Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/35115 E. 2020/18057 K. 10.12.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/35115
KARAR NO : 2020/18057
KARAR TARİHİ : 10.12.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde 06/05/2008 tarihinden 02/03/2015 tarihine kadar öncesinde depo görevlisi daha sonra şoför olarak aylık net 1.590,00 TL ücretle çalıştığını, ayrıca üç ayda bir kez 350,00TL ile 500,00TL arasında prim ödendiğini, iş akdinin haksız şekilde feshedildiğini, kıdem tazminatına mahsuben bir kısım ödeme yapılmış olduğunu ileri sürerek, bakiye kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti ,ulusal bayram ve genel tatil ücreti ,yıllık izin ücreti, asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının iş akdinin karşılıklı anlaşma ile feshedildiğini, kıdem tazminatının ödendiğini, prim uygulaması olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Taraflar arasında davacının aylık ücret miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanun’un 323. maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı en son net ücretinin 1.590,00TL olduğunu, bir kısmının bankaya yatırıldığını kalanın ise elden ödendiğini iddia ederken, davalı taraf ise davacının 1.200,00-TL net ücretle çalıştığını savunmuştur. Davalı işyerinde depo görevlisi olarak çalışmış ve davacıdan daha önce iş sözleşmeleri sona ermiş olan davacı tanıkları Abdullah Birışık ve Tayfun Kün davacının aldığı ücrete dair beyanda bulunamamışlar ancak işverenin ücretin bir kısmını elden, bir kısmını ise bankadan verdiğini, işyerinde prim uygulaması olduğunu, işten ayrıldıklarında tanık Abdullah Birışık 1.480,00-TL ve tanık Tayfun Kün 1.250,00-TL aldıklarını beyan etmişlerdir. Hükme esas bilirkişi raporunda ise, davacının aylık net 1.200,00 TL ücretle çalıştığı kabul edilmiştir.
Ne var ki,dosya kapsamına göre mahkemece usule uygun emsal ücret araştırması yapılmaksızın karar verilmesi yerinde olmamıştır. Mahkeme tarafından her ne kadar İstanbul Ticaret Odası ve Uluslararası Tır Şoförleri Yardımlaşma Derneğinden ücret araştırması yapılmış ise de, davacının uluslararası tır şoförü olmaması ve araştırmanın meslek odasından yapılmaması nedeniyle usule uygun bir araştırmanın varlığından söz edilememektedir. Davacının yaptığı iş ve kıdemi esas alınarak ilgili meslek odalarından ve diğer kuruluşlardan yapılacak emsal ücret araştırması ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi internet sitesindeki “Kazanç Bilgisi Sorgulama” kısmındaki bilgiler dikkate alınarak fesih tarihindeki ücreti belirlendikten sonra sonucuna göre talep edilen alacaklar hakkında değerlendirme yapılması gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olmuştur.
3-Davacının fazla mesai ücret alacağına hak kazanıp kazanmadığı hususunda uyuşmazlık mevcuttur.
İmzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin fazla çalışma alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir.

Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması halinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir.
Somut olayda, davacı, davalı işyerinde son bir seneye kadar 08:00-19:00 saatleri arasında ve cumartesi günleri 08:00-16:00 saatleri arasında çalıştığını, son bir sene ise 08:00-18:00 saatleri arası ve cumartesi günleri 08:00-16:00 saatleri arasında, ayrıca hafta içi iki gün akşam 20:00’ye kadar çalışmasının sürdüğünü ancak fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini ileri sürmüştür. Davalı taraf ise fazla mesai yapıldığında bordrolara yansıtılarak ödendiğini savunmuştur. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; her ne kadar imzalı ücret bordrolarında fazla mesai tahakkukları olduğu gerekçesiyle fazla çalışma ücret alacağı hesap edilmemiş ve mahkemece bu talep reddedilmiş ise de, davacının dosyaya sunulu tüm ücret bordroları imzalı olmadığı gibi, imzalı olanların tamamında da fazla mesai ücret tahakkuku bulunmamaktadır. Buna göre yukarıda belirtilen ilke karar doğrultusunda ücret bordroları incelenerek; imzalı olup fazla mesai tahakkuku olan dönemler dışlanmalı, fazla mesai tahakkuku olmayan dönemler bakımından dosya kapsamına göre hesaplama yapılmalıdır. Tahakkuk olan, ancak imza bulunmayan dönemlerde ise hesaplama yapılarak bordrolarda görülen tutarlar mahsup edilmek suretiyle sonuca gidilmelidir. Bilirkişi raporundaki tespit delil durumuna uygun olmamakla, eksik incelemeye dayalı karar bozmayı gerektirmiştir.
4-Davacının yıllık izin ücret alacağı bulunup bulunmadığı hususunda uyuşmazlık mevcuttur.
Davalı tarafından dosyaya sunulan yılık izin belgelerindeki imzalara davacı tarafından itiraz edilerek savcılığa suç duyurusunda bulunulmuş ve Bakırköy C.Başsavcılığının 2016/60288 soruşturma numaralı dosyasından davalı işveren hakkında soruşturma başlatılmışsa da, akıbeti dosya kapsamında belirli bulunmamaktadır. Soruşturma neticesine göre davacının yıllık izin ücret alacağı hakkında yeniden değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde verilen karar hatalı olup, bu ilave sebeple de bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.12.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.