YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/4789
KARAR NO : 2020/4295
KARAR TARİHİ : 20.10.2020
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.12.2015 gün ve 2015/802 – 2015/1081 sayılı kararı onayan Daire’nin 12.06.2018 gün ve 2016/9372 – 2018/4449 sayılı kararı aleyhinde davacılar vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacılar vekili, davalılardan …, …, …, …, …’ın 10.07.2006 tarihli anasözleşme ile Jimer Kadın Sağlığı A.Ş. unvanlı şirketi kurduklarını, şirketi temsil ve ilzama yetkili olarak diğer davalı …’i genel müdür sıfatıyla atadıklarını, şirketin 22.12.2006 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında sermayesinin 2.500.000,00 TL’ye çıkarılmasına karar verildiğini, müvekkillerinden …’ın babası …’ın da amcası olan …’ın davalı … ve eşi … ile tanışıklığının bulunduğunu, bu davalıların, kurulan şirketin gelecekte çok başarılı olacağını, kızının şirket hastanesinde görev alabileceğini, şirket sermayesinin 1.000.000,00 TL’ye yükseltiğini, bu sermayenin tamamının ödendiğini, kurucu ortaklardan bir kısmının hisselerini satmak istediklerini, bu konuda davalı …’i yetkilendirdiklerini, pay satın almak istemesi durumunda yardımcı olabileceklerini söylemesi üzerine …’ın ödenmiş olduğu belirtilen 10.000.000,00 TL’lik sermayenin %15’ine denk gelen 1.050.000,00 ABD dolarını 30.03.2007 tarihinde davalı …’in hesabına, davacılar adına hisse satın almak için havale ettiğini, buna karşılık davalı …’in Makbuz ve Beyanname adı altında şirket genel müdürü sıfatıyla bir tutanak tanzim edip verdiğini, 12.04.2007 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında şirket sermayesinin 10.000.000,00 TL’ye çıkarılmasına karar verildiğini, hisse devirlerine yönelik devir ve ferağ senedi düzenlenip 19.04.2007 tarihinde şirket defterlerine işlenildiğini, ancak 17.06.2009 tarihli şirket yazısı ile müvekkillerinden ödenmemiş sermaye borcunun ödenmesinin istenildiğini, bunun üzerine müvekkillerinin davalı … ve …’e durumu sorduklarını, davalıların şirkete yeni ortaklar alınması nedeniyle durumun karışık olduğunu, işlemlerin düzeltilebilmesi için hisselerini sembolik bedelle davalı …’e devretmelerinin gerektiğini, hisseler için ödedikleri paranın müvekkillerine faiziyle iade edileceğini söylediklerini, müvekkillerinin 1,00 TL gibi bir bedelle hisselerini davalı …’e 02.07.2009 tarihli temliknamelerle devrettiklerini, davalı …’in devraldığı hisseleri 24.07.2009 tarihinde dava dışı Şaziye Koçhan’a devrettiğini, davalı … ve …’in tüm bu işlemler sırasında müvekkillerini, çeşitli telkinlerle ikna edip kandırdığını, davalıların müvekkillerinin güvenini kötüye kullandıklarını, diğer davalıların da bu kişilerle birlikte hareket etiklerini, en son 13.03.2011 tarihli gazete ilanıyla şirketin olağanüstü toplantıya çağırılmasıyla, davalı … ve …’in şirket hastanesinden ayrıldıklarını, paylarını büyük oranda devrettiklerini öğrendiklerini davalıların daha sonra telefonlara dahi cevap vermemeleri üzerine hilenin farkına vardıklarını, ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 1.050.000,00 ABD dolarının 30.03.2007 tarihli döviz kuru üzerinden karşılığı olan toplam 1.455.000,00 TL’nin davacı … yönünden; 388.000,00 TL’lik kısmının davalı …, 194.000,00 TL’lik kısmının davalı Alaatin Kaçar, 97.000,00 TL’lik kısmının davalı …, 485.000,00 TL’lik kısmının davalı …’dan, davacı … yönünden; 485.000,00 TL’lik kısmının …, 2.425.000,00 TL’lik kısmının davalı …’dan ödeme tarihi olan 30.03.2007 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte tahsiline, davalı … yönünden; tahsilde tekerrür olmamak üzere 1.455.000,00 TL’nin 30.03.2007 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davalılar … ve …’e yönelik açılmış olan davanın reddine, diğer davalılara karşı açılmış olan davanın reddine ilişkin karar kesinleşmiş olduğundan bu davalılar yönünden karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın davacılar vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Davacılar vekili, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1- Dairemizin, Mahkemece hükmüne uyulan önceki Bozma ilamında da belirtildiği üzere; … ve … dışındaki davalılar yönünden davanın reddine dair karar kesinleşmiş ve davacılar ile davalılar … ve … arasındaki ihtilafın, hile iddiası yönünden değil, 02.07.2009 tarihinde …’ye yapılan hisse devirlerinin, iddia edildiği gibi davacılar tarafından sözleşme metninde göründüğü şekli ile muvazaalı olarak 2,00 (1+1) TL, gerçekte ise toplam 1.050.000 ABD dolarının TL karşılığı olan 1.455.000 TL’ye mi, yoksa gerçekte de 2,00 TL’ye mi devredildiği hususuna indirgenmiştir. Davacılar, davalı … yönünden, hisselerin gerçek değeri olduğunu ileri sürdükleri 1.455.000 TL’nin tamamı hakkında istemde bulunmuşlar, davacılardan Zeynep ise ayrıca …’den … ile birlikte müşterek ve müteselsilen 485.000 TL istemde bulunmuştur.
