YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/9624
KARAR NO : 2013/14119
KARAR TARİHİ : 08.11.2013
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.08.2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 21.02.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı köy tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı, maliki olduğu 302 parsel sayılı taşınmazını, 1964 yılından beri köyün sulama kanalından suladığını, davalı köyün 2005 yılından bu yana suyu kullanmasına engel olduğunu belirterek muarazanın giderilmesini istemiştir.
Davalı … Köyü, davacının 2004 yılında satın aldığı taşınmazına ev yaptırdığını, 2006 yılında sulama suyu istediğini, sulama suyunun azlığından dolayı davacıya su verilmediğini buna ilişkin 18.05.2006 tarihli köy ihtyar heyeti kararı olduğunu davacıya su verilirse bunun emsal teşkil edeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuş, davalı köy yanında müdahil olmak isteyen … ve arkadaşları da davacıya su verilmesi durumunda zarara uğrayacaklarını bildirmişlerdir.
Mahkemece davanın kabulü ile davalı köyün suya elatmasının önlenmesine, asli müdahillerin taleblerinin reddine karar verilmiştir.
Hükmü davalı köy temsilcisi ve müdahil … temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesine göre; kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyetinin ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabileceği belirtilmiştir.
Gerçek kaynağın suyu bir akiferden gelir. Su çıkışı bir noktadan veya bir alandan olabilir. Bu alana kaynak alanı denir. Kaynak, yeraltı suyunun doğal olarak yeryüzüne çıkması halidir.
Kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular yararlanabilir.
Uygulamada kaynak; “yeraltı suyunun üst düzeyinin yer yüzeyini kestiği yer” olarak tanımlanmaktadır. Yeraltı suyu doğal yoldan yeryüzüne çıkmamış, drenaj vs. yollarla çıkarılmış ise, kaynak olarak değil, drenaj veya kuyu vs. isimlerle anılır. Bu şekilde insan eliyle çıkarılan sular, yeraltı suyu olarak kabul edilir.
Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz (TMK.md.756/3).
Arazisinde faydalı ihtiyaçları için yeter miktarda su bulunmayan veya bu suyu elde etmesi fahiş masrafı icabettiren bir kimsenin, komşu arazideki yeraltı suyundan istifade şartları 20. maddede sözü geçen tüzükte belirtilir (167 Sayılı Yeraltı Suları Kanunu 1-6. madde).
Somut olayda; dosya içerisindeki 02.11.2010 tarihli ziraat ve jeofizik mühendislerinden oluşan bilirkişi raporunda, dosyada taraf olan davalı köy muhtarı ve müdahale talebinde bulanan kişilerin dava konusu su kaynakları ile sulama yapılan arazi miktarının 350-400 dekar olduğu beyan ettiklerini, buna göre toplam 2.86lt/sn debili su kaynaklarının köyün sulamakta olduğu arazi miktarından fazlasını sulamak için yeterli olmadığını bildirmişlerdir.
14.10.2011 tarihinde yapılan keşif sonucunda alınan 25.10.2011 tarihli bilirkişi raporunda ise, dava konusu su kaynakları ile sulama yapılan arazinin miktarının fen bilirkişi raporunda belirtildiği üzere davacının gösterimine göre 270 dekar olduğu, toplam 3.69 lt/sn debili su kaynaklarının miktarının köyün sulamakta olduğu arazi miktarından fazla olduğu ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere her iki bilirkişi roporunda da dava konusu su kaynakları ile sulanan taşınmazların miktarı tarafların beyanlarına göre tespit edilmiş, bilimsel yöntemler kullanılmamıştır. Bu hususun yanında mahkemece davacının dava konu su kaynaklarında kadim kullanma hakkının bulunup bulunmadığı da araştırılmamıştır.
Bu durumda mahkemece köy karar defteri getirtilerek dava konusu su kaynaklarından sulama yapılan arazi miktarı ve aboneliğe ilişkin kayıtlar incelenerek suların az olduğu dönemde ziraat, fen ve jeoloji bilirkişi
marifetiyle mahallinde keşif yapılarak dava konusu su kaynakları ile sulanan taşınmazların miktarı bilimsel yöntemlerle tespit edilmeli,sulanan arazi miktarına göre fazla su bulunup bulunmadığı, komşu köyden tarafsız mahalli bilirkişiler dinlenilerek davacının dava konusu su kaynaklarını kullanmada kadim kullanma hakkının olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.
Kabule göre de, dava konusu sudan davacı tarafa su verilmesi durumunda zarar göreceklerini iddia ederek davalı köy yanında davaya müdahale talebinde bulunan … ve arkadaşları asli müdahil olmadıkları halde bu kişiler hakkında karar verilmesi de isabetli olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı köy ve müdahilin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine 08.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.