YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/573
KARAR NO : 2013/13830
KARAR TARİHİ : 23.09.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaşın küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla, olay, nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur.
Mağdurda zayıf da olsa bir irade, zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez. 12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail, bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem, TCK’nın 148/3 kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
Somut olayda; Sanık …’ın katılan ile daha önce tanıştıkları, katılanın 1200 ada, 28 parselde kayıtlı 249 metrekarelik arsa vasfında taşınmazını 19.09.2005 tarihinde tapu sicil müdürlüğünde düzenlenen resmi satış senediyle sanığa 47.000 TL’ye satış gösterdiği, katılanın … 3.Noterliğinin 20.09.2005 tarih 12162 yevmiye nolu vekaletnamesiyle sanığa tapuda taşınmaz satışını yapmaya ve tapu devir işlemini gerçekleştirmeye dair yetki verdiği, bu yetkiye dayanarak sanık …’ın katılana ait 2042 ada, 10 ve 12 parsellerde bulunan zemin kat 12 nolu dükkanı 7.000 TL bedelle, 3.kat 8 nolu meskeni 12.000 TL bedelle 03.10.2005 tarihli resmi senet ile oğlu olan sanık …’a satış yaptığı, sonrasında katılanın hastalığı nedeniyle hukuki ehliyetinin bulunmadığının anlaşıldığı, sanıkların katılanın hastalığından faydalanarak menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği olayda, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’nun14/05/2007 tarih ve 1762 karar sayılı raporunda mağdur …’in 27/09/2005 tarihinde ve halen (Demansiyel Sendrom) denilen bunama halinin saptandığının ve işlem tarihinde hukuki ehliyetinin olmadığının belirtilmesi karşısında, bu durumunun yaptığı hukuki işleme taraf olanlarca bilinip bilinemeyeceği hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınarak sonucuna göre
sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23/09/2013 gününde oybirliği ile karar verildi.