Yargıtay Kararı 2. Ceza Dairesi 2021/18392 E. 2021/21757 K. 16.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/18392
KARAR NO : 2021/21757
KARAR TARİHİ : 16.12.2021

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Mala zarar verme
HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf isteminin esastan reddi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
İlk derece mahkemesince sanık hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan 5237 sayılı TCK’nın 170/1-a. maddesi gereğince 5 ay hapis cezasına hükmedildiği, o yer Cumhuriyet savcısının istinaf talebi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, sanık hakkında TCK’nın 151/1, 152/2-a. maddesi gereğince 6000 TL adli para cezasına hükmedildiği anlaşılmakla, suç vasfı değişikliği sebebiyle hükmün temyizi kabil olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı CMK’nın 294. maddesinde düzenlenen, ”Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır.” şeklindeki düzenlemede gözetilerek sanığın temyiz dilekçesinde herhangi bir sebep göstermediğinin anlaşılması karşısında; sanığın temyiz isteminin 5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca REDDİNE, 16/12/2021 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:
Sanık … hakkında ilk derece mahkemesi olan Akhisar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/12/2017 tarihli kararı ile TCK’nın 170/1-a, 62. maddeleri uyarınca verilen 6 ay hapis cezasının o yer Cumhuriyet savcısı
tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılan duruşma sonucu ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak sanığın TCK’nın 151/1, 152/2-a, 62, 52. maddeleri uyarınca 6000 lira adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, karar sanık tarafından temyiz edilmiştir.
Olayımızda, bölge adliye mahkemesince eylemin niteliği değiştirilmekle birlikte ilk derece mahkemesi kararındaki ceza miktarı artırılmadığı gibi sanığın da suç vasfına yönelik bir temyizi söz konusu olmadığından hükmün temyizinin mümkün olmadığı düşüncesiyle sanığın temyiz isteminin reddine karar verilmesi yerine hükmün temyizi kabil olduğu kabul edilerek inceleme yapan ve temyiz dilekçesinde herhangi bir sebep gösterilmediğinden bahisle sanığın temyiz isteminin reddine karar veren sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır. Şöyle ki;
İlk derece mahkemesince hükmolunan beş yıl (beş yıl dahil) veya daha az hapis cezasının istinaf edilmesi halinde, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince yapılan inceleme sonunda verilen ve ilk derece mahkemesi kararındaki cezayı artırmayan hükümler temyiz olunamaz (CMK m. 286/2-b). Bölge adliye mahkemesince eylemin niteliği değiştirilmiş ancak ilk derece mahkemesi kararındaki ceza miktarı artırılmamış ise yine hükmün temyizi mümkün değildir. CMK’nın 286/2. maddesinin (b) bendinde temyiz edilebilirlik bakımından “cezanın artırılması” kriteri esas alınmıştır. Kanun koyucu, temyiz edilebilirlik bakımından suçun niteliğinin değişmesine bir önem vermemiştir. Bölge adliye mahkemesince belirlenen suç vasfına yönelik bir temyiz istemi de söz konusu olmalıdır. Suçun niteliğine yönelik bir temyiz istemi yoksa, ilk derece mahkemesi kararındaki ceza miktarını artırmamak koşuluyla bölge adliye mahkemesince sadece suçun niteliğinin değiştirilmesi de hükmü temyizi kabil hale getirmeyecektir.
