Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/9180 E. 2012/41161 K. 12.09.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/9180
KARAR NO : 2012/41161
KARAR TARİHİ : 12.09.2012

Hırsızlığa teşebbüs ve kamu malına zarar verme suçlarından sanık …’ün, 1 yıl hapis ve 7 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair … 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 18/12/2008 tarihli ve 2007/344 esas, 2008/1140 sayılı kararının infazı sırasında, hükümlünün daha önceden işlemiş olduğu iddia olunan hırsızlık, kamu malına zarar verme, memura mukavemet ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından … 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 02/08/2006 tarihli ve 2006/274 sorgu sayılı tutuklama müzekkeresi ile tutuklu kaldığı günlerin hâlen infazı devam etmekte olan cezasından mahsup edilmesine dair talebin reddine ilişkin, … 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/06/2011 tarihli ve 2007/344 esas, 2008/] 140 sayılı ek kararına yönelik itirazın reddine dair … 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/01/2012 tarihli ve 2012/2 değişik … sayılı karar aleyhine Yüksek … Bakanlığınca verilen 26.04.2012 gün ve 2012/7384/25474 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.05.2012 gün ve 2012/129114 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre, bir suçtan dolayı tutuklu kalınan sürenin başka bir suçtan indirilmesi için, mahsup edilecek tutukluluğun ceza mahkûmiyetinin kesinleşmesinden önce olmasının yeter ve tek koşul olup başkaca bir koşulun bulunmadığı, hâlen kesinleşmemiş olan suçlardan dolayı sanık hakkındaki kamu davasının beraatle sonuçlanma ihtimalinin bulunduğu, sanığın infazının tümüyle yapılması hâlinde hükümlünün mağduriyetine sebebiyet verilebileceği gibi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 63. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden önce işlenen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran tutukluluk hâlinin hâlen infaz edilmekte olan cezasından mahsup edilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Ayrıntısı YCGK’nun 2006/1-4 esas 2006/7 sayılı kararında açıklandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 40. maddesine paralel olarak, 5237 ayılı TCK’nun 63. maddesinde, “hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir” denilmiştir. Diğer yandan 765 sayılı TCK’nun aksine, 5237 sayılı TCK’da içtima hükümlerine yer verilmemişse de 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 99. maddesinde, bir kişi hakkında birden çok kesinleşmiş hükümlerin 107. maddesinin uygulanabilmesi yönünden mahkemeden bir toplama kararı isteneceği kuralını koymuştur. 765 sayılı TCK’nun 40. maddesiyle aynı hükmü ile benzer düzenlemeyi içeren 5237 sayılı yasanın 63. maddesi bağlamında da geçerliğini koruduğu anlaşılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1940 gün 05/68 sayılı kararında da açıklandığı gibi, bir suçtan dolayı tutuklu kalınan sürenin başka bir suçtan indirilmesi içtima kurallarının zorunlu bir sonucu olarak bir suça ait tutukluluk süresi başka bir suçun cezasından indirilebilecektir. Mahsup kurumunu düzenleyen bu maddelerde, infazı gereken ceza mahkûmiyetinin kesinleşmesinden önce gerçekleşen kişisel özgürlüğü sınırlayan durumların mahsubu öngörülmüş olup başkaca bir koşul aranmamıştır. Tutukluluğun gerçekleştiği suçun görülmekte olan bir davaya ait olmasının mahsup yapılabilmesine engel olduğuna dair bir hüküm de bulunmamaktadır. Kesinleşmiş ceza mahkûmiyetlerinin tutuklama kararlarına göre öncelikle infaz edilmesi gerektiğinden kuşku yoktur. Bu nedenle sonuçlanmamış başka bir davadan ötürü tutuklu kalınan sürenin diğer koşulları varsa mahkûm olunan ceza süresinden mutlak surette indirilmesi cezaların toplanması kuralının zorunlu bir sonucudur. Özellikle vurgulamak gerekir ki devam eden bir davaya ilişkin tutuklu kalınan sürenin kesinleşmiş ceza mahkûmiyetinden indirilmesi takdire bağlı değildir, tam aksine bir zorunluluktur. Başka bir anlatımla, ceza mahkûmiyeti infaz edilen bir hükümlünün başka bir davadan dolayı ister beraatla, isterse henüz içtima edilemez şekilde mahkûmiyetle sonuçlanmış olsun ya da görülmekte olan bir davaya ait bulunsun diğer koşulları varsa mutlaka mahsup yapılması gerekli ve zorunludur. Bu uygulamanın hükümlü yararına olduğu açıktır. Çünkü devam eden bir davadaki tutukluluğu kesinleşmiş başka cezasından indirilmesi, görülmekteki davadan beraat etmesi durumunda tutuklu kaldığı süre diğer cezasından mahsup edildiğinden bir hak kaybı söz konusu olmayacaktır.
Bu açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde, hükümlünün … 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 02.08.2006 gün ve 2006/274 sorgu sayılı tutuklama müzekkeresi ile tutuklu kaldığı davanın halen derdest olduğu ve … 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.12.2008 tarihli ve 2007/344 esas 2008/1140 sayılı kararıyla verilen toplam 1 yıl 7 ay hapis cezasına ilişkin kesin hükmün infazına başlanıldığının anlaşılması karşısında yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda tutuklulukta geçen 02.08.2006- 27.03.2007 tarihleri arasındaki sürenin infaz edilmekte olan cezasından mahsubu yerine yazılı gerekçeyle reddedilmesinde isabet bulunmadığı anlaşılmakla;
Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden … 10. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 04.01.2012 gün ve 2012/2 D. … sayılı kararın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309.maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmek üzere dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.09.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.