Taraflar arasında, şirketin dışarıdan genel müdürü ve diğer davalı …’nin de eşi olan davalı … aracılığıyla, dava dışı Jimer Kadın Sağlığı A.Ş’nin toplamda %15 hissesinin davacılar tarafından (…’ın %7,5, …’ın %7,5), … dışındaki tüm davalı şirket hissedarlarından 19.04.2007 tarihli devir sözleşmeleri ile satın alındığı, pay bedellerinin karşılığı olarak toplamda 1.050.000 ABD dolarının davacıların yakını … tarafından devreden davalılar hesabına 30.03.2007 tarihinde önce davalı …’e, onun da hisseleri oranında devreden hisse sahiplerine ilettiği, aradan geçen yaklaşık iki yıllık süreden sonra yine … aracılığıyla davacıların toplam %15 hisselerini (75.000+75.000=150.000) 02.07.2009 tarihli sözleşmeler ile görünüşte 1,00 TL’ye …’in eşi davalı …’ye devrettikleri, bu devrin şirket yönetim kurulunda 21.07.2009 tarihinde onaylanarak kesinleştiği, …’nin ise hemen akabinde 24.07.2009 tarihinde 150.000 hissenin tamamını Şaziye isminde üçüncü kişiye devrettiği hususlarında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
Bir sözleşme yapılırken tarafların gerçek iradelerini üçüncü kişilere karşı gizlemek amacıyla, görünürde başka bir beyanda bulundukları sözleşmelere muvazaalı sözleşmeler denilmektedir. Bir sözleşmedeki muvazaa hususu sözleşmenin niteliğine ve tamamına ilişkin olabileceği gibi, sözleşmede yer alan bedele ve diğer bazı şartlara ilişkin de olabilir. Muvazaa sözleşmenin bazı şartlarına ilişkin ise kısmi muvazaadan söz etmek gerekir (İsmail Atamulu, Muvazaa, Adalet, 2017, s.59).
Muvazaa bahsi, TBK’nın 19.maddesi (eBK 18) uyarınca, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz” şeklinde düzenlenmiş, Kanun’un gerekçesinde ve öğretide ise muvazaanın hukuki sonucu butlan olarak ifade edilmiştir (… Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16.Bası, s.172).
HMK’nın 200 vd. maddesindeki düzenlemelerden hareketle, bedelde muvazaa iddiaları dahil, taraflar arasında muvazaanın aksinin yazılı delille ispatlanması gerekmekte olup, tek başına tanık beyanı ile ispatı mümkün değildir. Bununla birlikte delil başlangıcının bulunması halinde HMK’nın 202.maddesi uyarınca, senetle ispatı gereken bir hususun tanıkla ispatı da caiz görülmüştür.
TBK’nın 116. maddesi uyarınca, borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Somut olayda, mahkemece, davacılar ile davalı … arasında, dava dışı Jimer A.Ş.’nin toplam %15 oranına tekabül eden 150.000 adet hissesinin davalı …’ye devrine konu 02.07.2009 tarihli sözleşmelerde, hisse bedelinin muvazaalı olarak gösterildiği, görünüşte her bir davacı yönünden 1,00 TL, toplamda 2,00 TL olan hisse bedellerinin, gerçekte hisseleri satın alırken ödedikleri 1.050.000 ABD doları karşılığı 1.455.000 TL olduğu hususunun davacılar tarafından yazılı delille ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosyada bulunan davalı … tarafından hem şahsı hem de şirket adına imzalı olarak davacılara verilen ve hisse senetlerinin bedelini gösteren “Makbuz ve Beyanname” başlıklı belgenin, keza davalı …’nin imzasını da içeren ve yine şirket hisse bedelini gösteren 19.04.2007 tarihli “Devir – Ferağ Senedi” başlıklı belgenin yazılı delil veya delil başlangıcı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, bu yazılı delillerle birlikte tanık beyanlarının değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği, ayrıca davalıların karı koca ve birlikte yaşayanlar olarak … ve …’in bir haksız fiil sayılan kısmi muvazaalı (bedel yönünden) sözleşmenin tanziminde ve icrasında birlikte veya vekil/yardımcı şahıs sıfatıyla hareket edip etmedikleri, bu nedenle talep miktarıyla sınırlı olarak birlikte sorumlu olup olmadıkları hususları değerlendirilmeksizin eksik incelemeye dayalı ve hatalı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda anılan nedenlerle davacıların KARAR DÜZELTME İSTEMLERİNİN KABULÜ ile Dairemizin 12.06.2018 tarih ve 2016/9372 E. – 2018/4449 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak mahkeme hükmünün yukarıdaki gerekçe ile davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının istekleri halinde karar düzeltme isteyen davacılara iadesine, 20.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.