YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18222
KARAR NO : 2013/19349
KARAR TARİHİ : 28.10.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar vermiştir.
Hükmü, davalı Kurum avukatının temyiz etmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki belgeler okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda öğreti ve yargısal kararların uygulaması aynen benimsenerek, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması “Dava Şartları” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde açıkça dava şartları arasında sayılmıştır.
Bir davada, hukuki yarar ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olarak yargılama yapılmasına yarar sağlayacağı, her türlü duraksamadan uzaktır.
Davacının hukuki ilişkinin derhal tespitinde menfaatinin (hukuki yararının) varlığı için öncelikle, davacının bir hakkı veya hukuki durumu güncel (halihazır) ve ciddi bir tehlike ile tehdit edilmelidir. Bu tehdit çoğunlukla davalının davranışları ile ortaya çıkar.
Söz konusu bu tehdidin davacı için bir tehlike oluşturabilmesi, bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumunun tereddüt içinde olmasına ve bu hususun, davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmasına bağlıdır (Hanağası, Emel: …e., s.133 vd).
Somut olayda, dava dosyasında, davacı adına tanzim edilen ödeme emrine rastlanılmamakla birlikte, davacı adına takip yaprağı düzenlendiği ve davacının ortağı olduğu … Beton İnşaat Taah. Makina San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine 2005/2-12. aylar arasındaki prim borçları nedeniyle yapılan takipler nedeniyle, davacının taşınmaz ve taşınır mallarına uygulanan hacizler nedeniyle bu davayı açmakta hukuki yararı olduğu açıktır. Ne var ki; Mahkemece davacı aleyhine davalı tarafından yürütülen icra takibinin iptaline karar verilmesi isabetsizdir. Zira davacı hakkında düzenlenen bir ödeme emrine dosyada rastlanılmamaktadır.
Mahkemece, davacının talebi de açıklattırılmak suretiyle davanın menfi tespit veya haczin kaldırılması istemine veyahut her iki talebin de birlikte istenip istenmediği belirlendikten sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
2-Diğer taraftan tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35 ve 506 sayılı Kanunun 80. maddesinde düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanunun 80. maddesi hükmüne göre; tüzel kişiliği haiz işverenlerin, temsil ve ilzama yetkili üst düzeydeki yönetici ve yetkilileri haklı bir sebep olmaksızın ödenmeyen prim, sosyal yardım zammı ve ferilerinden dolayı Kuruma karşı işveren ile birlikte müteselsilen sorumludurlar.
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesine göre; amme alacakları ve bu bağlamda davalı Kurumun işveren tüzel kişilerden prim ve diğer alacaklarının, tüzel kişinin mal varlığından kısmen veya tamamen tahsil edilememesi ya da tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilciler mal varlıklarıyla sorumludurlar.
Her iki düzenlemede de, prim alacağının tahakkuk ettiği ve ödenmesi gereken dönemde, üst düzey yönetici, ya da, kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunması gerekir.
6183 sayılı Kanunun 35. maddesinin 29.07.1998 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4369 sayılı Kanunun 21. maddesi ile değişik halinde ise “Limited ortaklıkların ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmıyan amme borçlarından dolayı ortaklar vazettikleri veya vaz’ını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulurlar.” Şeklindeki düzenlemede yer alan “ödenmiyen ve tahsil imkanı bulunmıyan” ibaresi, 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı Yasanın 3. maddesi ile değiştirilerek “şirketten tahsil imkanı bulunmayan” alacaklar ile sınırlandırılmış ve sonrasında da yeniden düzenlenen madde ile şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılması koşuluyla şirket ortaklarının, sermaye hisseleri oranında sorumlu olacağı, şirket ortağının şirketteki payını devretmesi durumunda payını devreden ve devir alan şahısların devir öncesine ait kamu alacaklarından müteselsilen sorumlu olacağı, kamu alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde ise bu şahısların kamu alacağının ödenmesinde müteselsilen sorumlu olacağı öngörülmüştür.
Somut olayda da, davacının 10.03.2004 tarihinde şirkete hisse devralarak ortak olduğu ve 30.11.2006 tarihinde ise hisselerini devrettiği anlaşılmakta ise de, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde davacının ortak olduğu dönemde şirketi temsile yetkili olup olmadığı yeterince araştırılmamıştır.
Mahkemece davacının dava açmakta hukuki yararının olduğu kabul edildikten sonra, talebinin net olarak belirlenmesi ve 506 sayılı Yasanın 80, 6183 sayılı Yasanın 35. ve mükerrer 35. maddeleri çerçevesinde sorumluluğunun bulunup bulunmadığı tespit edildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya ayırı olup bozma nedenidir.
3-Kabule göre de; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinde yer alan, “Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. (Ek cümle:16.06.2009 – 5904 S.K./35.mad) Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir.Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.” içerikli yasal düzenlemeye rağmen, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davada, davacı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, verilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.