YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/200
KARAR NO : 2021/669
KARAR TARİHİ : 23.12.2021
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Hukuk Dairesi
Mahkemesi :İcra Ceza
Sayısı : 356-91
Ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan …’nın vekili aracılığıyla sanık … … hakkında şikâyetçi olması üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığın İİK’nın 337/a, TCK’nın 50/1-a ve 52/2. maddeleri uyarınca 1.800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesince verilen 14.03.2014 tarihli ve 370-274 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 16.10.2017 tarih ve 30389-8225 sayı ile;
“1- Uyap sistemi üzerinde yapılan incelemede sanık hakkında aynı suçtan Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2013/614 Esas, 2014/654 Karar sayılı dosyası ile yargılama yapıldığının anlaşılması ve TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması ihtimali karşısında bu dosyanın getirtilip incelenerek birleştirme hususunun değerlendirilmesinin gerekmesi,
2- …Sanık hakkında 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesince 20.04.2018 tarih ve 1704-552 sayı ile; dosyanın Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2018/356 esas sayılı dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir.
Ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan …’nin vekili aracılığıyla sanık … … hakkında şikâyetçi olması üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığın İİK’nın 337/a, TCK’nın 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 1.800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesince verilen 10.07.2014 tarihli ve 614-654 sayılı hükmün, sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 12.02.2018 tarih ve 30647-1202 sayı ile;
“Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarih, 2011/505, 509, 513 esas sayılı, 21.02.2012 tarih, 2011/506, 510, 511, 621 esas sayılı kararlarında açıklandığı üzere ‘tacir sayılan limited şirketlerin, temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, sorumlu oldukları şirketlerin ticareti terk etmeleri hâlinde; İcra İflas Kanunu’nun 44. maddesindeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin bir istisnaya yer verilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi aynı Kanun’un 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmalarına bir engel bulunmadığı’ yönündeki ulaşılan sonucun zaman içerisinde yerleşik uygulamaya dönüşmüş olması, ticareti terk eden tacir açısından; muhatapların haklarını korumaya yönelik olarak İİK’nın 44. maddesi ile ticareti terk eden bir tacire; 15 gün içerisinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirme ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunma, Ticaret Sicili Memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan etme ve ilan masraflarını da ödeme yükümlülükleri yüklenmiş, bu yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı ise İİK’nın 337/a maddesinde düzenlenmiş olup takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun;
‘1- İİK’nın 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması,
2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması,
3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi,
4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi’ şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer koşulların da (alacaklının zarar görmesi ve borçlunun tacir olması gibi…) gerçekleşmesi hâlinde oluşacağı konusunda gerek uygulamada gerek öğretide herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması ve somut olayımızda bu eylemden dolayı şikâyetçi olan müştekinin zarar gördüğünün dosya içeriğinden anlaşılması karşısında; borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı olan adresinde zabıta araştırması yaptırılarak delillerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik kovuşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de;
…Sanık hakkında 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253, 254. maddelerinin uygulanması zorunluluğu,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesince 30.01.2020 tarih ve 356-91 sayı ile; sanık … …’ın ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan İİK’nın 337/a, TCK’nın 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 1.800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 22.12.2020 tarih ve 8057-11132 sayı ile;
“İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesi; ‘Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilânlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mûtad ve münasip vasıtalarla ilân olunur’ diyerek ilan etme ve ilan masraflarını da; ödeme yükümlülüğünü yüklenmiştir.
Yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı ise İİK’nın 337/a maddesinde düzenlenmiş olup, takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun;
1- İİK 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması,
2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması,
3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi,
4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi şeklinde sıralanan seçimlik hareketlerden herhangi birisinin işlenmesi ile diğer koşulların da (alacaklının zarar görmesi ve borçlunun tacir olması gibi…) gerçekleşmesi hâlinde oluşacağı ve eylemden dolayı o müştekinin zarar görmüş olmasının gerektiği belirtilmiştir.
İİK’nın 337/a maddesi ile yaptırıma bağlanan eylem, tacirin ticareti terk etmesi değil, 44 ncü maddesine göre terk keyfiyetini 15 günlük süre içinde kayıtlı bulunduğu ticaret sicili memurluğuna bildirmemesi ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini içeren bir mal beyanında bulunmamasıdır.
Hâl böyle olunca, ticaret şirketlerinin ticareti terk edip edemeyecekleri ve buna bağlı olarak İİK’nın 44. maddesi gereğince mal beyanı vermelerinin zorunlu olup olmayacağının irdelenmesi gerekmektedir.
6102 sayılı TTK’nın birinci fıkrasında ticaret şirketlerinin kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibaret olduğunu, ikinci fıkrasında ise kollektif ve komandit şirketlerin şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin sermaye şirketi sayıldığı belirtilmiştir.
6102 sayılı TTK’nın limited şirketlerde tasfiyeyi düzenleyen 643. maddesindeki; ‘Tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır.’ şeklindeki hükmü gereğince limited şirketlerin tasfiye usulünün incelenmesinde; 6102 sayılı TTK’nın ‘Anonim Şirketlerde Sona Erme ve Tasfiye’yi düzenleyen 10. bölümünde ‘Sona Erme Sebepleri’ başlığı altında ‘Genel Sona Erme Sebepleri’ ve ‘Özel Sona Erme Sebepleri’ olmak üzere iki başlık altında sona erme sebepleri açıklanmıştır.
Anılan Yasa hükümlerine göre tasfiye sürecini kısaca özetlemek gerekirse, tasfiye memurları infisah hâlindeki şirketin tüm aktif ve pasifinde bulunan mallarını ortaya çıkaracak, buna ilişkin olarak hazırladığı bilançoyu onaylattıktan sonra varsa şirketin alacaklarını tahsil edecek; aktifinde mevcut malları satıp paraya çevirecek, sonra alacaklılara şirketin borcunu ödeyecek, artan bir para varsa mukaveledeki pay durumuna göre ortaklara ödeyecek, buna ilişkin bilanço örneği ile birlikte terkin (silinme) işlemini yaptırmak üzere ticaret sicil memuruna bir dilekçe ile başvurarak terkin işlemini gerçekleştirecektir. Tasfiye sırasında şirketin aktifindeki bütün mallar satılıp paraya çevrildiği, bununla ortaklığın borçlarının ödendiği ve varsa artan paranın payları oranında ortaklarına dağıtıldığı bilançoda gösterildiğine ve ortada mevcut bir mal varlığı da bulunmadığına göre, mal beyanında bulunmasını gerektirecek bir durum da bulunmayacaktır.
