Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/1769 E. 2013/7361 K. 22.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1769
KARAR NO : 2013/7361
KARAR TARİHİ : 22.04.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu Malına Zarar Verme, Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı Hakaret, Görevi Yaptırmamak için Direnme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Müşteki polis memurları … ve …’un ekip olarak geceleyin devriye görevlerini ifa ettikleri esnada karşı istikametten bir at arabasının geldiğini ve üzerinde 5-6 şahsın olduğunu gördükleri, ekip otosu ile at arabası aynı hizaya geldiği esnada, at arabasının üzerindeki bir şahsın elini kaldırarak polis otosuna bir cisim fırlattığını gördükleri, ancak havanın karanlık olması nedeniyle cismin, araba üzerindeki hangi şahıs tarafından atıldığını tam olarak göremedikleri, cismin çarpması ile ekip otosunun ön camının sol kısmının kırıldığı, bunun üzerine geri dönerek at arabasını takip ettikleri, at arabasını yakalayarak arka tarafta oturan sanık …’ı araçtan indirdikleri, sanığı yakalamaya çalıştıkları sırada arabada bulunan diğer sanıkların kaçtıkları, sanık …’ın ekip otosuna bindirilmeye çalıştığı sırada, görevli polis memurlarına direndiği, olay yerinde yapılan araştırmada bir adet cam şişenin bulunarak muhafaza altına alındığı, sanığın karakola getirildiği, gerekli işlemler yapılmak üzere sanığın salonda bekletildiği esnada görevli polis memurlarına hitaben “lan şerefsizler, bırakın beni, hepinizi öldüreceğim şerefsizler, bırakın beni” diyerek hakaret ve tehdit ettiği, ayağa kalkarak elini görevli polis memurlarına vurmak için salladığı esnada etkisiz hale getirildiği, bu sırada kafasını giriş koridorunda kartonpiyerden yapılan duvara vurarak kendisine zarar vermeye çalıştığı, böylece sanıkların iştirak halinde kamu malına zarar verme suçunu, sanık ….’ın da ayrıca kamu görevlisine direnme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … hakkında kamu görevlisine direnme suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265.maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla,cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir … için değil,görevine giren bir … için koruma sağlamaktadır. Cebir,kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, Olayın gelişimi sırasında sanığın,cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2.maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Suçun işlendiğine dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK’nın 43/2.maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz incelemesinde;
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır. Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır. Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 Sayılı TCK’nın 53/4.maddesi gereğince, kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı aynı Kanunun 53/1.maddesi maddesinde gösterilen hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin belirtildiği dikkate alınarak aynı yasanın 53/3.maddesine göre uzun süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında güvenlik tedbirlerinin uygulanmamasına karar verilmemesi yasaya aykırı ise de, bu eksiklik infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmekle bozma nedeni yapılmamıştır.
TCK’nın 51/3.maddesine göre, polis merkezinde meydana gelen olayda hakaret suçunun aleniyet unsurunun gerçekleştiği gözetilmeden TCK’nın 125/4.maddesinin uygulanmamasına karar verilmek suretiyle eksik ceza tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından ve sanık hakkında TCK’nın 125/1,3-a maddelerinden dava açılmış olup, ayrıca ek savunma hakkı verilmeden aynı yasanın 43/2.maddesine göre de karar verilmiş ise de, Cumhuriyet Savcısının verdiği mütalaya karşı, sanığın savunma yapmış olması karşısında, bu hususun da, sonuca etkisinin bulunmaması nedeniyle bozma nedeni yapılmamıştır.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Cezası sanık hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirleneceği, bu sürenin alt sınırının, mahkûm olunan ceza süresinden az olamayacağının hüküm altına alındığı dikkate alınarak, hakaret suçundan sonuç olarak 1 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine rağmen 1 yıl denetim süresinin belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı yasanın 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’un 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasının ilgili kısmındaki “1 yıl denetim süresinin belirlenmesi” ifadesinin çıkartılarak yerine, “1 yıl 6 ay denetim süresinin belirlenmesi” yazılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3-Sanıklar hakkında kamu malına zarar verme suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz incelemesinde;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 31/03/2009 tarih ve 2008/6-256 Esas ve 2009/79 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu, gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olan olaylar ve iddiaların, sanıkların aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiği, bu ispatın, hiçbir kuşku ve başka bir türlü oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olması gerektiği, ceza yargılamasında mahkumiyetin, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanması gerektiği dikkate alınarak, somut olayda, sanıklardan hangisinin polis aracına taş attıklarının kesin olarak belirlenememesi, sanıklardan biri veya birkaçının suçu işlediğine dair

tanık veya başkaca bir delil bulunmaması, sanıkların aşamalarda değişmeyen ifadelerinde suçlamaları kabul etmeyerek, şişenin evrakı tefrik edilen … tarafından atıldığını belirttikleri, tanık olarak dinlenen Orhan’ın da bu doğrultuda beyanda bulunması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22/04/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.