Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2192 E. 2013/20641 K. 23.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2192
KARAR NO : 2013/20641
KARAR TARİHİ : 23.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem

verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanığın olay günü yanında kimliği tespit edilemediğinden soruşturması tefrik edilen bir kişi ile birlikte, pazar alışverişinden evine doğru yürümekte olan katılanın yanına gelerek, zengin akrabalarının olduğunu, fakir olan kişilere yardım etmek istediklerini, yardıma muhtaç olan birilerini tanıyıp tanımadığını sorduğu, katılanın, tanıdığı yoksul birinin olduğunu söylediğinde, sanığın, bir deste parayı çıkartarak katılana gösterip, yakınlarda bir evde … okutulduğunu, paraları okutacaklarını, bileziklerini çıkartıp kendisine vermesini, mevlütte okuttuktan sonra paralar ile birlikte bileziklerini de kendisine iade edeceğini, daha sonra okutulan bu paraları fakir olduğunu belirlediği kişilere dağıtmasını teklif ettikleri ve katılanın bu yalana inanarak bileziklerini sanığa teslim ettikten sonra sanık ile birlikte sözde … okutulan eve doğru yürüdüğü sırada, sanığın, katılana fark ettirmeden olay yerinden kaçarak haksız menfaat temin ettiğinin iddia edildiği olayda; sanığın savunmalarına, katılanların aşamalardaki beyanlarına, teşhis tutanağına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın, katılana yönelik gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin, dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir ve bu nedenlerle bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 23.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.