TTK’nın ‘Genel Sona Erme Sebepleri’ni düzenleyen 529. maddesinde;
(1) Anonim şirket;
a) Sürenin sona ermesine rağmen işlere fiilen devam etmek suretiyle belirsiz süreli hâle gelmemişse, esas sözleşmede öngörülen sürenin sona ermesiyle,
b) İşletme konusunun gerçekleşmesiyle veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesiyle,
c) Esas sözleşmede öngörülmüş herhangi bir sona erme sebebinin gerçekleşmesiyle,
d) 421 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına uygun olarak alınan genel kurul kararıyla,
e) İflasına karar verilmesiyle,
f) Kanunlarda öngörülen diğer hâllerde, sona erer. Şeklinde, genel sona erme sebepleri sayılmıştır.
TTK’nın ‘Özel Sona Erme Sebepleri’ni düzenleyen 530. maddesinde; organların eksikliği ve haklı nedenle fesih şeklinde, özel sona erme sebepleri sayılmıştır.
TTK’nın 533. maddesinin 1. fırkasında; ‘Sona eren şirket tasfiye hâline girer; Kanundaki istisnalar saklıdır. Sona erme ile tasfiye süreci başlamaktadır.’ şeklinde, Kanundaki istisnalar saklı olmakla birlikte, sona eren şirketin sona erme ile tasfiye sürecinin başladığı açıkça ifade edilmiştir.
TTK’nın ‘Tasfiye ve Sona Erme’ üst başlığı altında düzenlenen ‘Sonuçlar’ başlıklı 533. maddesinde;
(1) Sona eren şirket tasfiye hâline girer; Kanundaki istisnalar saklıdır.
(2) Tasfiye hâlindeki şirket, pay sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unvanını ‘tasfiye hâlinde’ ibaresi eklenmiş olarak kullanır. Bu hâlde organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır. Şeklindeki düzenleme ile tasfiye hâlindeki şirketin pay sahipleriyle olan ilişkileri de dahil, tasfiye sonuna kadar şirketin tüzel kişiliğini koruduğu ve unvanına ‘tasfiye hâlinde’ ibaresi ekleneceği, organların yetkilerinin tasfiye amacıyla sınırlı olacağı açıkça ifade edilmiştir. Anılan madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere; tasfiye sırasında tüzel kişilik devam eder. Ortaklık amacı kendiliğinden tasfiye amacına dönüşür. Ortaklık bu amaçtan dolayı kural olarak yeni işlem ve faaliyetlere girişemez.
Tasfiye ilkelerini bünyesinde barındıran bir diğer madde olan TTK’nın ‘Şirket Organlarının Durumu’ başlıklı 535. maddesinde;
(1) Şirket tasfiye hâline girince, organların görev ve yetkileri, tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan, ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlere özgülenir.
(2) Tasfiye işlerinin gereklerinden olan hususlar hakkında karar vermek üzere genel kurul tasfiye memurları tarafından toplantıya çağrılır. Şeklindeki düzenleme ile şirketin tasfiye hâline girmesi ile organların görev ve yetkilerinin tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlere özgüleneceği, tasfiye işlerinin gereklerinden olan hususlar hakkında karar vermek üzere Genel Kurulun tasfiye memurları tarafından toplantıya çağırılacağı açıkça ifade edilmiştir. Anılan madde metninden açıkça anlaşılacağı üzere; Tasfiye sırasında organlar varlıklarını sürdürmeye devam eder. Ancak organların görev ve yetkileri, tasfiyenin yapılabilmesi için sınırlı olmakla birlikte tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlerle sınırlı hâle gelir.
Bununla birlikte, 15.7.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesiyle 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesine ‘Bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, 2004 sayılı Kanun’un 44 üncü ve 337/a maddesi hükümleri uygulanmaz.’ hükmünü içeren ikinci fıkra eklenmiştir.
Maddeden anlaşılacağı üzere ticaret şirketlerinin tasfiye sonrasında İİK’nın 44 üncü maddesi uyarınca mal beyanında bulunma yükümlülüğü kalmadığından, mal beyanında bulunmadığından bahisle İİK’nın 337/a maddesi ile cezalandırılması mümkün olamayacaktır.
Nitekim madde gerekçesinde, ‘2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 44. maddesinde; ticareti terk eden bir tacirin onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecbur olduğu, bu durumun ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde ilan olunacağı kuralına yer verilmiştir. İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesinde belirtilen ticareti terk eden tacirin bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösterecek nitelikteki mal beyannamesi ticaret sicili müdürlüklerince yalnızca ticareti terk eden hakiki şahıslardan alınmakta olup, sermaye şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerden böyle bir beyanname alınmamaktadır. Nitekim TTK’nın 540. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tasfiye memurları şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelemekte, gerekirse şirket mallarına değer biçmek adına uzmanlara başvurarak şirket mal varlığına ilişkin durumu gösteren bir envanter ile bilanço düzenlemekte ve genel kurulun onayına sunmakta, yine 541. madde uyarınca alacaklılara gerekli çağrılarda bulunmaktadır.
Diğer taraftan, sermaye şirketleri bakımından ticaretin terk edilmesinden ne anlaşılması gerektiği de açık değildir. Yerleşik Yargıtay kararları uyarınca ticareti terk, sermaye şirketinin ticaret unvanının ticaret sicili kayıtlarından silinmesidir. Ticaret unvanı ticaret sicilinden silinen bir sermaye şirketi, 6102 sayılı Kanun uyarınca tasfiye sürecini tamamladığından, artık bundan sonra aktif ve pasifini gösteren bir mal beyanının verilmesi fiilen mümkün değildir. Nitekim tasfiye sürecinde şirketin aktifleri ile pasifleri tasfiye edilmekte, şirket alacakları tahsil edilmekte ve borçları ödenmektedir. Ayrıca, ticaret sicili kaydı silinen bir şirketin varlığından artık bahsedilemeyeceğinden ve buna bağlı olarak şirketin işlem tesis etme ehliyeti kalmayacağından, silinme sonrasında mal beyanında bulunması da fiilen mümkün değildir. Ticareti terk ile kastedilenin silinme tarihinden daha önce gerçekleşen bir durum olduğunu kabul ettiğimiz takdirde de; tasfiye memurlarınca tasfiye başlangıcında ilk envanter ile bilanço çıkarılacağından, bir kez de mal beyanında bulunulması, aynı işlemin birden çok yapılması anlamına gelecektir. Bu zaman ve emek kaybını doğuracaktır. Nitekim tasfiye memurlarının yapılan işlemler bakımından hukuki ve cezai sorumlulukları da bulunmaktadır.
