Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/12490 E. 2020/15630 K. 05.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/12490
KARAR NO : 2020/15630
KARAR TARİHİ : 05.11.2020

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığın yokluğunda verilen ve 13/07/2016 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilen hükme karşı temyiz süresinin son günü adli tatile rastladığından ve sanığın hükmü adli tatil süresi içinde temyiz ettiği anlaşıldığından, temyiz isteminin kanuni süresinde olduğunun tespiti ile yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
1) Sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d maddesi ile “01/01/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları

geriye yürümez ise de CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz.” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule ve uygulamaya göre de;
2) Oluş, iddia ve dosya kapsamı ile beyanı sadece hazırlık aşamasında tespit olunan, kovuşturma aşamasında dinlenilmesinden vazgeçilen müştekinin 20/09/2015 tarihli kolluk beyanında, “kolumu tutup sıkmaya başladı, tırnakladı ve kafamı duvara vurdu” şeklindeki anlatımı ile mağdur hakkında Eyüp Devlet Hastanesince tanzim olunan 19/09/2015 tarihli ve Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube Müdürlüğünce tanzim olunan 07.10.2015 tarihli raporlarda, müştekinin vücudunda sadece “lezyon” tariflendiği, sanığın eylemini silahtan sayılan herhangi bir cisimle gerçekleştiğine yönelik bir bulgu, belge ya da iddianın bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın atılı suçu ne gibi bir cisimle işlediği de denetime imkan verecek şekilde belirtilmeden, eylemin silahla işlendiğinin kabulü ile sanık hakkında kurulan hükümde 5237 sayılı TCK’nin 86/3-e maddesinin uygulanmasına karar verilmesi,
3) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.04.2017 gün, 2015/1167 Esas ve 2017/247 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, sanığa 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesi gereği ek savunma hakkı tanınmadan, iddianamede gösterilmeyen 5237 sayılı TCK’nin 86/3-e maddesinin uygulama maddesi olarak gösterilmesi suretiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (Pelissier ve Sassi/Fransa, No: 25444/94, P. 67, Sadak ve diğerleri/Türkiye No: 29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, 17.07.2001) kararlarında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesine, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesine ve 5271 sayılı CMK’nin 226. maddesine muhalefet edilerek sanığın savunma hakkının kısıtlanması,
4) Sanığın yargılama konusu eylemini, eşine karşı, silahla işlediğinin kabul edilmesi karşısında, eylemini birden fazla nitelikli hal ihlaline (TCK’nin 86/3-a ve 86/3-e maddeleri) neden olacak şekilde gerçekleştiren sanık hakkında, TCK’nin 86/2. maddesine göre temel ceza belirlenirken, suçun işleniş biçimi, meydana gelen zararın ağırlığı ve sanığın kastının yoğunluğu da dikkate alınarak, 5237 sayılı TCK’nin 61. maddesindeki ölçütler ile TCK’nin 3. maddesindeki “cezada orantılılık ilkesi” de gözetilerek, hakkaniyete uygun şekilde alt sınırdan uzaklaşılması gerektiğinin gözetilmemesi,

5) Sanık hakkında hüküm kurulurken, TCK’nin 86/2. maddesine göre belirlenen “120 gün” adli para cezasının, ayne Kanun’un 86/3-son maddesi gereği (½) oranında artırılması ile belirlenmesi gereken ceza miktarı “180 gün” adli para cezası iken, hesap hatası neticesinde “240 gün” adli para cezasına hükmedilmesi ve bu miktar üzerinden TCK’nin 62. maddesi uyarınca (1/6) oranında takdiri indirim sebebi uygulandığında hükmedilmesi gereken ceza miktarı “150 gün” adli para cezası olup TCK’nin 52/2. maddesi gereği günlüğü 20,00 TL’den olmak üzere paraya çevrildiğinde neticeten 3.000,00 TL adli para cezası yerine hesap hatası nedeniyle “180 gün” adli para cezasına hükmedilerek günlüğü 20,00 TL’den paraya çevrilerek 4.000,00 TL adli para cezası olarak belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini,
6) 28/06/2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 81. maddesi ile 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” şeklindeki düzenlemeye aykırı olarak, hükümde infaz yetkisini kısıtlayacak şekilde verilen adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrileceğine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince istem gibi BOZULMASINA, ceza miktarı açısından CMUK’un 326/son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına, 05/11/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.