Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2019/1486 E. 2020/5082 K. 29.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/1486
KARAR NO : 2020/5082
KARAR TARİHİ : 29.09.2020

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, ödeme emirlerinin iptali, haczin kaldırılması ile Kuruma karşı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne dair, karar verilmiştir.
Hükmün, davacı ile davalı Kurum avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
6183 sayılı Kanunun “Ödeme emri” başlıklı 55. maddesinin ilk fıkrasında; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, yedi gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; “Ödeme emrine itiraz” başlığını taşıyan 58. maddesinin birinci fıkrasında; kendisine ödeme emri tebliğ olunan kişinin, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabileceği belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi; “menfi tespit” niteliğindeki ödeme emrine itiraz/ödeme emrinin iptali davasının yedi günlük hak düşürücü süre içerisinde açılması zorunlu olduğu gibi, kendisine ödeme emri gönderilen borçlunun itirazları da üç nedenle sınırlandırılmıştır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 6183 sayılı Kanunun 58.maddesine göre; kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren yedi (7) gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir. İtiraz etmezse borç kesinleşmiş olur.
6183 sayılı Kanunun 54. maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri”nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır.
Eldeki davada ise, dairemiz geri çevirme kararı ile ödeme emirlerinin arkalı önlü okunaklı suretleri istenilmiş ise de, gelen belgelerden davacının dava konusu ettiği 2008/16816, 2009/16840, 2009/38628, 2009/10058 sayılı ödeme emirlerinin içeriklerinin okunamaması karşısında, öncelikle, asıllarının celbi ile ödeme emrinin iptali talebi bakımından hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği hususu netleştirilmeli, bu kapsamda davacıya tebliğ tarihleri açıklıkla belirlenmelidir. Devamında, kamu alacağı nedeniyle davacının malvarlığına haciz konulabilmesi için, usulüne uygun bir tebligatın varlığı tespit edilmeli ve ancak 6183 sayılı Yasanın 58’inci maddesi hükümlerine göre usulüne uygun şekilde tanzim ve tebliğ edilen ödeme emirleri nedeniyle kesinleşen bir takipte haciz kararının mümkün olduğu dikkate alınarak, davacının hacizlerin kaldırılmasına yönelen talebi ve mirasçılık iddiası irdelenmeli ve davacının murisinin ortağı olduğu şirkette murisin ölüm tarihi olan 08.01.2006 tarihinden öncesi bakımından, şartların oluşması halinde murisin şirketteki pay oranı ile ölüm tarihi sonrası bakımından ise, kanuni temsilcilik sıfatının varlığı halinde miras payı ile sınırlı olarak sorumlu olabileceği hususları dikkate alınarak, yapılacak irdeleme sonucuna göre davacının tüm taleplerini karşılayacak ve infazı mümkün kılacak şekilde bir karar verilmelidir.
Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda inceleme yapmak suretiyle karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı ve davalı kurum avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 29.09.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.