YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2459
KARAR NO : 2013/19238
KARAR TARİHİ : 28.10.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Davacı Kurum; ıslahen, 06.11.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu yaralanan sigortalıya bağlanan artışlarla birlikte gelir ve yapılan ödemelerden oluşan kurum zararının rücuan tazminini talep etmiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan kusur raporunda davalı işveren şirketin %60, sigortalının %40 kusurlu olduğu kanaati bildirilmiştir.
5510 sayılı Yasanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesinde; “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır….” düzenlemesi getirilmiş ise de, söz konusu düzenlemenin, anılan Yasada, yürürlüğü öncesinde gerçekleşen olaylardan kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir hüküm bulunmadığı ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının sonucu olarak davanın yasal dayanağının 506 sayılı Yasanın 10. ve 26. maddeleri olduğu belirgindir.
Bununla birlikte, tarafları ve konusu farklı olan sigortalının açtığı tazminat dosyasında verilen karar, rucüan tazminat davalarında kesin hüküm teşkil etmez. Ancak burada verilen karar kesinleşmiş ise güçlü delil teşkil edebilir. Nitekim bu husus, Yargıtay’ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
O halde, Mahkemece, sigortalı tarafından açıldığı belirgin olan …. İş Mahkemesinin 2007/358 Esas sayılı tazminat dosyasının kesinleşip kesinleşmediği araştırıldıktan ve dosya arasına alındıktan sonra, varsa kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için, iş kazasının meydana geldiği iş kolunda işçi sağlığı ve iş güvenliği uzmanı olan bilirkişi kurulundan yöntemince düzenlenmiş kusur raporu alınarak, yapılacak değerlendirme sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, isabetsizdir.
2- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanunun 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve Esas: 2003/10, Karar: 2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirlerin; tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı şekilde hüküm kurulması gerekmektedir.
506 sayılı Yasanın 10. maddesinde ise, “Sigortalı çalıştırmaya başlandığının süresi içinde Kuruma bildirilmemesi halinde bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinde ilgililerin sigorta yardımları Kurumca sağlanır… Ancak, yukarıdaki fıkralarda belirtilen sigorta olayları için Kurumca yapılan ve ilerde yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22’nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesabedilecek sermaye değerleri tutarı, 26’ncı maddede yazılı sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
506 sayılı Kanunun 10. maddesine göre sorumluluk; kusursuzluk ilkesine dayanır. İş kazasında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemişse, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarından 10.maddeye göre sorumlu tutulması gerekir.
İşverenin, 506 sayılı Yasanın 10. maddesine dayalı tazmin sorumluluğunun sınırlarının belirlenmesinde; işverenin kusursuz bulunduğu durumlarda, ortaya çıkan tazminat miktarından, Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44. maddeleri uyarınca, % 50’den aşağı olmamak üzere indirim yapılarak, işverenin sorumlu olduğu tazminat tutarının belirlenmesi gerekmektedir.
İşverenin, 506 sayılı Kanunun 26. maddesi yanında 10. maddesi uyarınca da sorumlu tutulması gerektiğinin tespiti halinde ise, işverenin %100 kusurlu olduğu kabul edilerek, hesaplanacak tazminat miktarından, Borçlar Kanununun 43. ve 44. maddeleri uyarınca sigortalının kusurunun %50’sinden az olmamak üzere hakkaniyet indirimi yapılarak, varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Mahkemece, gelire giriş tarihi itibariyle geçerli olan ilk peşin sermaye değerli gelir ve sosyal yardım zammı tutarı ile tedavi giderlerinden oluşan kurum zararı belirlenerek, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında 506 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında, davalının sorumluluğu irdelenmeksizin, artışlarla birlikte talep edilen peşin değere göre hesaplanan kurum zararının tamamından sorumlu tutularak yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
3- Kabule göre de; rücu davalarında faiz başlangıcı, gelirler yönünden onay, giderler yönünden sarf ve ödeme tarihleri olmasına karşın, dava dilekçesi ile talep edilen miktar dışında bakiye kurum zararı için ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi, isabetsizdir.
O halde, taraflar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalıya iadesine, 28.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.