Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/4239 E. 2021/1937 K. 03.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4239
KARAR NO : 2021/1937
KARAR TARİHİ : 03.03.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04.06.2018 gün ve 2018/9 – 2018/604 sayılı kararı bozan Daire’nin 11.11.2019 gün ve 2018/2778 -2019/5080 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, davacının toplam 27.899,30 TL’lik vadesi belli olmayan borcuna karşılık 06.01.2011 tarihli tahsilat makbuzu ile 25.000,00 TL bedelli üç adet çeki davalıya verdiğini, tarafların yaptıkları mutabakata göre davacının bakiye 2.899,30 TL borcu kaldığını ancak davalının davacı hakkında toplam borçtan dolayı icra takibi başlattığını ileri sürerek davalı şirkete 25.000.- TL borçlu olmadıklarının tespiti ile takibin iptaline, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı şirketin cari hesaplarında mevcut olan alacak kalemlerini davacıdan tahsil etmek amacı ile icra takibi başlatıldığını, davacının verdiği çeklerden 7.000,00 TL bedelli çekin 01.04.2013 tarihinde, 8.000,00 TL bedelli çekin 15.04.2013 tarihinde ve 10.000,00 TL bedelli çekin 16.10.2014 tarihinde davalı şirketin çabaları ile tahsil edildiğini, alacağın 25.000,00 TL’lik kısmından feragat edildiğini savunarak davacı tarafça talep edilen kötü niyet tazminatı talebinin reddini istemiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda,davanın davalı tarafın kabulü nedeniyle, icra takibine itiraz anında kabul edilen 2.899,30 TL dışında kalan 25.000 TL yönünden davalıya borçlu olmadığının tespitine dair verilen kararda şartları oluşmadığından davacı lehine tazminata takdiren yer olmadığına karar verildiği,verilen kararın bozulması üzerine uyulan bozma kararı doğrultusunda davacı lehine, davalının kabul ettiği 25.000,00 TL’lik menfi tespit davası yönünden bu miktar üzerinden takdiren %20 kötüniyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği, bozma dışında kalan ve kesinleşen kısımlar yönünden yeniden her hangi bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle davacının kötü niyet tazminatı talebinin kabulüne dair verilen kararın davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine kararın Dairemizce bozulmasına karar verilmiştir.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 10,30 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 520,95 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydedilmesine, 03.03.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

2004 sayılı İİK 72/5 maddesinde “… Borçluyu menfi tesbit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun anlaşılması durumunda, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararında alacaklıdan tahsiline karar verileceği, takdir edilecek zararın, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamayacağı “düzenlenmiştir.”
Somut uyuşmazlıkta;
İstanbul 30. İcra Müdürlüğünün 2011/27716 sayılı genel haciz yolu ile icra takip dosyasında, alacaklı (davalı) vekilince 15.12.2011 tarihinde takip talebinde bulunulduğu, uzun süre borçluya (davacı) ödeme emrinin tebliğ edilemediği, en son 03.12.2014 tarihinde alacaklı vekilince borçlunun yeni adresine ödeme emri tebliğinin talep edildiği, 20.01.2015 tarihinde alacaklının, alacağın 25.000,00 TL’ndan feragat ettiği,
Eldeki menfi tesbit davasının, 15.12.2014 tarihinde açıldığı,
Davalı alacaklının feragat ettiği 25.000,00 TL için keşide edilen 7.000.00 TL bedelli çekin 01.04.2013, 8.000,00 TL bedelli çekin 15.04.2013 ve 10.000,00 TL bedelli çekinde 16.10.2014 tarihinde alacaklı tarafından tahsil edildiği anlaşılmaktadır.
Görüldüğü üzere, alacaklı, feragat ettiği 25.000,00 TL alacağına ilişkin çekleri, ödeme emrinin tebliğini istediği 03.12.2014 tarihinden önce tahsil etmesine rağmen borçluya ödeme emri tebliğini istemiş, ödeme emri tebliği üzerine davacı borçlu eldeki menfi tesbit davasını açmak zorunda kalmıştır.
Bu halde, 25.000,00 TL alacak yönünden alacaklı takibinde haksız ve kötüniyetlidir.
Dairenin 10.10.2017 gün ve 2016/12579 esas, 2017/6781 karar sayılı bozma ilamına uyularak yerel mahkemenin 04.06.2018 tarihli kararı ile davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olmakla birlikte menfi tesbit ve takibin iptali talebi yönünden hüküm tesis edilmemesi isabetli değildir.
Yerel mahkemenin 2018/9-604 sayı 04.06.2018 tarihli kararının sadece menfi tesbit ve takibin iptali yönünden hüküm kurulmak üzere bozulması gerekirken 11.11.2019 gün ve 2018/2778 esas, 2019/5080 karar sayılı kararla “usule ilişkin kazanılmış hakların” ihlali suretiyle, kötüniyet tazminatı yönünden de bozulması doğru olmadığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairenin 11.11.2019 tarihli bozma ilamının kaldırılarak, 04.06.2018 tarihli yerel mahkeme kararının sadece “menfi tesbit ve takibin iptali” yönünden hüküm tesis edilmek üzere bozulması gerekirken, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.