Buna paralel olarak Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin Üçüncü Kısım’da Ticari İşletmelerin Tescili başlığı altında Birinci Bölüm’de gerçek kişilere ait ticari işletmeler incelenmiş ve bu bölümün ‘Kaydın silinmesi’ başlıklı 51. maddesinin birinci fıkrasında, ‘Gerçek kişiye ait ticari işletmenin, faaliyetine son verilmesi ya da başka bir gerçek veya tüzel kişiye devredilmesi halinde onbeş gün içerisinde ticaret unvanının silinmesi için ticari işletmenin sahibi tarafından müdürlüğe başvurulur.’, dördüncü fıkrasında ise, ‘Ticareti terk eden tacir 2004 sayılı Kanunun 44 üncü maddesine göre terk dilekçesi ile birlikte mal beyanını da müdürlüğe vermek zorundadır.’ düzenlemesi ile de sadece gerçek kişi tacirlere ticari faaliyetine son vermeleri hâlinde mal beyanında bulunma yükümlülüğü verilmektedir.
12.12.2019 tarihli ve 30976 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11.12.2019 tarihli ve 1819 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca Cumhurbaşkanlığı Yönetmeliği bölümüne eklenen Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin dördüncü kısım birinci bölümde Ticaret Şirketlerinin Tescilini düzenleyen 64. madde ile vd. maddeleri şu şekildedir;
Ticaret Sicil Yönetmeliğinin ‘Sona erme ve tasfiye’ başlıklı 66. maddesinde;
(1) Şirketin sona ermesine ilişkin tescil başvurusunda aşağıdaki belgeler müdürlüğe verilir.
a) Sona erme ortaklar kurulu kararına dayanıyorsa bu kararın noter onaylı örneği.
b) Sona erme başka bir sebepten ileri geliyorsa, bunu kanıtlayan belgenin onaylı örneği.
c) Tasfiye memurlarının noter huzurunda düzenlenmiş, ‘Tasfiye halinde’ ibaresi eklenmiş ve ticaret unvanı altına atılmış imza beyannamesi.
ç) Tasfiye memurlarının ortaklar dışından seçilmesi halinde görevi kabul ettiğine ilişkin imzalı belge.
d) Şirket sözleşmesinde alacaklıların davetine ilişkin hüküm bulunması halinde buna uygun olarak yapılan tasfiye memurlarınca hazırlanmış, alacaklıların davetinin yapıldığına ilişkin belge.
(2) Tasfiyenin tamamlanmasından sonra kayıt silmede aşağıdaki belgeler müdürlüğe verilir:
a) Tasfiye memurlarınca son bilançonun ortaklara tebliğ edildiğine ilişkin belge.
b) Ortakların son bilançonun onayına ilişkin kararı veya mahkemeye itirazda bulunmayacaklarına dair yazılı beyanı.
c) Son bilanço.
Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin ‘Tescil’ başlıklı 67. maddesinde;
(1) Sona eren şirket ile ilgili aşağıdaki olgular tescil edilir:
a) Şirketin sona erdiği ve tasfiyeye girdiği.
b) Ticaret unvanına Tasfiye halinde” ibaresinin eklendiği.
c) Sona ermenin sebebi ile bunu kanıtlayan belge veya kararın tarih ve sayısı.
ç) Tasfiye memurlarının adı ve soyadı, yerleşim yeri ve kimlk numarası.
d)Tasfiye işlemlerinin şirket merkezi dışında başka bir adreste yürütülmesi
(2) Tasfiyesi tamamlanan şirket ile ilgili aşağıdaki olgular tescil edilir:
a) Tasfiyenin tamamlandığı.
b) Ticaret unvanının silindiği.
Ticaret Sicil Yönetmeliği’nin Sona Erme, Tasfiye, Tasfiyeden Dönme ve Ek Tasfiye Uygulanacak hükümler başlıklı 104. maddesindeki; ‘Anonim şirketlerin sona ermelerine, tasfiyelerine, ek tasfiyelerine ve tasfiyeden dönmelerine ilişkin 86 ila 89 uncu madde hükümleri limited şirketlere de uygulanır.’ şeklindeki düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde sermaye şirketlerinin İİK’nın 44. maddesinde belirtilen mal beyanında bulunma zorunluluğunun olmadığı, madde gerekçesinde de belirtildiği gibi, ticareti terk, sermaye şirketinin ticaret unvanının ticaret sicili kayıtlarından silinmesi anlamına gelmekte olup, kaydın silinmesinden önce tasfiye sürecinin başlaması gerekmekte, bu kapsamda şirketin aktif ve pasifleri belirlenmekte, varsa mal varlığının değeri saptanmakta, aktif mal varlığı satılarak borçları ödenmekte, kalan bir para olduğu takdirde hissesi oranında ortaklarına dağıtılmakta, buna ilişkin hazırlanan bilanço ile birlikte ticaret sicili müdürlüğüne başvurularak şirketin kayıtlardan silinmesi (terkini) sağlanmaktadır. Ticaret unvanı ticaret sicilinden silinen bir sermaye şirketi, 6102 sayılı Kanun uyarınca tasfiye sürecini tamamladığından, artık bundan sonra aktif ve pasifini gösteren bir mal beyanını vermesi fiilen mümkün olamayacağından, mal beyanında bulunmadığından bahisle mahkûmiyetine karar verilmesi Kanun’a aykırı olacaktır.
Açıklanan nedenlerle, İİK’nın 44 ncü maddesindeki mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik bir yükümlülük olduğu ve ticaret şirketlerini kapsamadığı anlaşılmakla, atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyetine dair karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.02.2021 tarih ve 78999 sayı ile;
“İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesi; ‘Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilânlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mûtad ve münasip vasıtalarla ilân olunur.’ diyerek ilan etme ve ilan masraflarını da; ödeme yükümlülüğünü yüklenmiştir.
