Yargıtay Kararı 16. Hukuk Dairesi 2020/3342 E. 2020/3522 K. 28.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 16. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3342
KARAR NO : 2020/3522
KARAR TARİHİ : 28.09.2020

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay’ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Uygulama kadastrosu sırasında, … İlçesi … Mahallesi çalışma alanında ve tapuda davalı … adına kayıtlı bulunan eski 370 parsel sayılı 14.590,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 109 ada 3 parsel numarasıyla ve 14.319,39 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı …, murisleri adına kayıtlı bulunan yeni 109 ada 27 ve 28 parsel sayılı taşınmaz ile 109 ada 3 parsel sayılı taşınmazın sınırlarının yanlış tespit edildiğini ileri sürerek, askı ilan süresi içerisinde Kadastro Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, uygulama kadastrosu tespitine itiraza ilişkin davanın reddine, 109 ada 3 parsel sayılı taşınmazın uygulama tespiti gibi tesciline, davacının mülkiyete ilişkin talebi yönünden mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar verilmiş ve karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Görevsizlik kararı uyarınca dosyanın gönderildiği Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı … dava dilekçesinde; murisi olan anne ve babası adına ayrı ayrı kayıtlı bulunan yeni 109 ada 27 ve 28 parsel sayılı taşınmazlar ile yeni 109 ada 3 parsel sayılı taşınmazın, tesis kadastrosunun yapıldığı 1951 yılı öncesinde bütün olduğunu, 109 ada 3 parsel (eski 86 parselden tefrikle eski 370 parsel) sayılı taşınmazın malikinin, taşınmazın nizalı kısımlarının kendisine ait olduğunu bilmesine rağmen bu bölümleri kullandığını, tesis kadastrosu sırasında sınırların yanlış tespit edildiğini ve bu yanlışlığın uygulama kadastrosu sırasında da devam ettiğini ileri sürmüştür. Mahkemece, yeni 109 ada 3 parsel sayılı taşınmazın, hükme esas alınan teknik bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleri ile gösterilen nizalı bölümlerinin, davacının babasından gelmediği kabul edilmek suretiyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulmuştur. Uygulama kadastrosunun genel amacı, teknik açıdan yetersiz kalan, uygulama niteliğini kaybeden, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği anlaşılan kadastro haritalarının yenilenmesi ve uygulanabilir hale getirilmesi olup; mülkiyet ihtilaflarını canlandırmak veya çözmek değildir. Somut olayda, gerek dava dilekçesinin içeriğinden, gerekse keşifteki taşınmazın sınırlarına ilişkin yer gösterimlerinden ve tüm dosya kapsamından, davanın uygulama kadastrosuna yönelik olmadığı, tesis kadastrosundan önceki nedenlere ve mülkiyet hakkına dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece, dava konusu eski 370 parsel (eski 86 parselden ifrazla) sayılı taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği 20.04.1952 tarihinden, dava tarihi olan 27.01.2014 tarihine kadar 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği göz önünde bulundurulmak suretiyle, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması isabetsiz ise de, bu hususun düzeltilmesi, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden gerekçenin açıklanan şekilde DÜZELTİLMESİNE ve sonucu itibariyle doğru olan hükmün ONANMASINA, yasal koşullar gerçekleştiğinde kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.09.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.