Bölge adliye mahkemesinin belirlediği suç vasfına yönelik bir temyiz isteminin söz konusu olması halinde hükmün temyizi kabil olup olmadığı hususu da tartışmalıdır. 1412 sayılı CMUK’nın uygulandığı dönemde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.03.2013 tarihli ve 2012/12-1515 E, 2013/102 K sayılı ilamında da vurgulandığı gibi, kesin nitelikteki hükümler; ancak kesinlik sınırını aşar nitelikte yaptırım içermek şartıyla suç vasfına yönelik ya da suç niteliği doğru belirlenmesine rağmen yanılgılı bir uygulama ile kesinlik sınırı içinde kalan cezaların verildiği hükümlere karşı yapılan aleyhe başvuru üzerine temyiz denetimine konu olabilmekteydi. Buna göre Cumhuriyet savcısı veya katılanın kesin nitelikteki bir hükme karşı suçun niteliğine ilişkin olarak temyiz kanun yoluna başvurması mümkündü. Aynı şekilde fiilin doğru olarak nitelendirilmiş olmasına rağmen, hatalı uygulama sonucu hükmedilen cezanın kesinlik sınırı içinde kalması halinde de Cumhuriyet savcısı ya da katılanın hüküm aleyhine temyiz yoluna başvurması mümkündü. Bu yöndeki uygulamanın bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı yapılacak temyiz başvurusunda da aynen geçerli olduğunu söylemek ise çok kolay olmayacaktır. Kanun koyucu, bölge adliye mahkemesinin hangi kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurulacağını düzenlerken suçun niteliğinin önemli olduğu bazı durumları öngörmüş ve bunu açıkça düzenlemiştir. Nitekim CMK’nın 286/2. maddesinin (e) bendinin ilk halinde “Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları”na karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağına ilişkin düzenlemede suçun niteliğine önem vermiş ve bent kapsamında kalan ancak bölge adliye mahkemesinin suçun niteliğini değiştirmeyen kararlarının temyiz edilemeyeceği açıkça düzenlenmişti. 28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 78. maddesiyle ikinci fıkranın (e) bendinde yer alan “suç niteliğini değiştirmeyen” ibaresi “her türlü” şeklinde değiştirilerek bu kez de bu bent açısından suçun niteliğinin değişmesinin önemli olmadığı şeklinde bir sonuç ortaya çıkmıştır. Temyize ilişkin istisnaların düzenlendiği CMK’nın 286. maddesinin 2. fıkrası kapsamında kalan bölge adliye mahkemesi kararına karşı suçun niteliğine ilişkin bir temyiz isteminin bulunması halinde, hükmün temyiz edilebileceğine dair Kanun koyucunun açık bir iradesi bulunmadığı söylenebilir. Ancak diğer taraftan uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısı olarak hüküm ve kararlara karşı başvurulabilecek bir kanun yolunun açık olmasının kural, kapalı olmasının ise istisna olduğu da dikkate alınmalıdır.
Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre, sanığın kesinlik sınırında kalan bir hükme karşı vasıf yönünden kanun yoluna başvurması mümkün değildir. Ancak, suçun niteliğine ilişkin itirazın kesin nitelikteki kararları temyizi kabil hale getirip getirmeyeceğine ilişkin değerlendirme yapılırken kesin hükme karşı suçun nitelendirmesine ilişkin temyiz hakkının yalnızca Cumhuriyet savcısı ve katılana verilmesinin adil yargılama hakkına aykırı olacağı da unutulmamalıdır. (…, Yargıtay Kararları Işığında Ceza Yargılamasında İstinaf ve Temyiz, 2. baskı, 2020, Ankara, Adalet yayınevi, s.317 vd)
Özetle; İlk derece mahkemesince hükmolunan beş yıl (beş yıl dahil) veya daha az hapis cezasının istinaf edilmesi halinde, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince yapılan inceleme sonunda verilen ve ilk derece mahkemesi kararındaki cezayı artırmayan hükümler temyiz olunamaz (CMK m. 286/2-b). Somut olayda, bölge adliye mahkemesi, sanığın eyleminin TCK’nın 151/1, 152/2-a ile 170/1-a madde ve fıkralarında yazılı suçları oluşturacağı, ancak aynı Kanun’un 44. maddesindeki düzenleme uyarınca tayin edilen cezalara göre sadece en ağır cezayı gerektiren yakarak mala zarar verme suçundan dolayı hüküm kurulması gerektiğini kabul etmiştir. Bölge adliye mahkemesince sadece eylemin niteliği değiştirilmiş, ancak ilk derece mahkemesi kararındaki ceza miktarı artırılmadığı gibi sanığın suç vasfına yönelik bir temyiz istemi de bulunmamaktadır. Bu nedenlerle hükmün temyizi kabil olmadığı düşüncesiyle sanığın temyiz isteminin reddine karar verilmesi yerine hükmün temyizi kabil olduğunu kabul eden sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak edilmemiştir.