YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/22767
KARAR NO : 2020/13926
KARAR TARİHİ : 19.10.2020
Kasten yaralama suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2 (3 kez), 86/3-a-e (3 kez), 35 (2 kez), 62/1 (3 kez) ve 52/2. (3 kez) maddeleri gereğince 2 kez 740,00 Türk Lirası ve 3.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına dair İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 2014/2 Esas, 2015/974 Karar sayılı kararının 24.12.2015 tarihinde kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 08.03.2016 tarihinde işlediği kasıtlı suçtan mahkum olduğunun ihbar edilmesi üzerine hakkındaki hükmün açıklanarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2 (3 kez), 86/3-a-e (3 kez), 35 (2 kez), 62/1 (3 kez) ve 52/2. (3 kez) maddeleri gereğince 2 kez 740,00 Türk Lirası ve 3.000,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2020 tarihli ve 2019/44 Esas, 2020/128 Karar sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 05.08.2020 tarihli ve 2020/7925 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.09.2020 tarihli ve 2020/74527 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.
Mezkur ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre,
1) 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10/2. madde ve fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise mernis adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanun’un 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi hâlinde, aynı Kanun’un 21/2. maddesi uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanun’un 23/1-8 ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği nazara alındığında; somut olayda sanığın yokluğunda verilen İstanbul 72. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 2014/2 Esas, 2015/974 sayılı kararının, doğrudan mernis adresine 16.12.2015 tarihinde tebliğ edilerek kesinleştirildiği anlaşılmakta ise de, yapılan tebliğ işleminin usulsüz olması nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi başlamadığından denetim süresinde yeniden işlenmiş bir suçtan da söz edilemeyeceği ve bu nedenle dosyanın tekrardan değerlendirilmek suretiyle işin esası hakkında bir karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
Kabule göre de,
2) Sanığın müsnet suçu 25.07.2007 tarihinde işlediği, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ise 24.12.2015 tarihinde kesinleştiği, denetim süresi içerisinde 08.03.2016 tarihinde yeniden suç işlediği, 5271 sayılı Kanun’un 231/8-son cümlesi gereğince 24.12.2015 ila 08.03.2016 tarihleri arasında dava zamanaşımı süresinin durduğu, 08.03.2016 tarihinde zamanaşımının yeniden işlemeye başladığı, suç tarihi olan 25.07.2007 tarihi ile hükmün açıklanarak mahkumiyet kararının verildiği 25/02/2020 tarihleri arasında 5237 sayılı Kanun’un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu gözetilmeden, sanık hakkında düşme kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanığın bildirdiği bilinen en son adresinin aynı zamanda mernis adresi olduğunun, yokluğunda verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın sanık adına mernis adresine tebliğe çıkartıldığının ve tebliğ imkansızlığı nedeniyle muhtara tebliğ edildiğinin anlaşılması karşısında; 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21/1. maddesine göre sanığın adreste bulunmaması halinde, tebliğ memurunun tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim ederek ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirmesi gerekirken; bu işlemler yapılmadan, sanığın mernis adresinde oturup oturmadığı veya mernis adresinden sürekli olarak ayrılıp ayrılmadığı tespit edilmeden doğrudan aynı Kanunun 21/2. maddesine göre işlem yapılarak tebliğ evrakının muhtara teslim edilmesi nedeniyle yapılan tebligat usulüne uygun değildir. Bu nedenle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararının usulüne uygun olarak kesinleşmesinden ve denetim süresinin başlamasından söz edilemeyeceğinden ihbar üzerine CMK’nin 231/11 maddesi gereğince hükmün açıklanmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
Bununla birlikte, sanığa yüklenen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst haddine göre, suç tarihi olan 25.07.2017 tarihi ile karar tarihi arasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşme tarihi ile yeni suçun işlenme tarihi arasındaki 2 ay 14 günlük durma süresi gözetildiğinde, 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e ve 67/3-4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresi gerçekleşmiştir.
Bu nedenle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünceler yerinde görüldüğünden; İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2020 tarihli ve 2019/44 Esas, 2020/128 Karar sayılı kararının 5271 sayılı 309/4. maddesi gereğince kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.10.2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.