Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/6377 E. 2020/6909 K. 09.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/6377
KARAR NO : 2020/6909
KARAR TARİHİ : 09.11.2020

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Sonradan Evlenme Yoluyla Kurulan Soybağına İtiraz
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İstanbul 14. Aile Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul 14. Aile Hukuk Mahkemesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/277 Esas, 2016/793 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava dilekçesinde, davalı …’nun davacı …’ın çocuğu olmadığı halde, davacının o dönem evli olduğu dava dışı …’ın ısrarı nedeniyle müşterek çocuk gibi nüfusa kaydettirildiği ileri sürülerek, taraflar arasındaki soybağının reddine karar verilmesi istenmiş, davalı davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, soybağının reddi davası olarak nitelendirilerek hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından istinaf edilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş, bu son karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir.
Öncelikle çözümlenmesi gereken husus; davanın soybağının reddi-sonradan evlenme yoluyla soybağının düzeltilmesine itiraz veya nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davası olup olmadığıdır. Bilindiği üzere, soybağı birbirinin soyundan gelen kişiler arasındaki ilişkiyi ifade ettiğinden bu kavram içerisinde kan bağının yanında hukuki münasebetin de bulunması, diğer bir ifadeyle kan bağının hukuk düzeninin aradığı koşullar içerisinde oluşması zorunludur. Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi uyarınca, çocuk ile ana arasında soybağı doğumla, baba ile arasında soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur, ayrıca, kısaca af kanunları olarak nitelendirilen bir evlenme aktine dayanmayan birleşmelerden doğan çocukların neseplerinin düzeltilmesine ilişkin kanunlara göre de soybağı düzeltilebilir. (HGK’nin 30.01.2008 tarihli ve 2008/2-36-47 sayılı kararı)
Öte yandan Türk Medeni Kanunu’nun 36/1. maddesine göre, kişisel durum, bu amaçla tutulan resmi sicille belirlenir. Aynı Kanunun 39. ve Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 35/1. maddeleri uyarınca, kesinleşmiş mahkeme hükmü olmadıkça nüfus kütüklerinin hiç bir kaydı düzeltilemez ve kayıtların anlamını ve taşıdığı bilgileri değiştirecek şerhler konulamaz, ancak olayların aile kütüklerine tescili esnasında yapılan maddî hatalar nüfus müdürlüğünce dayanak belgesine uygun olarak düzeltilir.
Kayıt düzeltilmesi, aile kütüğüne işlenmiş kaydın bir kısmının düzeltilmesi veya değiştirilmesidir. Nüfus kütüklerindeki doğru olmayan kayıtların düzeltilmesi için mahkemeden karar alınması zorunludur. İşte bu noktada, nüfus kütüğünde yer alan doğru olmayan kayıtlar, ilgilileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından açılacak olan kayıt düzeltme davası ile gerçek durumuna uygun hale getirilebilir ki, bu dava uygulamada nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak adlandırılmakta olup zamanaşımı ve hak düşürücü süreye bağlı olmayan nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, her türlü kanıta başvurulabilir (YHGK, 11.02.1998 tarihli ve 2-87/77 sayılı kararı). Soybağının reddi davası ile kayıt düzeltme davası, sonuçları (hane dışına çıkarmak) bakımından benzerlik göstermekte ise de içerik ve yargılama kuralları açısından kendi özel hükümlerine bağlıdır. Soybağının reddinde, kişisel duruma ilişkin nüfus kaydında yer alan bilgi doğru olarak meydana gelmiş ve kütüğe tescil edilmiştir. Ancak bu doğru daha sonra soybağının reddi davası ile teknik anlamda bir yanlışlığa dönüştürülmüştür. Nüfus kaydının düzeltilmesi davasında ise nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığı, baştan yanlış olarak kütüğe geçirildiği söz konusudur. (HGK’nin 30.01.2008 tarihli ve 2008/2-36-47 sayılı kararı)
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, davalının Romanya doğumlu olduğu, davacı … ile dava dışı …’nın 24.04.1992 tarihinde evlendiği, davalı …’nın 29.11.1982 doğumlu olarak 03.11.1995 tarihinde davacı … ile dava dışı …’nın müşterek çocuğu olarak nüfusa tescil edildiği anlaşılmıştır.
Somut olayda, davacı, davalının doğum tarihinde davalının annesi ile henüz tanışmamış olduklarını, davalının Türkiye’ye getirilebilmesi amacıyla ve dava dışı eski eşinin Romanya’ya dönme tehditleri nedeniyle, çocuğu olmadığını bildiği halde davalıyı nüfusa kaydettirdiğini iddia ederek baba yönünden nüfus kaydının düzeltilmesini istemiş, dosya kapsamına göre iddianın aksi iddia ve ispat edilmemiştir.
İddianın kabulü halinde, yukarıda da açıklandığı gibi; … …’nın kayden babası görünen davacı … yönünden nüfus kaydının gerçek durumu yansıtmadığı, davalı baştan yanlış olarak kütüğe kaydedildiğinden, yolsuz tescilden söz edilmesi gereklidir. Bu yönden davanın soybağı ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan hususlar dikkate alındığında soybağı davaları ile nüfus düzeltim davaları arasında davanın tarafları dava açması süresi ve ispat kuralları bakımından ciddi ayrımlar bulunduğu açıktır. Dava, gerçeğe aykırı olarak nüfus kütüğünde gerçek babası yerine, davacı …’in nüfusuna onun çocuğu olarak hatalı şekilde tescil edilen … …’nın, hatalı kaydının düzeltilmesi istemine ilişkin olup, 5490 Sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 36/1-a maddesinde, nüfus kayıtlarına ilişkin düzeltme davalarının düzeltmeyi isteyen şahıslar ile ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli asliye hukuk mahkemesinde açılacağı hükme bağlandığından; İlk Derece Mahkemesince, davada asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden; Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 373/1 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.