YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/24129
KARAR NO : 2013/8047
KARAR TARİHİ : 30.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; Ağrı ilinden Tutak ilçesine gelen sanığın, şikayetçi İbrahim’e ait tüpçü bayiine giderek Hacı isminde birisinin büyük tüp istediğini söylediği ve şikayetçinin çırağıyla birlikte tüpü alıp dışarı çıktıkları, bir süre sonra tekrar tüpçü bayiine dönen sanığın, tüpün gideceği evde 100 TL olduğunu, 63 TL para üstü gerektiğini söylediği ve şikayetçiye hiç para ödemeden 63 TL’yi alarak ortadan kaybolduğu; aynı gün bu kez katılan Bedir’e ait tüpçü bayiine giden sanığın, aynı şekilde büyük tüp alacağını söyleyerek dükkanın ilerisinde bulunan bir aracı gösterip tüpün araca götürülmesini istediği, yine katılanın çırağıyla birlikte işyerinden çıkan sanığın, kısa bir süre sonra tekrar dönerek katılana 100 TL parası olduğunu, 70 TL para üstü gerektiğini, evdeki boş tüp ile 100 TL’yi çırağa vereceğini söyleyerek hiç para ödemeden 70 TL parayı alarak ortadan kaybolduğu sabit olmakla, şikayetçi ve katılana yönelik ayrı ayrı dolandırıcılık suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 Esas, 2007/152 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, hapis cezası alt sınırdan verildiği halde, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde tayin edilmesi;
2-5237 sayılı TCK’da cezaların içtimasına ilişkin bir hüküm bulunmadığı ve 5275 sayılı kanunun 99.maddesinin “hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar” hükmünü içerdiği gözetilmeden, hapis cezasından çevrili adli para cezası ile doğrudan verilen adli para cezasının toplanarak bir bütün halinde adli para cezası tayini,
3-Hükümden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231.maddesi uyarınca; hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 30.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.