Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/382 E. 2020/4701 K. 03.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/382
KARAR NO : 2020/4701
KARAR TARİHİ : 03.11.2020

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 16.09.2019 tarih ve 2019/250 E. – 2019/729 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesinin davalı … vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketler tarafından kurula kayıt yükümlülüğüne uyulmaksızın gerçekleştirilen halka arz ve satış sonucu satılan kısmın karşılığı yabancı paranın 21.03.2002 tarihli efektif satış kuru üzerinden 4.175.735,00 TL karşılığında, halktan toplanan paraları şirket hesabına geçirmeyen Holding Yönetim Kurulu başkanı … ve …’dan bu paraların şirkete iadesi talebiyle 2499 sayılı SerPK madde 46 hükmüne istinaden tespit davası açıldığını, Büyük Selçuklu Holding’de SerPK çerçevesinde 13.02.2002 tarihinde yapılan bağımsız denetim sonucu, holding bünyesinde herhangi bir ticari ve sınai faaliyet olmadığı, davalı …’ın Selçuklu Tekstil’in merkezi olan bir büroda oturduğu, bu büroda gruba ait 8 adet şirkete dair kayıtlar bulunduğu, bunların da 2001 yılından beri herhangi bir ticari veya sınai faaliyetinin olmadığı, bu şirketin çoğunluk ortağı …’nun nerede olduğunun bilinmediği, şirketlerin 6 tanesinin öz kaynaklarının negatif olduğu, grup şirketlerinden Selçuklu Holding A.Ş., Selçuklu Tekstil A.Ş., Selçuklu Dokuma AŞ tarafından bastırılmış hisse senedi tahsilat makbuzu ile 1997 yılından itibaren yurtdışında yaşayan vatandaşlardan para toplandığı, bu makbuzlarda her bir hissenin değerinin 500 DM olarak belirlendiği, toplam 962 adet tahsilat makbuzunun ibraz edildiği, bu makbuzlarla; 6.211.790 DM, 2400 Avusturya Şilini, 200.000 Belçika Frangı, 123.075 Hollanda Florini, 240.286 USD ve 798 TL toplandığının belirlendiğini, davalı grup şirketleri adına para toplama faaliyetinin şirket yöneticilerince yetkilendirilen temsilciler vasıtasıyla yürütüldüğü, holding muhasebesinde diğer emanet hesaplar kısmına 671 kişiden toplanan 2.3 milyon TL’nin kaydedildiği, bu rakamın 21/03/2002 tarihli efektif satış kuruna göre 4.175.735,00TL olduğu, bu paraların grup şirketlerine borç verildiğine ilişkin kayıt ile aktarıldığı, daha sonra bunun takip edilmediği, …’nun grupla bağlantısının kesilmesinden sonra Nisan 2001 döneminde holding bünyesinde takip edildiği ve grup şirketlerine verilen para miktarının 724.000,00 TL olduğunun kayıt altına alındığı, daha sonra Holding bünyesinden Selçuklu Gıda A.Ş.’ye kullandırıldığı gerekçesiyle bu şirketi 2.2 milyon borçlandıracak kayıt yapıldığı, bunlara ilişkin bir belgenin olmadığı, esasen bu paraların tamamen davalı …’ ve …’ın kontrolünde olduğu, …’nun halkı ortaklığa katılmaya davet eden bir çok yazı ve yayınlarda yer aldığının tespit edildiğini, bütün bu olayların SerPK’na aykırı olduğu, yine aynı kanunun 46. maddesi gereğince bu davayı açtıklarını, bu çerçevede bütün bu paraların şirketlere iadesini istediklerini, bunların miktarının da Büyük Selçuklu Holding A.Ş. için 3.529.750,00 TL, Selçuklu Tekstil A.Ş. için 636.254,00TL, Selçuklu Dokuma A.Ş. için 9.731,00TL olduğunu ileri sürerek, anılan meblağların şirketlere ödenmesine karar verilmesini ve davalı şirketler tarafından izinsiz toplanan parada hak sahibi olana yatırımcılar ile alacak tutarlarının ve davalı şirketlerin ortaklık yapıları ile söz konusu şirketlere para veren kişilerin ortak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalılardan …’ın 14.04.2008 tarihinde vefat ettiği ve geride kalan mirasçılarının da mirası reddettiği anlaşılmıştır.
