Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/12868 E. 2020/17456 K. 26.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/12868
KARAR NO : 2020/17456
KARAR TARİHİ : 26.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığın yokluğunda verilen hüküm mernis adresinde 7201 sayılı Kanun’nun 21. maddesine göre tebliğ edilmiş ise de; Öncelikle son adrese (ki bu adres mernis adresi olsa bile) tebliğ işleminin gerçekleşmesi gerekmektedir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesinin 2. fıkrası “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmünü amirdir. Yani bilinen son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, tebligat bu kez mernis adresine çıkartılmalıdır. 7201 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmüne göre de en nihayet 7201 sayılı Kanun’un 10. maddedeki keyfiyete rağmen tebliğ işleminin sonuçsuz kalması halinde mernis adresine 7201 sayılı Kanun’un 21/2. maddesine göre tebliğ işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu keyfiyete uyulmadan yapılan tebliğ işlemleri geçersiz olduğundan sanığın temyizinin öğrenme ile başladığı ve süresinde olduğunun kabulü ile yapılan incelemede ;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1) Mağdur hakkında düzenlenen Batman Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 30.12.2015
tarihli, 2015/902 sayılı adli muayene raporunda, ”…sol kulakta işitme azlığı ve sol gözde alacalı görme haricinde fonksiyonel araz saptanmadığının..” bildirildiği ve yaralanmanın
”…basit tıbbi müdahale ile giderilecek nitelikte hafif olmadığı, duyularından veya

organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına neden olduğunun…”, belirtildiği ancak raporun bu haliyle hüküm kurmaya elverişli olmadığı ayrıca Adli Tıp kriterlerine göre duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli yitirilmesine neden olan
yaralamaya ilişkin muayenenin olay tarihinden 18 ay geçtikten sonra yapılması gerekirken, olay tarihinden 18 ay geçmeden alınan rapora dayanılarak hüküm kurulduğu anlaşılmakla; mağdura ait tüm tedavi evrakları, geçici ve kati raporları temin edilip en yakın Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine gönderilerek, mağdurun yaralanmasının duyu ve organlarının işlevinin sürekli zayıflamasına neden olup olmadığı hususlarında 5237 sayılı TCK’nin 86. ve 87. maddelerinde belirlenen ölçütlere göre rapor aldırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/04/2017 tarihli ve Esas 2015/1167 – Karar 2017/247 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanığa 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesi hükmü gereğince ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı TCK’nin 87/1-son ve 58.maddelerinin uygulanması suretiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Pelissier ve Sassi/Fransa, No: 25444/94, P. 67, Sadak ve diğerleri/Türkiye No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, 17.07.2001) kararlarında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesine ve CMK’nin 226. maddesine muhalefet edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
3) Kabul ve uygulamaya göre de; Sanığın TCK’nin 86/1, 86/3-a maddeleri uyarınca belirlenen “1 yıl 10 ay 15 gün” hapis cezasının, TCK’nin 87/1-c maddesi uyarınca bir kat artırılması sırasında hesap hatası yapılarak “2 yıl 21 ay ” hapis cezası yerine yazılı şekilde “3 yıl 8 ay 30 gün ” hapis cezasına hükmedilmesi,
4) Sanık hakkında TCK’nin 86/1 ve 86/3-e maddeleri gereği hükmedilen hapis cezasına aynı kanunun 87/1-a ve 87/1-son maddeleri uygulanması gerekirken hatalı olarak uygulama maddesi olarak 87/1-c, 87/1 ve üçüncü fıkrası maddelerinin hükümde gösterilmesi,
5) Mağdurun 24.03.2016 tarihli celsede şikayetlerinden vazgeçmesi üzerine gerekçeli karar başlığındaki sıfatının ”müşteki” olarak yazılması,
6) Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas – 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerden dolayı 6723 sayıl ı Kanun’un 33. maddesiyle

değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.11.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.