Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/16010 E. 2012/41425 K. 17.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/16010
KARAR NO : 2012/41425
KARAR TARİHİ : 17.09.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nın 231/6.maddesinin(a) bendinde yazılı “kastılı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın internet ortamında tanıştığı katılana kendisini yüzbaşı olarak tanıtıp yakınlık kurduğu, buluştuklarında güven telkin etmek amacıyla, sahte olarak düzelenmiş olduğu asker kimliğini gösterdiği, ilerleyen süreçte aracını satmak isteyen katılandan aracı getirmesini söyleyerek gerekli belgeleri toplamasını istediği, başka bir bayanı dolandırması olayı nedeniyle yakalandığı sırada üzerinde katılana ait aracın anahtarı, şatışa ilişkin vekaletname ile gerekli diğer belgelerin ele geçirildiği, vermiş olduğu ikrara dayanan ifadesine katılanı dolandırmak amacıyla ona ait otoyu satıp menfaat temin edeceğini belirttiği anlaşıldığından, eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dosya içerisindeki adli sicil kaydından, tekerrüre esas mahkumiyeti bulunduğu anlaşılan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6.maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi ile 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesi uyarınca “suçun işleniş biçimi, şahsi sosyal ve ekonomik durumu nazara alınarak takdiren ve teşdiden” denilmek suretiyle anılan maddenin kanundaki yaptırımının asgari hadden uzaklaşılarak tayin olunması gerektiği kabul edildiği halde, adli para cezasının asgari hadden tayin edilmesi hususları aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 17.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.