması gereken paranın bulunmadığı, ortaklara ödeme yapılmış gibi gösterilmesine rağmen, gerçekte ödeme yapılmadığının” tespit edildiğini, TTK’nun 320,334,336, 339. ve ilgili diğer maddeleri uyarınca davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 20.000,00 TL’nin davalıdan alınarak TTK’nın 336 maddesi uyarınca müvekkiline verilmesine, davalı tarafından verilen zararın dolaylı zarar olduğunun kabulü halinde ise bu paranın şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin olduğunu, şirket ortaklarının şirket faaliyetlerinden dolayı yönetim kurulu ya da müdürlerin yaptıkları işlemler nedeniyle dava açma olanaklarının bulunmadığını, Ortaklar Kurulu’ndan “sorumluluk davası açmak” için alınmış bir karar bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, ayrıca şirket müdürünün ibra edildiğini ve davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların ortağı oldukları dava dışı şirket tarafından şehir içi alıcılar hesabından yapılan muhasebe düzeltme işlemi ile ortakların hesaplarına geçirilen faiz dahil toplam 2.172.059,15 TL için 6111 sayılı Af Yasası kapsamında düzeltme işlemi yapıldığı ve bu alacak tutarı silindiği için ortaklardan herhangi bir tahsilat yapılmadığı, ortakların cebri icra ile takip edilmediği, şirket ortaklarının şirketten çektikleri ve muhasebe hataları sonucunda “şehir içi alıcılar” hesabında yer alan kayıtların 31.12.2010 tarihinde yasal defter kayıtlarında ilgili ortakların hesabına geçirildiği ve yine 6111 sayılı Yasa kapsamında Ortaklar Kurulu kararı ile düzeltilerek silindiği, şirketin ticari mal alım-satımları ile ilgili işlemlerin muhasebe sistemine göre tutulduğu ve süresinde işlendiği, 6111 sayılı Yasa kapsamında yasal düzeltme işlemlerinin yapılması nedeniyle davacının ve dava dışı şirketin zarara uğratılmadığı, 6111 sayılı Yasadan faydalanma konusunda Ortaklar Kurulu kararı bulunduğu, bu toplantıya katılan davacı vekilinin karara karşı muhalefet etmesine rağmen kararın oy çokluğu ile alındığı, davacının ve şirketin davalı tarafından zarara uğratıldığının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, şirket müdürünün eylemleri nedeniyle uğranılan doğrudan ve dolaylı zararın tahsili istemine ilişkindir. Yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak 6762 Sayılı TTK. nun 309 ve 340 ncı maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde yöneticilerin veya denetçilerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. Örneğin, bir kişinin bilançoya dayalı olarak pay sahibi olması; sermaye artırımında yeni pay alınmasının önlenmesi, yanıltıcı bilgi verilerek ortağın veya üçüncü kişinin ortaklığa borç vermesi gibi hallerdir. TTK.nun 336/5 nci maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler.
Somut olayda davacı vekili, TTK’nun 548.maddesi uyarınca denetim için görevlendirilen mali müşavir …tarafından hazırlanan raporda “davalının, şirketin faaliyeti ile ilgili olmayan konularda tıbbi malzeme alımı yaptığı, bu malzemelerin bir bölümünün imalatta kullanılmış gibi muhasebeleştirildiği, muhasebe kayıtlarının anlaşılır olmadığı, kasada mevcut olması gereken paranın bulunmadığı, ortaklara ödeme yapılmış gibi gösterilmesine rağmen gerçekte ödeme yapılmadığı, Palet Ltd.Şti’ne nervürlü demir satışı gösterilmesine ve fatura düzenlenmiş olmasına rağmen bu mala ilişkin sevk irsaliyesi bulunmadığı ve şirket kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının” tespit edildiğini, 6762 Sayılı TTK’nun 320,334,336, 339. ve ilgili diğer maddeleri uyarınca davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 20.000,00 TL’nin davalıdan alınarak TTK’nın 336 maddesi uyarınca davacıya verilmesine, davalı tarafından verilen zararın dolaylı zarar olduğunun kabulü halinde ise bu paranın şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda “6111 sayılı Yasa kapsamında yasal düzeltme işlemlerinin yapılması nedeniyle davacının ve dava dışı şirketin zarara uğratılmadığı” bildirilmiş ise de davacı vekili bu rapora karşı “mali müşavir …’ın hazırladığı rapordaki tespitlere dayanarak ve şirketin 6111 sayılı Yasa’dan faydalanmasının şirketin ve davacının zarar edip etmediğinin tespitinde dikkate alınamayacağı, hatta bu Yasa’dan yararlanmanın dahi işlerin süresinde ve usulüne uygun yapılmadığının dolayısıyla şirketin ve müvekkilinin zarara uğratıldığının göstergesi olduğu yönünde ciddi itirazlar ileri sürmüştür.
Bu itibarla mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında dava dilekçesindeki taleplerin niteliği de nazara alınmak suretiyle davacı vekilinin hükme esas alınan bilirkişi raporuna karşı ileri sürdüğü ciddi itirazları cevaplandıracak, şirketler hukuku alanında bir uzmanın ve muhasebecinin bulunduğu bilirkişi kurulu oluşturularak davalı şirketin defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması, denetime uygun rapor alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.