06.06.1965 tarihinde yürürlüğe giren 538 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı İİK’nın 44. maddesinin gerekçesinde; ‘Ticareti terk etmek suretiyle alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle mücadele etmek kaçınılması imkânsız bir zaruret halini almıştır. Bilhassa son senelerde ticareti terk eden kötü niyetli borçluların işyerlerini terk ettikleri ve ellerinde malları başkalarına devrederek alacaklılarını zarara uğrattıkları sık sık görülen hakikatlerdendir. Ticareti terk ederek alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle tesirli bir şekilde mücadeleyi temin için İcra ve İflas Kanunu sistemi içinde madde tadil edilmiş ve ayrıca bu maddeye muhalefet 337/a maddesiyle cezalandırılmıştır.’ denilmektedir.
Takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun oluşabilmesi için;
1- İİK’nın 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması,
2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması,
3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi,
4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi, gereklidir.
Kanun maddesinde gösterilen bu seçimlik hareketlerin herhangi birisinin işlenmesiyle, diğer koşulların da gerçekleşmesi hâlinde suç oluşacaktır.
İİK’nın 44. maddesine uygun olarak mal beyanında bulunulduğundan söz edebilmek için; borçlunun ticareti bıraktıktan sonra 15 gün içinde durumu ticaret siciline bildirmesi ve bütün aktif ve pasifleri ile alacaklıların isim ve adreslerini içerecek şekilde mal bildiriminde bulunması zorunludur.
Bunun yanında suçun oluşabilmesi için, borçlunun yukarıda gösterilen hareketlerinden dolayı alacaklının zarar görmesi de gerekmektedir. Ancak, İİK’nın 337/a maddesinin 2. fıkrasındaki; ‘Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.’ hükmü uyarınca alacaklının zarar görmediğini ispat etme zorunluluğu borçluya aittir.
Ticareti terk etme kavramı öğretide, ‘ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak veya dağıtmak’ olarak tanımlanmıştır. Ticareti terk eyleminin, mevzuatta belirlenen hukuksal yönteme uygun olarak ticari faaliyetin sonlandırılması şeklinde ortaya çıkması mümkün olduğu gibi, ticari işletmenin hukuksal olarak varlığını sürdürmekle birlikte fiili olarak varlığının sonlandırılması şeklinde de gerçekleşmesi mümkündür.
6102 sayılı TTK’nın birinci fıkrasında ticaret şirketlerinin kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerinden ibaret olduğunu, ikinci fıkrasında ise kollektif ve komandit şirketlerin şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin sermaye şirketi sayıldığı belirtilmiştir. Bir ticari şirket türü olan limited şirketin (bu arada borçlu şirketin) de 16. maddesi uyarınca ‘tacir’ olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
6102 sayılı TTK’nın 532. maddesi uyarınca, ‘Sona erme, iflastan ve mahkeme kararından başka bir sebepten ileri gelmişse, yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilir.’
Bununla birlikte, 15.7.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesiyle 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesine ‘Bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, 2004 sayılı Kanunun 44 üncü ve 337/a maddesi hükümleri uygulanmaz.’ hükmünü içeren ikinci fıkra eklenmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İİY’nın 44. maddesinde ‘ticareti terk eden tacir’ ifadesi kullanılmış olup bu ifadenin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığına ilişkin herhangi bir kısıtlayıcı hüküm konulmamıştır. O hâlde tacir sayılan limited şirketlerin, temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, şirketin ticareti terk etmeleri hâlinde tıpkı gerçek kişi tacirler gibi İcra İflas Yasası’nın 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmalarına da yasal bir engel bulunmamaktadır (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.06.2010 tarih ve 2010/16.HD-75 esas 2010/129 kararı da aynı yöndedir.). Sanığın temsile yetkili olduğu borçlu limited şirket hakkında herhangi bir tasfiye süreci bulunmadığından, 15.7.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesiyle 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesine eklenen 2. fıkra ile getirilen, ‘Anılan Kanun hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, 2004 sayılı Kanunun 44 üncü ve 337/a maddesi hükümlerinin uygulanmayacağına’ yönelik düzenlemesinin şikâyete konu olayda uygulanma yeri yoktur. Başka bir anlatımla borçlu şirket tasfiye aşamasında olmadığından, ticareti terk eden şirketin yetkililerinin 6102 sayılı Kanun’un 545-(2) maddesinde ifade edilen ve tasfiye memurlarını kapsadığı anlaşılan istisnadan yararlanmaları söz konusu olmayacaktır.
Diğer yandan, İİY’nın 44. maddesinde yapılan değişikliğin ‘ticareti terk eden kötü niyetli borçluların’ bu davranışlarının önlenmesi amacıyla yapıldığı da gerekçede açıkça ifade edilmektedir. Ticari şirketi temsil ve idareden sorumlu müdür ve yetkililerinin bu suçu işleyemeyeceklerinin kabulü hâlinde, ticareti terk suçunu işleyen gerçek kişi tacirlerin İİY’nın 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekecek, ancak aynı fiili işleyen ve İİY’nın 345. maddesi uyarınca bu fiilden sorumlu tutulması gereken ticari şirket müdür ve yetkililerinin cezai sorumluluktan muaf tutulmaları anlamına gelecektir ki bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 06.04.2021 tarih ve 2333-4075 sayı ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ticaret şirketlerinin müdür veya yetkililerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunu işlemelerinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Şikâyetçi …’nın borçlu NBA Turizm Tic. Ltd. Şti.’den alacağının tahsili amacıyla Antalya 15. İcra Müdürlüğünün 2012/21388 esas sayılı dosyasında 13.06.2012 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibine başlanıldığı,
Ödeme emrinin, ilk tebligatın iade edilmesi üzerine, borçlu şirkete Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre 02.02.2013 tarihinde tebliğ edildiği,
