Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2020/897 E. 2020/6022 K. 16.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/897
KARAR NO : 2020/6022
KARAR TARİHİ : 16.11.2020

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Karar Tarihi : 13.10.2017

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanık …’nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 179/2, 62, 50/1-a ve 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Kozluk Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2017 tarihli ve 2016/408 esas, 2017/111 sayılı kararını kapsayan dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçuna ilişkin olarak, suç tarihinden sonra 02.12.2016 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 16. maddesi ile değişik 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179. maddesinin 2. fıkrasında ”Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklindeki düzenleme ile temel cezada alt sınır belirlendiği, oysa anılan maddede değişiklik öncesi cezada alt sınıra yer verilmediği, bu nedenle 5237 sayılı Kanunun 49/1. maddesine göre temel cezanın 1 ay hapis cezası olarak öngörülmesi gerektiği, somut olayda suç tarihinin 07.05.2016 olması karşısında aleyhe kanun değişikliğinin sanık hakkında uygulanamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde lehe kanun değerlendirilmesi yapılmadan fazla cezaya hükmedilmesinde isabet görülmediğinden, T.C. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 31.10.2019 tarih ve 94660652-105-72-16841-2019 sayılı kanun yararına bozma talebine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.11.2019 gün ve 2019-106805 sayılı tebliğnamesi ile Daireye ihbar ve soruşturma evrakı tevdi kılınmakla; Dairemizin 05.02.2020 tarih, 2019/13303 Esas, 2020/1168 Karar sayılı kararı ile; “Kozluk Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2017 tarihli ve 2016/408 Esas, 2017/111 Karar sayılı kararının Hükümlü hakkında tayin edilen hapis cezasının, yüklenen eylem için kanunda öngörülen yaptırım sınırları içerisinde bulunması karşısında temel cezasının tayini sırasında “alt sınır” ifadesinin sehven kullanılmasına ilişkin kanun yararına bozma isteminin; CMK’nın 309. ve 310. maddesinde düzenlenen amaca uygun hukuka aykırılık niteliğinde bulunmaması nedeniyle, Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görülmediğinden, Kozluk Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2017 tarihli ve 2016/408-2017/111 sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,’’ karar verilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/04/2020 tarihli yazıları ile;
İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık; Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi tarafından trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulurken, sanığa alt sınırdan ceza tayin edildiği belirtilmesine rağmen, belirlenen temel cezanın suç tarihi itibariyle kanunda öngörülen cezadan fazla olması halinde, hukuka aykırı olan bu durumun 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca kanun yararına bozma kanun yolu ile düzeltilip düzeltilemeyeceğine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için kanun yararına bozma kanun yolunun kanuni dayanağının ve trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunun kanunda öngörülen cezasının sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur. 5271 sayılı Kanunun 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir. Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi gereğince kanun yararına bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına karar verilecek, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi durumunda bu hafif cezaya Yargıtay Ceza Dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay Ceza Dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, bozma konusu yapılan kararın yerine verilmesi gereken karar, doğrudan ilgili daire tarafından verilecektir. Özel Dairece, yeniden yargılama yasağı olduğu halde, daha az cezaya hükmedilmeyip ya da ceza kaldırılmayıp, hukuka aykırılığın giderilmesinin yerel mahkemeye bırakılması halinde, bu aşamada yerel mahkemenin vereceği karar yok hükmünde olacağından, hükümlü lehine sonuç doğuracak olan hukuka aykırılık da yasal olarak giderilmemiş olacaktır.
Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 151-157 , 13.02.2007 gün ve 349-35, 18.09.2007 gün ve 186-178, 13.05.2008 gün ve 84-111 ile 14.04.2009 gün ve 75-101 sayılı kararlarında da, mahkûmiyet hükümleri yönünden verilen kararların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi kapsamında kaldığı kabul edilerek, hukuka aykırılıkların bizzat Özel Dairelerce giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma” başlıklı 179. maddesi;
“(1) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşımının güven içinde akışını sağlamak için konulmuş her türlü işareti değiştirerek, kullanılamaz hâle getirerek, konuldukları yerden kaldırarak, yanlış işaretler vererek, geçiş, varış, kalkış veya iniş yolları üzerine bir şey koyarak ya da teknik işletim sistemine müdahale ederek, başkalarının hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye neden olan kişiye bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen araç kullanan kişi yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlemiş iken, maddenin ikinci fıkrasına 24.11.2016 tarihli 6763 sayılı Kanunun 16. maddesiyle “idare eden kişi” ibaresinden sonra gelmek üzere” üç aydan” ibaresi eklenmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; sanık …’nin üzerine atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu 03.09.2016 tarihinde işlemiş olması karşısında, TCK’nın 179/2. maddesinin sanığın lehine olan halinden sorumlu tutulması gerekmektedir. TCK’nin 49/1. maddesine göre süreli hapis cezasının alt sınırı bir aydan az olamayacağından, sanık hakkında alt sınırdan ceza tayin ettiğini belirten Kozluk Asliye Ceza Mahkemesi tarafından temel ceza olarak bir ay hapis cezası belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Yüksek Dairece vurgulandığı üzere kanun yararına bozma kanun yolu ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılmasını sağlamak amacıyla, olağanüstü bir denetim muhakemesi yolu olarak Ceza Yargılaması Yasasının 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiş olup bu denetimin konusu, maddi ve yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılıklardır. Gerek kesin hükmün otoritesinin korunması zorunluluğu, gerekse olağanüstü bir denetim yolu olması nedeniyle dar kapsamlı olan kanun yararına bozma kanun yolu, her türlü hukuka aykırılığın öne sürülüp incelenmesine elverişli bir denetim yolu değildir. Ancak somut olayda, yerel mahkemece temel ceza tayin edilirken asgari düzeyde ceza tayin edilmesine rağmen TCK’nın 179/2. maddesinde öngörülen cezanın alt sınırı belirtilmediğinden yanılgılı değerlendirme ile üç ay hapis cezasına hükmolunmuştur. Hükmün gerekçe kısmında ve kısa kararda ayrı ayrı alt sınırdan ceza verildiği vurgulandığından, hukuka aykırılığın maddi bir hatadan ibaret olmadığı da anlaşılmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 49/1 ve 179/3-2. maddelerinin uygulanmasında birliğin sağlanması için anılan hukuka aykırılığın kanun yararına bozma kanun yoluyla düzeltilmesi gerektiği kanaatine varıldığından, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (d) bendi uyarınca Yargıtay Ceza Dairesinin tarafından daha az ceza içeren yeni bir karar verilmesi gerekirken, kanun yararına bozma talebinin reddedilmesi Kanuna aykırı görüldüğünden 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca itiraz edilmiştir.
5271 sayılı CMK’nın 308. maddesine 02/07/2012 gün ve 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile eklenen 3. fıkra uyarınca yapılan incelemede;
Hükümlü hakkında tayin edilen hapis cezasının, yüklenen eylem için kanunda öngörülen yaptırım sınırları içerisinde bulunması karşısında temel cezasının tayini sırasında “alt sınır” ifadesinin sehven kullanılmasına ilişkin kanun yararına bozma isteminin; CMK’nın 309. ve 310. maddesinde düzenlenen amaca uygun hukuka aykırılık niteliğinde bulunmaması nedeniyle,
Dairemizce verilen, red kararı usul ve yasaya uygun olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmediğinden İTİRAZIN REDDİNE, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.