Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2010/10624 E. 2010/10722 K. 18.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/10624
KARAR NO : 2010/10722
KARAR TARİHİ : 18.10.2010

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22.05.2008 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 12.01.2010 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, paylı taşınmazda oluşan yararlanma hakkına öteki paydaşın elatmasının önlenmesi istemiyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına elatmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu elatmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir.
Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, tarafların bu konudaki delilleri istenerek açıklığa kavuşturulması gerekir.
Yapılacak inceleme ve araştırma sonucu dava konusu taşınmazın bütün paydaşlarının katılması suretiyle kullanma taksimine tabi tutulduğu ve bilirkişilerin rapor ve krokilerinde belirledikleri alanın davacıya veya onun murislerine bırakıldığı saptanırsa, davalının taksimen davacıya bırakılan taşınmaza elatması haksız olacağından elatmanın önlenmesi kararı verilmeli, aksi halde payı sebebiyle davalının da taşınmazda yararlanma hakkı olacağından, elatmanın önlenmesi isteği reddolunmalıdır.
Somut olaya gelince; 497 parsel sayılı taşınmaz tapuda davanın taraflarının ortak miras bırakanı … oğlu … adına kayıtlıdır. Mahkemece yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarında, davalının taşınmazın A harfi ile gösterilen 4059 m² lik kısmını kullandığı, taşınmazın 21.941 m² lik diğer kısımlarının ise uzun zamandan beri kullanılmadığı tespit edilmiştir. Davacının istediği zaman kullanılmayan bu kısmı kullanabileceği kuşkusuzdur.
Mahkemece bu saptama gözetilerek davanın reddi yerine değişik bazı gerekçelerle istemin reddi doğru değil ise de, karar sonuçta davanın reddine ilişkin olduğundan karar gerekçesi yukarıda yazılı olduğu şekilde HUMK.nun 438/son maddesince düzeltilerek davacının bütün temyiz itirazlarının reddi ile hükmün gerekçesi DÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, peşin harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, 18.10.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.