Şikâyetçi vekilinin 13.03.2013 havale tarihli dilekçesi ile şirket yetkilisi sıfatıyla sanık hakkında “alacak-borç ilişkisi devam ederken borçlu şirketin ticareti terk ettiği hâlde, İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesine aykırı olarak keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmediği, borçlu şirketin iş yerini terk etmesi sebebiyle Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre ödeme emrinin tebliğ edildiği, borcu ödemeyip anılan yükümlülüklerini de yerine getirmeyen sanığın İİK’nın 337/a maddesinde düzenlenen suçu işlediği” gerekçesiyle şikâyette bulunması üzerine ticareti terk suçundan dava açıldığı,
Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğünün 02.05.2013 tarihli yazısında 65010 sicil numaralı NBA Turizm Tic. Ltd. Şti.’nin 07.02.2011 tarihinde kayıt olduğu ve kaydının hâlen faal olduğu, İİK’nın 44. maddesine göre bildirimin bulunmadığı, şirket yetkilisinin 07.02.2011 tarihinden itibaren 5 yıl süreyle sanık olduğu,
Demircikara Polis Merkezi Amirliğince düzenlenen 10.04.2013 tarihli tutanakta; borçlu şirketin adresten ayrıldığının ve adresinin bilinmediğinin belirtildiği,
Antalya (Kurumlar) Vergi Dairesi Müdürlüğünün 11.04.2013 tarihli yazısına göre; borçlu şirketin hâlen faal olduğu, şirket tarafından 2012 yılı 4. dönem geçici vergi beyannamesi (matrah 0, zarar 60.740,58 TL), 2013 yılı Şubat ayı KDV beyannamesi (matrah 0), 2011 yılı kurumlar vergisi beyannamesi (zarar 3.566,58 TL), 2012 yılı Aralık ayı muhtasar beyannamesi (matrah 2.500 TL) verildiği, anılan Müdürlüğün 06.02.2014 tarihli yazısına göre ise; 10.01.2014 tarihli yoklama fişine göre şirketin adresinde bulunamadığı ve re’sen terk çalışmasına başlanıldığı,
Şikâyetçi …’nin borçlu NBA Turizm Tic. Ltd. Şti.’den alacağının tahsili amacıyla Antalya 5. İcra Müdürlüğünün 2012/3611 esas sayılı dosyasında 14.06.2012 tarihinde ilamsız takip yolu ile icra takibine başlanıldığı,
Ödeme emrinin, ilk tebligatın iade edilmesi üzerine, borçlu şirkete Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre 07.12.2012 tarihinde tebliğ edildiği,
18.04.2013 tarihinde haciz işlemi için söz konusu şirket adresine gidildiğinde, borçlunun adresi terk ettiğinin ve nerede olduğunun bilinmediğinin tespit edildiği,
Şikâyetçi vekilinin 02.05.2013 havale tarihli dilekçesi ile şirket yetkilisi sıfatıyla sanık hakkında “borçlu şirketin İİK’nın 44. maddesine aykırı şekilde ticareti terk edip borcu ödemediği” gerekçesiyle şikâyette bulunması üzerine ticareti terk suçundan dava açıldığı,
Demircikara Polis Merkezi Amirliğince düzenlenen 23.05.2013 tarihli tutanakta; borçlu şirketin adresten ayrıldığının ve başka adreste faaliyette olup olmadığının bilinmediğinin belirtildiği,
Antalya (Kurumlar) Vergi Dairesi Müdürlüğünün 24.05.2013 tarihli yazısına göre; borçlu şirketin hâlen faal olduğu, şirket ortak ve yetkililerinin başka isim altında faaliyet göstermediği, şirket yetkilisinin 07.02.2011 tarihinden itibaren 5 yıl süreyle sanık … … olduğu, şirket tarafından 2013 yılı 1. dönem geçici vergi beyannamesi (matrah 0), 2012 yılı 4. dönem geçici vergi beyannamesi (matrah 0, zarar 60.740,58 TL), 2012 yılı 3. dönem geçici vergi beyannamesi (matrah 0, zarar 57.007,73 TL), 2013 yılı Mart, Şubat, Ocak ayları ile 2012 yılı Aralık, Kasım, Ekim, Eylül ve Ağustos ayları KDV beyannameleri (matrah 0), 2012 yılı kurumlar vergisi beyannamesi (zarar 63.240,58 TL), 2012 yılı Ağustos ayı muhtasar beyannamesi (matrah 1.881 TL), 2012 yılı Eylül ayı muhtasar beyannamesi (matrah 1.881 TL), 2012 yılı Ekim ayı muhtasar beyannamesi (matrah 1.881 TL), 2012 yılı Kasım ayı muhtasar beyannamesi (matrah 1.191,30 TL), 2012 yılı Aralık ayı muhtasar beyannamesi (matrah 2.500 TL) verildiği,
Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğünün 16.08.2013 tarihli yazısında 65010 sicil numaralı NBA Turizm Tic. Ltd. Şti.’nin 07.02.2011 tarihinde kayıt olduğu ve kaydının hâlen faal olduğu, İİK’nın 44. maddesine göre bildirimin bulunmadığı, şirket yetkilisinin 07.02.2011 tarihinde itibaren 5 yıl süreyle sanık olduğu,
Şikâyetçi … tarafından 26.09.2014 tarihli sözleşme ile alacakların Turkasset Varlık Yönetim AŞ’ye temlik edildiği,
Ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan … ve …’nın vekilleri aracılığıyla sanık … … hakkında şikâyetçi olunması üzerine yapılan yargılama sonucunda, sanığın cezalandırılmasına ilişkin Antalya 3. İcra Ceza Mahkemesince ve Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesince verilen hükümlerin Özel Dairece bozulması üzerine Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesinin 2018/356 esas sayılı dosyasında birleştirilmesine karar verildiği, sanığın eyleminin tek suç oluşturduğu kabul edilerek Antalya 1. İcra Ceza Mahkemesince 30.01.2020 tarih ve 356-91 sayı ile; sanığın İİK’nın 337/a, TCK’nın 50/1-a ve 52. maddeleri uyarınca 1.800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Sanık müdafisi Mahkemede; sanığın ticareti terk ettiğinin doğru olduğunu ancak terk tarihinin tespiti için ticari defterlerini ibraz edeceklerini savunmuştur.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, bu kanun kapsamında çıkan hukuki sorunların en kısa ve basit şekilde çözümlenmesi yöntemini benimsemiş, buna bağlı olarak, Kanun’da düzenlenen suçlara ilişkin 346 ila 354. maddeleri arasında farklı bir yargılama usulü öngörmüştür.
Kanun koyucu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 5358 ve 06.03.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5582 sayılı Kanunlarla, İİK’nın çeşitli maddelerinde değişiklik yapmasına karşın, bu özel yargılama usulünü bazı değişiklikler dışında korumuştur.
İcra ve İflas Kanunu’nun 44. maddesinde ticareti terk eden tacir açısından muhataplarının haklarını korumaya yönelik olarak birtakım yükümlülükler öngörülmüş, bu yükümlülüklere aykırı davranmanın yaptırımı da 337/a maddesinde gösterilmiştir.
İİK’nın “Ticareti Terk Edenler” başlıklı 44. maddesi;
“Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazete’de ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mütat ve münasip vasıtalarla ilan olunur. İlan masraflarını ödemiyen tacir beyanda bulunmamış sayılır.
