YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6435
KARAR NO : 2020/7096
KARAR TARİHİ : 11.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili ve davalı … ile davalı … tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar vekili, vekil edenleri ile davalıların ortak mülkiyetinde bulunan dava dilekçesinde belirtilen 10 adet taşınmazın tamamının uzun yıllardır davalılar tarafından kullanıldığını belirterek, dava tarihinden geriye doğru 5 yıl için ecrimisil talep etmiş ve bilahare taleplerini 5.424,61 TL’ye yükseltmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi vermemiştir.
Mahkemece, 5 adet parsel yönünden dava reddedilmiş, diğer 5 parsel yönünden davalı … ve …’e karşı açılan dava kısmen kabul edilerek toplam 3.629,64 TL’ye hükmedilmiş olup; karar, davacılar vekili, davalı … ve davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, ecrimisil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden dava konusu edilen 10 adet taşınmazın bir kısmının çay bahçesi, bir kısmının çalılık, bir kısmının tarla niteliği ile tapuda kayıtlı olduğu, taşınmazlarda davacılar ile davalılardan … ve … ve dava dışı kişilerin paylı malik olduğu anlaşılmıştır.
1. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a) Somut olayda davacı tarafın birden fazla taşınmaz için birden fazla davalıya dava açtığı ancak, hangi taşınmazın ne kadarlık bölümünün hangi davalı tarafından kullanıldığının ve taşınmazlarda ayrı ayrı fiili taksim durumunun olup olmadığının davacılar vekiline açıklattırılmadığı ve bu hususlarda yeterli araştırma yapılmadan hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte; davacıların sunduğu tanık listesinde dinlenmeyen tanıklarının olduğu açıktır.
b) Diğer yönden; davalı … 27.10.2015 havale tarihli rapora itiraz dilekçesinde, “..çay bahçeleri ile ilgili ecrimisil tutarlarına diyecek bir şeyim yok. Belirtilen tutarı kabul ediyorum, vermeye da razıyım. Davacılar isterlerse payları oranında taşınmazdan yaralanabilirler. Bu hususu hiçbir şekilde engellememekteyim.” şeklinde beyanda bunduğu halde, beyanında belirttiği çay bahçelerinin hangi çay bahçeleri olduğu, bu kullanımın payını aşan nitelikte olup olmadığı, belirtilen yerler bakımından intifadan men şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususları bahsi geçen davalıdan sorulmadan ve bu hususlarda yeterli araştırma inceleme yapılmadan davalı …’in bahsi geçen beyanına rağmen eksik araştırmayla bu davalı yönünden davanın tümden reddi doğru olmamıştır.
Mahkemece; davacılar vekiline hangi taşınmazın ne kadarlık kısmının hangi davalı tarafından kullanıldığı ve hangi davalıdan ne kadar ecrimisil talebinde bulunulduğu hususları sorulmalı, dinlenmeyen tanıkları da dinlenmeli aynı zamanda davalı …’in de bahsi geçen dilekçesinde belirttiği hususlar sorularak oluşacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
2. Davalılar … ve …’in temyiz itirazlarına gelince;
Öncelikle belirtmek gerekir ki; paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı kararı).
a) Dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında davalılar … ve …’in paydaş olduğu görülmektedir. Ancak diğer davalıların paydaş olup olmadığı anlaşılamamaktadır. Bahsi geçen davalılar dışındaki davalıların tapu kaydından veya verasetten kaynaklı hakkı bulunup bulunmadığı, diğer davalıların paydaş olup olmadığı üzerinde durulmadan karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira az yukarıda belirtildiği üzere paydaş olan davalılar yönünden intifadan men aranması gerektiği halde, paydaş olmayanlar yönünden böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Paydaş olan davalıların paylarını aşan kullanım durumu halinde sorumlulukları söz konusu olurken, paydaş olmayanlar yönünden böyle bir durum söz konusu değildir.
b) Ayrıca; davalılar fiili taksimde bulunduklarını, davacılara düşen kısmı kullanmadıklarını belirttiklerine göre, yine paydaş olan davalılar bakımından yapılan incelemede, fiili taksim olup olmadığı, var ise davalıların bu taşınmazlara yönelik kullanımı bulunup bulunmadığı, davacıların her taşınmaz yönünden ayrı ayrı kullanabilecekleri yer olup olmadığı hususları üzerinde durulmadan karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının (1) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüne, davalılar … ve …’in temyiz itirazlarının ise (2) nolu bentte yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 11.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.