Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/22785 E. 2020/14799 K. 27.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/22785
KARAR NO : 2020/14799
KARAR TARİHİ : 27.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜMLER : Mahkumiyet

Dairemizin 14.05.2019 tarih ve 2019/2814 Esas – 2019/10391 Karar sayılı temyiz talebinin reddine ilişkin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.09.2020 tarih ve KD – 2020/65676 sayılı itiraznamesi ile; ”7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, önce bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından, tebligata, Tebligat Kanunu’nun 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerekirken aynı zamanda mernis adresi de olan bilinen son adresine mernis adresi olduğu hususu da şerh edilerek çıkarılan tebligatın sanığın adresten ayrılması nedeniyle Tebligat Kanunu 21/2 maddesine göre yapılması usulsüz olduğundan, temyiz dilekçesinin öğrenme üzerine verildiği kabul edilerek dosyanın esasına girilerek incelenmesi gerekmesi nedeniyle” itiraz yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. 05.07.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nin 308. maddesine eklenen 2 ve 3. bentler ile aynı Kanun’un 101. maddesi gereğince dosyanın itirazen incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi üzerine yapılan incelemede;
Gereği görülüşüp düşünüldü:
1)Yerinde görülen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının KABULÜNE,
2) Dairemizin 14.05.2019 tarih ve 2019/2814 Esas – 2019/10391 Karar sayılı temyizin reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA,
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1)Sanık hakkında mağdur …’a karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükme yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nin 231/12. maddesi gereğince “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir” hükmü gereğince kararın temyiz kabiliyeti olmadığından ve ancak itiraz yolu açık bulunduğundan itiraz merciince karar verilmek üzere dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,
2)Sanık hakkında mağdur …’e karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükme yönelik temyiz sebeplerinin incelenmesinde;
a)Sanık hakkında hüküm kurulurken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Hadjianastassiou/Yunanistan, 16.12.1992; Van de Hurk/Hollanda, 19.04.1994; Hiro Balani/İspanya 09.12.1994; Ruiz Torija/İspanya, 09.12.1994) kararlarında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 141/3. maddesinde, 5271 sayılı CMK’nin 34, 230 ve 289. maddeleri ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05/05/2015 tarih ve 2014/145 Esas sayılı kararı uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde açık olması ve Yargıtayın bu işlevini yerine getirebilmesi için, sonuca etkili tüm argümanların, kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması gerekirken bu ilkelere uyulmadan gerekçeden yoksun olarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
b)Mağdurun yaralanmasına ilişkin Özel Karadeniz Ereğli Echomar Hastanesinin 11.07.2013 tarihli geçici raporunda ”Saçlı deride 5 cm’lik kesi, burun kökünde 1 cm’lik kesi, nazal kemik kırığı mevcut, kafa travması nedeniyle şu haliyle hayati tehlikesi olup kesin rapor daha sonra verilecektir.” şeklinde görüş belirtildiği, aynı yerden KBB uzmanı tarafından verilen 28.05.2014 tarihli kati raporda ”Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olmamıştır, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir, yüzde sabit ize ve yüzünde sürekli değişikliğe neden olmuştur, nazal aksta sola deviasyon, her iki nazal valfte daralma, septum sağa doğru deviye” şeklinde görüş belirtildiği alınan raporların Adli Tıp kriterlerine uygun olmayıp, yüz bölgesinde tespit edilen yaralanmanın yüzde sabit ize ve yüzün sürekli değişikliğine neden olup olmaması ve hayati tehlike geçirip geçirmemesi nedenleriyle rapor içeriğinin yetersiz olduğu anlaşılmakla, mağdura ait tüm film, grafi, hastane evrakları ve tüm tedavi evraklarının en yakın adli tıp şube müdürlüğüne sevki ile yaralanmasına ilişkin 5237 sayılı TCK’nin 86. ve 87. maddelerinde belirlenen ölçütlere göre rapor alınması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
c)5237 sayılı TCK’nin 86/1, 86/3-e maddeleri uygulanarak hükmolunan ”1 yıl 6 ay” hapis cezasının TCK’nin 87/2-d maddesi gereğince iki kat artırılması ile ”3 yıl 18 ay” hapis cezasına çıkartılması gerekirken, ”4 yıl 6 ay” hapis cezası olarak belirtilmesi,
d)Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas-2015/85 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesindeki bazı ibarelerin iptal edilmesi nedeniyle hak yoksunlukları yönünden sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.