Davalı şirketlerden Büyük Selçuklu Holding A.Ş., Selçuklu Tekstil Tic. ve San. A.Ş. ve Selçuklu Dokuma Giyim San. ve Tic. A.Ş. usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemişlerdir.
Davalılardan …, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının davalı …., Selçuklu Tekstil Ticaret ve Sanayi A.Ş. ile Selçuklu Dokuma Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş. aleyhine açtığı davaların pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının davalı şirketler tarafından izinsiz toplanan parada hak sahibi olan yatırımcılar ile bunların alacak tutarlarının ve davalı şirketlerin ortaklık yapılarının tespitine dair talep ve davasının HMK ‘nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri gereğince hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının davalı şirketlere para veren kişilerin ortak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tespitine ilişkin talep ve davasının kabulüyle, davalı şirketlere para veren kişilerin ortak olarak kabul edilemeyeceğinin yani pay sahibi sıfatını kazanamadıklarının tespitine, davalı … aleyhine açılan davanın HMK 114/1-d ve 115/2. maddeleri gereğince taraf ehliyetine ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının davalı … aleyhine 4.175.735,00 TL ‘nin iadesine ilişkin davasının zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı … kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan …Ü.T. gereğince alacak talebi yönünden hesap ve taktir olunan 2.725,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı …’na verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı … vekili …Ü.T. madde 13 gereğince reddedilen dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği itirazıyla temyiz etmiştir. 
1-Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacının davalı …., Selçuklu Tekstil Ticaret ve Sanayi A.Ş. ile Selçuklu Dokuma Giyim Sanayi ve Ticaret A.Ş. aleyhine açtığı davaların pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davacının davalı şirketler tarafından izinsiz toplanan parada hak sahibi olan yatırımcılar ile bunların alacak tutarlarının ve davalı şirketlerin ortaklık yapılarının tespitine dair talep ve davasının HMK ‘nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri gereğince hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının davalı şirketlere para veren kişilerin ortak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin tespitine ilişkin talep ve davasının kabulüyle, davalı şirketlere para veren kişilerin ortak olarak kabul edilemeyeceğinin yani pay sahibi sıfatını kazanamadıklarının tespitine, davalı … aleyhine açılan davanın HMK 114/1-d ve 115/2. maddeleri gereğince taraf ehliyetine ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının davalı … aleyhine açılan sorumluluk davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’nun 41. maddesinde 25.3.1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ”31.12.2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun’un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.
Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu ile yukarıda anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re’sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre davalı … vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün açıklanan gerekçeyle re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı …’na iadesine, 03.11.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY
Davanın, 2499 sayılı Kanun’un 46. maddesi kapsamında ve kanun tarafından görevlendirilmiş SPK tarafından açılmış bir tespit davası ve buna bağlı sair taleplerden oluştuğu ortada olup 7194 sayılı Kanun ile çeşitli kanunlara eklenmiş bulunan Geçici 4. maddenin, kapsamındaki şirketler ile kendilerine her ne nam altında olursa olsun pay satışı yapılmış kişilere yönelik ve bunlar arasındaki davalar bakımından vaz’edilmiş bir kanun hükmü olduğu, davacı kurumun mezkur kanun maddesi kapsamında düşünülmesinin söz konusu olmadığı gözden kaçırılarak, Dairemiz çoğunluğunca davanın bu madde kapsamında addedilmesi öncelikle yerinde olmamıştır.
