YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6390
KARAR NO : 2020/7167
KARAR TARİHİ : 12.11.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım Ve Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, elatmanın önlenmesi istemi yönünden davanın reddine, ecrimisil istemi yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı vekili, müvekkilinin dava konusu 78 parsel sayılı taşınmazı 03.01.2011 tarihinde satın aldığını, dava konusu taşınmaza komşu 59 parsel sayılı taşınmazın maliki olan davalının taşkın bina inşa etmek sureti ile vekil edeninin taşınmazına el attığını belirterek dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin önlenmesine, taşkın inşaatin kal’ine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 59 parsel sayılı taşınmazı 08.03.2012 tarihinde dava dışı …’dan satın aldığını, satın alma işleminden sonra müvekkili tarafından herhangi bir taşkın yapı yapılmaksızın taşınmazın bulunduğu alanı aşmayacak şekilde tadilat ve yenileme yapıldığını, ana yapının sınırı aşılmadığı için taşınmazı satın alırken sınır tespiti yapmaya gerek duymadığını, söz konusu taşınmazların bulunduğu bölgede kötü niyet olmaksızın birçok parsel üzerindeki yapının bitişik parsele taşkın durumda olduğunu,müvekkilinin satın aldığı taşınmazın yarım asırdan fazla süredir bulunduğu konumda olup herhangi bir eklenti yapılmadığını, kaldı ki iki taşınmaz arasında olup müvekkiline ait taşınmaz sınırlarında yer alan avlunun davacının kullanımına bırakıldığını, iddia edildiği gibi taşkın yapı olsa da taşkın kısmın bedelini taşınmazın kendinden önceki malikine ödeyerek taşınmazı satın aldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşur.
Mahkemece, davalının taşınmazı üzerindeki yapının, davacının taşınmazının 7,93 m2 lik kısmına tecavüzlü olduğu, ancak yıkımın fahiş zarar doğuracağı, davalı tarafça 59 parsel sayılı taşınmazın satın alındığı tarihte tecavüzlü binanın var olduğu, her iki taşınmazın tedavül görerek el değiştirdikleri böylece el atmanın önlenmesi davasının yasal koşullarının gerçekleşmediği, ecrimisil istemi yönünden ise hükme esas alınan bilirkişi raporları uyarınca taleple bağlı kalınarak karar verilmesi gerektiği gerekçeleri ile elatmanın önlenmesi istemi yönünden davanın reddine, ecrimisil istemi yönünden ise davanın kabulü ile 1.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza taşkın inşaat nedeniyle yapılan müdahalenin önlenmesi, kal ve ecrimisil bedeli tahsiline ilişkindir.
1. İddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden, davanın taşınmaz malın aynına yönelik olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120/1. (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 413.) ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddeleri uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yer (kısım), kal’i istenen yapının değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur (4.3.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İBK).
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davanın, hükmedilmesi istenen ecrimisil miktarı olan 1.000,00 TL dava değeri üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, el atmanın önlenmesi ve kal talepleri yönünden harç yatırılmadığı gibi, yargılama sırasında da harç ikmalinin sağlanmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu, harcın alınmasını veya tamamlanmasını tarafların isteklerine bırakmayıp, anılan hususun mahkemece kendiliğinden gözetileceğini düzenlemiş ve buyurucu nitelikteki 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını öngörmüştür.
Şu halde, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden elatmanın önlenmesi ve kal istekleri ile ilgili keşfen belirlenen dava değeri üzerinden peşin harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekirken, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru olmamış,
2. Kabule göre de, tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 78 parsel sayılı taşınmazın 03.01.2011 tarihinde satın alma sebebi ile davacı adına tescil edildiği, komşu 59 parsel sayılı taşınmazın ise 08.03.2012 tarihinde satın alma sebebi ile davalı adına tescil edildiği, Mahkemece yapılan keşif sonrası alınan 29.11.2013 tarihli fen bilirkişi ek raporuna göre, 59 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan yapının 78 parsel sayılı taşınmaza 7,93 m2 tecavüz ettiği, yine 13.2.2015 tarihli inşaat mühendisleri bilirkişi kurulu raporunda, tecavüzlü kısmın yıkılması durumunda binanın tamamının zarar göreceği, yıkımın fahiş zarar doğuracağının belirtildiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.
Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
Somut olayda, davacının taşınmazına davalı tarafından taşkın inşaat nedeni ile müdahale edildiği tespit edilmesine rağmen Mahkemece bu hususun gözönüne alınmaması, yapıların yapıldığı yıllardaki teknik ölçüm imkarları ile günümüz imkanlarının farklı olması ve her iki taşınmazın da öncesinde tedavül görerek el değiştirmeleri nedeni ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, noksan harç tamamlattırıldıktan sonra toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde, mülkiyet hakkına değer verilerek davacının talepleri hakkında bir karar vermek olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.