Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/10226 E. 2013/12404 K. 03.07.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/10226
KARAR NO : 2013/12404
KARAR TARİHİ : 03.07.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli mala zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlisine hakaret, yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Gerekçeli kararın, sanıklara usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği anlaşıldığından; temyiz istemlerinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edilerek yapılan temyiz incelenmesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye
yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir … için değil, görevine giren bir … için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
… Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan
davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan,sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda; olay günü, … ili … mahallesi … Caddesi üzerinde bulunan … Tantuni isimli işyerinin önünde trafik kazası meydana geldiği ihbarı üzerine olay yerine … il Emniyet Müdürlüğünde görev yapan katılan polis memurları … ve …’un geldiği olayla ilgili olarak kazaya karışan sürücülerle kazanın oluşu ile ilgili konuştukları ve tutanak düzenleyecekleri sırada olay yerine sanık …, … ve temyiz dışı sanıklar …, … ve …’ın geldiği, sanıklar … ve …’in alkollü oldukları, tanık …’le kaza nedeniyle küfürlü konuşarak tartıştıkları, vurmak için saldırmaları üzerine katılan polis memurları … ve …’in müdahale ettikleri, katılan polis memuru …’in, sanık …’in kolunu tanık Muharrem’e saldırmaması için tuttuğunda sanık …’in, katılan …’e karşı “lan kolumu bırak oropsu çocuğu burada bizim dediğimiz olur, sen karışma” şeklinde sözler söylediği ve eli ile itekleyerek katılan …’i yere düşürdüğü, bu sırada diğer sanık …’in de yerde yatan katılan …’in yüzüne tekme attığı ve elindeki telsize ayağı ile bastığı, sanık …’ın telsizi tutan katılan …’i yere düşürmesi ve sanık …’in de telsize ayağı ile vurması sonucu polis telsizinin zarar gördüğü, olaya müdahale eden diğer katılan polis memuru …’a da sanık …’in tekme ve … ile vurduğu, ardından katılanlar … ve …’in takviye olarak ekip çağırdıkları ve polis memurları, …, … ve …’in de olay yerine geldikleri, sanıklar ile temyiz dışı sanıklar … ve …’in hemen olay yerindeki … Tantuniye girdikleri ve işyerinden temyiz dışı sanık …’in elinde bıçak, temyiz dışı diğer sanık …’nin elinde kürek, sanık …’ın elinde sopa olduğu halde tekrar dışarı çıktıkları ve görevli polis memurlarına karşı “siz kimi götürmeye çalışıyorsunuz, sizin gücünüz bize yetmez, biz buradan valinin, emniyet müdürünün ayağını kaydırdık şerefsizler” şeklinde sözler söyledikleri, görevli polis memurlarının ikazlarına ve karakola gelmelerini davet etmelerine rağmen eylemlerine devam ettikleri bu sırada sanık …’in katılan polis memuru …’a saldırdığı ve katılanın yerdeki jopunu aldığı, bunun üzerine katılan …’ın kendisini savunarak ve sanıkları durdurmak amaçlı tabancasıyla havaya bir kez ateş ettiği, ancak yine sanık …’in geri çekilmeyerek …’a “sık lan şerefsiz sıkmazsan beynine sıkarım” şeklinde sözler söylediği, olay yerine takviye amaçlı gelen müşteki polis memuru …’na sanık …’ın yumrukla vurduğu, sanık …’in ise tekme attığı, yine sanıkların, katılan polis memuru …’le saldırdıkları, sanıkların eylemlerinden dolayı polis memurları …, …, … ve …’in basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralandığı, katılan polis memuru …’ın ise basit tıbbi müdahale ile giderilemiyecek ölçüde vüçutta hayati fonksiyonlarına hafif (1) derecede etkileyecek ve kemik çıkığı olacak şekilde yaralandığı
anlaşıldığından, mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanıklar hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK’nın 43/2. maddesi ile arttırılması gerektiğinin gözetilmemesi ve polis memuru olan katılan …’nun yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle yaraladığı halde sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nun 86/3-c maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … müdafii ve sanık …’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 03.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.