Öte yandan, Dairemiz çoğunluğunun bozma düşüncesine dayanak teşkil eden ve dava açıldıktan sonra yürürlüğe giren 7194 sayılı Kanun’un 41. maddesi ile çeşitli kanunlara eklenen mezkur Geçici 4. madde, lafzından da anlaşılacağı üzere, öncelikle, “31.12.2014 tarihine kadar pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar” bakımından caridir. Dava dosyasında, davalı şirketlerin ortak sayısı itibariyle gerek mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 11. maddesi ve gerekse de 6362 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca payları halka arz olunmuş şirket olduklarını gösterir bir işaret olmadığı gibi en fazla 5 ortaktan oluştuklarını gösterir ticaret sicil kayıtlarına rağmen madde kapsamında kabul edilmeleri yerinde değildir. Kanun maddesinin, herhalde, davalı şirketlere para yatırmış kişilerin sayısı üzerinden bir kapsam değerlendirmesi yapılması gerektiğini amaçladığı söylenemez. Yine davalı şirketlerin paylarının ne 2014 yılının sonuna değin ve ne de el’an borsada işlem gördüğünü gösteren hiçbir belge dosyada bulunmamaktadır. 2499 ve 6362 sayılı Kanun hükümlerince, davalı şirketlerin paylarının İMKB’da işlem görmesini gerektirir bir durum bulunmadığı dosya kapsamı ile belirgin olup SPK’nın işbu davanın açılmasına medar olan 2002 tarihli kararında da bu yönlere değinilmiş olduğu ortadadır. Bu durumda, Dairemiz çoğunluğunca, davalı şirketlerin anılan kanun maddesinin kapsamına girip girmediği meselesinin yerel mahkemece değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi biçiminde özetlenecek gerekçeyle re’sen bozma kararı verilmiş olması isabetli olmayıp yöntemsel olarak da kabul edilemez.
Öte yandan, mezkur Geçici 4. madde, kanaatimce, her şeyden önce, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi ve bu maddede öngörülen karar alma hakkıyla birlikte ele alındığında Anayasa’nın 36. maddesinde hükme bağlanan hak arama hürriyetini ihlal eden bir yasal düzenlemedir.
Keza, söz konusu hüküm, yine Anayasa’nın 9. maddesindeki yargı yetkisinin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağına ilişkin hükme, kanun maddesinin kamuoyunca bilinen ve sınırlı sayıdaki sermaye şirketi ile ve bu şirketler aleyhine açılan davalarla ilgili olduğu düşünülecek olursa Anayasa’nın kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamındaki 10/4. maddesi ile yasama meclisinin bir devlet organı sıfatıyla bu ilkeye uygun hareket etme zorunluluğuna ilişkin 10/5. maddesine, yine kapsamına aldığı kişiler gözetildiğinde, Anayasa’nın 35. maddesinde belirtilen ve kişinin temel hak ve hürriyetleri kapsamındaki mülkiyet hakkına ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılacağına ilişkin hükme aykırı olduğu gibi, buradan hareketle, devletin, kişinin temel haklarını hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya çalışması gerekmesine karşın hak arama ve mülkiyet hakkının kullanımının önüne geçen bir düzenleme olarak ortaya çıkmış bulunması nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesine, keza düzenlemenin kişinin temel hak ve özgürlükleri kapsamındaki hak arama ve mülkiyet hakkının özüne dokunan niteliği gözetildiğinde Anayasa’nın 13. maddesine, Anayasa’nın 138/3. maddesinde görülmekte olan somut davalarla ilgili olarak yasama meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili görüşme dahi yapılamayacağı hükme bağlanmış iken dava hangi nedenle açılmış olursa olsun verilecek kararın ve hatta yargılama giderlerinin dahi ne şekilde hükme bağlanacağının düzenlenmiş olması nedeniyle söz konusu hükme de aykırı düşmektedir.
Her ne kadar Anayasa’nın 167. maddesinde devletin para, kredi, sermaye piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı öngörülmüş ise de, alınacak bu tedbirlerin herhalde Anayasaya aykırı bir kanuni düzenleme yoluyla gerçekleştirilmesi düşünülemeyecek olup aksinin kabulü Anayasa’nın başlangıç hükümlerine açıkça aykırı düşecektir.
Tüm bu nedenlerle, bir an için, bozma yöntemine ilişkin yukarda ilk iki paragrafta yer verdiğimiz hususlar bir tarafa bırakılacak olsa dahi, çoğunluk kararının dayanağı yasa hükmünün, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesi uyarınca itiraz yoluyla iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması ve buradan çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği kanısında olduğumuzdan çoğunluğun bozma düşüncesine katılamıyoruz. Davalı vekilinin temyiz itirazının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi düşüncesindeyiz.