Bu ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir.
Ticareti terk eden tacir, mal beyanının tevdii tarihinden itibaren iki ay müddetle haczi kabil malları üzerinde tasarruf edemez.
Üçüncü şahısların zilyedlik ve tapu sicili hükümlerine dayanarak iyi niyetle elde ettiği haklar saklıdır. Ancak karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren ikinci dereceye kadar (Bu derece dahil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasındaki iktisaplarda iyi niyet iddiasında bulunulamaz.
Mal beyanını alan icra mahkemesi, keyfiyeti tapu veya gemi sicil daireleri ile Türk Patent Enstitüsüne bildirir. Bu bildiri üzerine sicile, temlik hakkının iki ay süre ile tahdit edilmiş bulunduğu şerhi verilir. Keyfiyet ayrıca Türkiye Bankalar Birliğine de bildirilir.
Bozulmaya maruz veya muhafazası külfetli olan veya tayin edilen kanuni müddet içinde değerinin düşmesi kuvvetle muhtemel bulunan mallar hakkında, tacirin talebi üzerine, mahkemece icra memuru marifetiyle ve bu kanun hükümleri dairesinde bu malların satılmasına ve bedelinin 9 uncu maddede yazılı bir bankaya depo edilmesine karar verilebilir.” şeklinde olup maddedeki yükümlülüklere aykırı davranmak, aynı Kanun’un 337/a maddesinde “Ticareti terk edenlerin cezası” başlığı altında;
“44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.
Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır.” biçiminde yaptırıma bağlanmıştır.
06.06.1965 tarihinde yürürlüğe giren 538 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle değiştirilen 2004 sayılı İİK’nın 44. maddesinin gerekçesinde; “Ticareti terk etmek suretiyle alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle mücadele etmek kaçınılması imkânsız bir zaruret halini almıştır. Bilhassa son senelerde ticareti terk eden kötü niyetli borçluların iş yerlerini terk ettikleri ve ellerinde malları başkalarına devrederek alacaklılarını zarara uğrattıkları sık sık görülen hakikatlerdendir. Ticareti terk ederek alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kimselerle tesirli bir şekilde mücadeleyi temin için İcra İflas Kanunu sistemi içinde madde tadil edilmiş ayrıca bu maddeye muhalefet 337/a maddesiyle cezalandırılmıştır.” denilmektedir.
Takibi şikâyete bağlı olan seçimlik hareketli bu suçun oluşabilmesi için;
1- İİK’nın 44. maddesine göre mal beyanında bulunulmaması,
2- Mal beyanında mevcudun eksik gösterilmiş olması,
3- Aktifte yer alan malın veya yerine kaim olan değerin haciz veya iflas sırasında gösterilmemesi,
4- Mal beyanından sonra, beyan edilen bu mallar üzerinde tasarruf edilmesi,
Gereklidir.
Kanun maddesinde gösterilen bu seçimlik hareketlerin herhangi birisinin işlenmesiyle diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde suç oluşacaktır.
İİK’nın 44. maddesine uygun olarak mal beyanında bulunulduğundan söz edebilmek için; borçlunun ticareti bıraktıktan sonra onbeş gün içinde durumu ticaret siciline bildirmesi ve bütün aktif ve pasifleri ile alacaklıların isim ve adreslerini içerecek şekilde mal bildiriminde bulunması zorunludur.
Bunun yanında, suçun oluşması için, borçlunun yukarıda gösterilen hareketlerinden dolayı alacaklının zarar görmesi gerekir. Ancak İİK’nın 337/a maddesinin ikinci fıkrasındaki; “Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.” hükmü uyarınca, alacaklının zarar görmediğini ispat etme zorunluluğu borçluya aittir.
Yine ticareti terk eden borçlunun, Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir olması gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 12. maddesinde; “Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişi” olarak gerçek kişi tacirin tanımı yapıldıktan sonra, 16. maddesinde; “Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.” denilmiş, 124. maddesinde de ticaret şirketleri; “Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.” olarak sayılmıştır. Ancak İİK’nın 44. maddesinde belirtilen “ticareti terk eden tacir” ibaresinden, Türk Ticaret Kanunu anlamında tacir sayılanlardan hangilerinin anlaşılması gerektiği ise uyuşmazlığın konusunu oluşturmakta olup ayrıca değerlendirilecektir.
Bu aşamada “ticareti terk etme” kavramı üzerinde de durulmalıdır. Öğretide; “ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak veya dağıtmak” olarak tanımlanan ticareti terk eyleminin, mevzuatta belirlenen hukuki yönteme uygun olarak ticari faaliyetin sonlandırılması şeklinde ortaya çıkması mümkün olduğu gibi, ticari işletmenin hukuki olarak varlığını sürdürmekle birlikte fiili olarak varlığının sonlandırılması şeklinde de gerçekleşmesi mümkündür.
Sanık … …’ın temsile yetkili olduğu şirketin limited şirket olması nedeniyle, Türk Ticaret Kanunu’nda ticari şirket çeşitleri arasında sayılan bu şirkete ilişkin hükümlerin de incelenmesi gereklidir. 6102 sayılı TTK’nın 573. maddesinde; “Limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulur; esas sermayesi belirli olup, bu sermaye esas sermaye paylarının toplamından oluşur.” hükmüne yer verilmiş, 623. maddesinde; şirket yönetiminin ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirket sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği, en azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerektiği, müdürlerin, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkili oldukları hüküm altına alınmıştır.
