Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/616 E. 2020/4442 K. 26.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/616
KARAR NO : 2020/4442
KARAR TARİHİ : 26.10.2020

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 10.07.2018 tarih ve 2017/371 E.- 2018/269 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 12.12.2019 tarih ve 2018/1820 E.- 2019/1281 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin “FORM” esas ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “CONFORM” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2015/99529 kod numarasını alan başvuruya müvekkilinin itirazının, davalı TPMK’nın 2017-M-6826 sayılı YİDK kararı ile yerinde görülmeyerek reddedildiğini, oysa müvekkilinin 1961 yıldan bu yana özellikle bisküviler, krakerler, gofretler, pastalar, tartlar, kekler vs. ürünlerin imali, ithali, ihracı ve ticareti alanında faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin “FORM” ibareli markalarını ilk kez 1992 yılında tescil ettirdiğini, marka üzerinde büyük yatırımlar yaparak birden fazla seri marka yarattığını, davalının benzer “FORM” ibaresini taşıyan ürünlerinin aynı raflarda satılmasının tüketiciler nezdinde karıştırılacağını, firmalara arasında ekonomik/idari bağlantı olduğu düşüncesine yol açacağını, tüketicilerin “CONFORM” ibaresini “CON+FORM” olarak algılayacaklarını, davalının tescil başvurusunun kötüniyetle ve müvekkilinin markasının tanınmışlığından faydalanmak amacıyla yapıldığını ileri sürerek, davalı … YİDK kararının iptalini ve diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı şirket vekili, müvekkilinin 1995 yılında her çeşit ticari malların toptan ve perakende satıcılığı, büyük satış mağazalarının açılması ve işletilmesi amacıyla kurulduğunu, Türkiye genelinde 6.020 adet mağazasının olduğunu, bir bütün olarak incelendiğinde dava konusu markalar arasında görsel, biçimsel, anlamsal ve işitsel benzerliğin bulunmadığını, “FORM” markasının özellikle gıda ürünleri açısından ayırt ediciliğinin düşük, zayıf bir marka olduğunu, yaygın olarak kullanıldığını, kötüniyet iddiasının kabul edilemez olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu marka işareti ile davacı markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma tehlikesinin olmadığı, davacının 556 sayılı KHK’nın 8/3. maddesi kapsamında eskiye dayalı kullanım nedeniyle üstün ve öncelikli hakkının bulunmadığı, davacının markasının 556 sayılı KHK’nın 8/4 bendi anlamında tanınmış marka olduğunun ispatlanamadığı, dava konusu marka başvurusunun kötüniyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 26.10.2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.