Limited şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi 6102 sayılı TTK’nın 636 ve 637. maddelerinde düzenlenmiş olup, “tasfiye” hususunda aynı Kanun’un 643. maddesindeki yollama nedeniyle anonim şirketin tasfiyesine ilişkin kurallar limited şirketler hakkında da uygulanacaktır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi aynı uyuşmazlık konusuna ilişkin Ceza Genel Kurulu kararları ile 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesiyle 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesine eklenen ikinci fıkrasının birlikte değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
Ticaret şirketlerinin müdür veya yetkililerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 337/a maddesinde düzenlenen ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunu işlemelerinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bir çok kez Ceza Genel Kurulunca görüşülmüş olup ticaret şirketleri için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda “ticareti terk” değil sona erme ve tasfiyenin öngörüldüğü ve İİK’nın 44. maddesi uyarınca mal beyanında bulunma yükümlülüğünün yalnızca gerçek kişi tacirler bakımından kabul edildiği şeklindeki gerekçelerle ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunun, ticaret şirketlerinin müdür veya yetkililerince işlenmesinin mümkün olmadığı ileri sürülmüş ise de; Ceza Genel Kurulunun 01.06.2010 tarih ve 75-129; 14.02.2012 tarih ve 505-28, 513-29, 509-30; 21.02.2012 tarih ve 506-47, 510-44, 511-46, 621-45; 23.09.2014 tarih ve 99-398; 30.10.2014 tarih ve 345-447; 04.11.2014 tarih ve 821-478; 24.02.2015 tarih ve 502-10; 29.09.2015 tarih ve 23-295, 62-296, 63-297; 09.02.2016 tarih ve 835-52; 27.02.2018 tarih ve 77-62 sayılı kararlarında; İİK’nın 44. maddesinde “ticareti terk eden tacir” ifadesi kullanılmış olup bu ifadenin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığına ilişkin herhangi bir kısıtlayıcı hüküm konulmadığı, tacir sayılan ticaret şirketlerinin temsil ve idareye yetkili müdürlerinin, şirketin ticareti terk etmeleri hâlinde aynı maddedeki yükümlülükleri yerine getirmeyeceklerine ilişkin istisna getirilmediğine göre, tıpkı gerçek kişi tacirler gibi aynı Kanun’un 337/a maddesi gereğince cezalandırılmalarına engel bulunmadığı kabul edilmiştir.
Diğer taraftan 6102 sayılı TTK’nın “Şirket unvanının sicilden silinmesi” başlıklı 545. maddesinin birinci fıkrasında; tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden isteneceği, istem üzerine silinmenin tescil ve ilan edileceği hüküm altına alınmıştır. Ceza Genel Kurulunun bir çok dosyasında uyuşmazlıkların yukarıda belirtildiği şekilde sonuca bağlanmasından sonra 09.08.2016 tarihli ve 29796 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesiyle 6102 sayılı Kanun’un 545. maddesine; “Bu Kanun hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, 2004 sayılı Kanunun 44 üncü ve 337/a maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmünü içeren ikinci fıkra eklenmiştir.
6728 sayılı Kanun’un 69. maddesinin gerekçesi ise; “2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 44 üncü maddesinde; ticareti terk eden bir tacirin onbeş gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecbur olduğu, bu durumun ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilânlarının yayınlandığı gazetede ve alacaklıların bulunduğu yerlerde ilân olunacağı kuralına yer verilmiştir. İcra ve İflas Kanununun 44 üncü maddesinde belirtilen ticareti terk eden tacirin bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösterecek nitelikteki mal beyannamesi ticaret sicili müdürlüklerince yalnızca ticareti terk eden hakiki şahıslardan alınmakta olup, sermaye şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerden böyle bir beyanname alınmamaktadır. Nitekim Türk Ticaret Kanununun 540 mcı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tasfiye memurları şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelemekte, gerekirse şirket mallarına değer biçmek adına uzmanlara başvurarak şirket malvarlığına ilişkin durumu gösteren bir envanter ile bilanço düzenlemekte ve genel kurulun onayına sunmakta, yine 541 inci madde uyarınca alacaklılara gerekli çağrılarda bulunmaktadır.
Diğer taraftan, sermaye şirketleri bakımından ticaretin terk edilmesinden ne anlaşılması gerektiği de açık değildir. Yerleşik Yargıtay kararları uyarınca ticareti terk, sermaye şirketinin ticaret unvanının ticaret sicili kayıtlarından silinmesidir. Ticaret unvanı ticaret sicilinden silinen bir sermaye şirketi, 6102 sayılı Kanun uyarınca tasfiye sürecini tamamladığından, artık bundan sonra aktif ve pasifini gösteren bir mal beyanının verilmesi fiilen mümkün değildir. Nitekim tasfiye sürecinde şirketin aktifleri ile pasifleri tasfiye edilmekte, şirket alacakları tahsil edilmekte ve borçları ödenmektedir. Ayrıca, ticaret sicili kaydı silinen bir şirketin varlığından artık bahsedilemeyeceğinden ve buna bağlı olarak şirketin işlem tesis etme ehliyeti kalmayacağından, silinme sonrasında mal beyanında bulunması da fiilen mümkün değildir. Ticareti terk ile kastedilenin silinme tarihinden daha önce gerçekleşen bir durum olduğunu kabul ettiğimiz takdirde de; tasfiye memurlarınca tasfiye başlangıcında ilk envanter ve bilanço çıkarılacağından, bir kez de mal beyanında bulunulması, aynı işlemin birden çok yapılması anlamına gelecektir. Bu zaman ve emek kaybını doğuracaktır. Nitekim tasfiye memurlarının yapılan işlemler bakımından hukuki ve cezai sorumlulukları da bulunmaktadır.
Uygulamada kişiler tasfiye yoluyla ticari şirketlerini sonlandırmak istediklerinde Türk Ticaret Kanununa ve Ticaret Sicili Yönetmeliğine uygun olarak hareket ettiklerini ve dolayısıyla da tüm mevzuata uygun işlem yaptıklarını düşünerek ve mal beyanında bulunmadan ve ilanını yaptırmadan ticareti terk etmektedirler. Ancak bu kişilere daha sonra ticareti usulüne uygun terk etmediklerinden bahisle haklarında dava açılarak, İcra ve İflas Kanununun 337/a maddesine göre ceza verilmekte olup, bu da ilgili şahısları mağdur etmektedir.
Son dönemde mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik olduğu yönünde verilen Yargıtay kararları da bulunmaktadır. Açıklanan gerekçeler ile İcra ve İflas Kanununun 44 üncü maddesine tasfiyesine başlanan sermaye şirketleri bakımından bir istisna getirilerek yukarıda belirtilen mağduriyetlerin giderilmesi amaçlanmaktadır.” şeklindedir.
6102 sayılı TTK’nın 545. maddesinin ikinci fıkrasına göre Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, İcra ve İflas Kanunu’nun 44 ve 337/a maddeleri hükümlerinin uygulanmayacağı kabul edilmiştir. Ticareti terk eden bir tacirin 15 gün içinde ticareti terk ettiğini kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecbur olduklarını düzenleyen İİK’nın 44. maddesi ile ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunu düzenleyen İİK’nın 337/a maddesi hükümlerinin uygulanmaması için aranan tek şart, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye edilebilen şirketin varlığıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 44 ve 337/a maddeleri hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin Türk Ticaret Kanunu’nun 545. maddesine eklenen ikinci fıkranın, hâlihazırda tasfiye edilmiş bir şirketi değil, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye usulüne tabi şirketi esas aldığı kabul edilmelidir.
Bu husus Türk Ticaret Kanunu’nun 545. maddesine ikinci fıkrayı ekleyen 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesinin gerekçesinde de; İİK’nın 44. maddesinde belirtilen mal beyannamesinin ticaret sicili müdürlüklerince yalnızca ticareti terk eden hakiki şahıslardan alındığı ancak sermaye şirketleri ile diğer tüzel kişi tacirlerden böyle bir beyannamenin alınmadığı, TTK’ya göre tasfiye memurlarının şirket malvarlığına ilişkin durumu gösteren bir envanter ile bilanço düzenleyip genel kurulun onayına sunduğu ve alacaklılara gerekli çağrılarda bulunduğu, bu nedenle envanter ve bilanço çıkarılıp alacaklılara haber verildiği için ayrıca mal beyanında bulunulmasının aynı işlemin birden çok yapılması anlamına geleceği, tasfiye yoluyla ticaret şirketlerini sonlandırmak isteyip mevzuata uygun işlem yaptığını düşünerek mal beyanında bulunmadan ve ilanını yaptırmadan ticareti terk eden şirket yetkililerine ticareti usulüne uygun terk etmedikleri gerekçesiyle İİK’nın 337/a maddesine göre cezalar verilip ilgili şahısların mağdur edildiği belirlendiğinden mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik olduğu yönünde verilen Yargıtay kararları da dikkate alınarak bu mağduriyetlerin giderilmesi için ilgili düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir.
Bu bağlamda tasfiye usulüne tabi ticaret şirketleri için İİK’nın 44. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerden bahsedilemeyeceğinin, aynı maddede yer alan “ticareti terk eden tacir” ifadesinin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığının ve aynı Kanun’un 337/a maddesinde tanımlanan ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunun ticaret şirketlerinin müdür veya yetkililerince işlenemeyeceğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Şikâyetçiler … ve …’nin borçlu NBA Turizm Tic. Ltd. Şti.’den alacaklarının tahsili amacıyla farklı icra dosyalarında icra takibine başlanıldığı, icra takibi sırasında borçlu şirketin ticareti terk ettiğinin tespit edilmesi üzerine şirket yetkilisi olan sanık hakkında İİK’nın 337/a maddesinde düzenlenen ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçundan şikâyetçiler tarafından dava açıldığı, Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarında şirketin hâlen faal gözüktüğü, İİK’nın 44. maddesine göre bildirimin bulunmadığı, kolluk görevlilerince yapılan araştırmada şirketin adresinden ayrıldığının belirlendiği, kolluk görevlilerince düzenlenen tutanaklar ile Vergi Dairesi Müdürlüğünden gelen yazı ve eklerine göre ise şirketin fiilen faal olmadığı anlaşılan olayda;
Limited şirketin tüzel kişiliğinin sona ermesi 6102 sayılı TTK’nın 636 ve 637. maddelerinde düzenlenmiş olup “tasfiye” hususunda aynı Kanun’un 643. maddesindeki yollama nedeniyle anonim şirketin tasfiyesine ilişkin kuralların limited şirketler hakkında da uygulanacak olması, 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesinin ikinci fıkrasına göre aynı Kanun hükümlerine göre tasfiye olunan şirketlerde, İcra ve İflas Kanunu’nun 44 ve 337/a maddeleri hükümlerinin uygulanmayacağının kabul edilmesi, ticareti terk eden bir tacirin 15 gün içinde ticareti terk ettiğini kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaya mecbur olduklarını düzenleyen İİK’nın 44. maddesi ile ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunu düzenleyen İİK’nın 337/a maddesi hükümlerinin uygulanmaması için TTK hükümlerine göre tasfiye edilebilen şirketin bulunması gerekmekte olup, TTK’nın 545. maddesine eklenen ikinci fıkranın hâlihazırda tasfiye edilmiş bir şirketi değil, anılan Kanun hükümlerine göre tasfiye usulüne tabi şirketi esas alması, bu hususun anılan fıkranın gerekçesinde de; İİK’nın 44. maddesinde belirtilen mal beyannamesinin uygulamada dahi gerçek kişi tacirlerden alındığının, TTK’ya göre tasfiye memurlarının şirket malvarlığına ilişkin durumu gösteren bir envanter ile bilanço düzenleyip alacaklılara gerekli çağrılarda bulunduğundan ayrıca mal beyanında bulunulmasının aynı işlemin birden çok yapılması anlamına geleceğinin, tasfiye yoluyla ticaret şirketlerini sonlandırmak isteyen ancak mal beyanında bulunmadan ve ilanını yaptırmadan ticareti terk eden şirket yetkililerine ticareti usulüne uygun terk etmedikleri gerekçesiyle İİK’nın 337/a maddesine göre cezalar verilip ilgili şahısların mağdur edildiği belirlendiğinden, mal beyanında bulunma yükümlülüğünün gerçek kişi tacirlere yönelik olduğu yönünde verilen Yargıtay kararları da dikkate alınarak bu mağduriyetlerin giderilmesi için ilgili düzenlemenin yapıldığının belirtilmesi hususları birlikte dikkate alındığında; sanık lehine düzenleme getiren ve 09.08.2016 tarihli ve 29796 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6728 sayılı Kanun’un 69. maddesi ile 6102 sayılı TTK’nın 545. maddesine anılan fıkranın eklenmesinden sonra, tasfiye usulüne tabi ticaret şirketleri için İİK’nın 44. maddesinde düzenlenen yükümlülüklerden bahsedilemeyeceği, aynı maddede yer alan “ticareti terk eden tacir” ifadesinin yalnızca gerçek kişi tacirleri kapsadığı ve aynı Kanun’un 337/a maddesinde tanımlanan ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunun ticaret şirketlerinin müdür veya yetkililerince işlenemeyeceği, bu bağlamda sanığın yetkilisi olduğu borçlu NBA Turizm Tic. Ltd. Şti. için de İİK’nın 44. maddesindeki yükümlülüğün bulunmaması sebebiyle ticareti usulüne aykırı terk ettiği ileri sürülerek hakkında şikâyetçi olunan limited şirketin yetkilisi olan sanığın da ticareti usulüne aykırı olarak terk etmek suçunun faili olamayacağı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 23.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.