YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3981
KARAR NO : 2021/3954
KARAR TARİHİ : 29.04.2021
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, davacının davasının kabulü ile 223 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisinin 3 kişilik Jeoloji Mühendisleri, Fen Bilirkişisi ve Ziraat Mühendisi bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 24.05.2016 tarihli rapor ve krokisinde mavi renk ile gösterilen öneri kıyı kenar çizgisi olduğunun tespitine, fen bilirkişisinin 07.02.2017 tarihli ek rapor ve krokisinde -C- harfi ile gösterilen (öneri kıyı kenar çizgisi ile mevcut kıyı kenar çizgisi arasında kalan) 89,55 metrekarelik kısmın sicile en son parsel numarası ile davacılar … ve … adına eşit hisse ile tesciline, 127,10 metrekarelik kısmın tapuda kıyıya terk edildiği anlaşıldığından bu kısım yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup, karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesince davalılar vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne, Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2018/37 Esas – 2018/255 Karar sayılı ve 19/07/2018 tarihli kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, 223 ada 2 parselin maliki olan müvekkilleri … ve …’in diğer müvekkili …. Şirket yetkilisi ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaparak anlaştıklarını, sözleşmede 24 bağımsız bölümden 8 bağımsız bölümün arsa sahipleri olan davacılar Ali ve Celal’e ait olmasının kararlaştırıldığını, yapı inşa edebilmek amacı ile belediyeden yapı ruhsatı alarak inşaata başlanıldığını, ruhsat verilirken taşınmazın deniz kıyısına bakan taraftan yaklaşık 216,65 metrekare kısmın belediyeye terk yaptırıldığını, daha sonra kıyı kenar çizgisinde kaldığı gerekçe gösterilerek Maliye Hazinesi adına tescilinin yapıldığını, yapının kıyı kenar çizgisinde kaldığından bahisle yıkılması için komşu parsel malikince şikayette bulunulması üzerine Belediyenin bu yöndeki itirazı reddetmesi sonucu ilgilinin Bursa 1.İdare Mahkemesine başvurması üzerine İdare Mahkemesinin 2014/109 Esas- 2014/1221Karar sayılı kararı ile yapının bir kısmının kıyı kenar çizgisinde kaldığı ve kıyı kenar çizgisine en fazla 50 metre yaklaşılabileceğinden Belediyenin itirazının reddine dair kararının iptaline karar verildiğini, Belediye tarafından İdare Mahkemesi kararını uygulamak üzere encümen kararı ile yapının kıyı kenar çizgisine taşan kısmın yıktırılmasına karar verildiğini, karar gereği taşan kısmın yıkılarak encümen kararının gerçekleştirildiğini, kıyı kenar çizgisinde kaldığı iddia edilen taşan kısımda 12 adet bağımsız bölümün yarı kısmının tıraşlanarak kesildiğini, taraflar arasındaki inşaat sözleşmesine göre yapılması kararlaştırılan bağımsız bölüm sayısında azalma olduğunu ve yıkılan kısımdaki inşaatın masrafının Tomurcuk İnşaat tarafından yapıldığını, Tomurcuk İnşaatın yapının tümü için yaptığı bedeli arsa sahiplerinden istediğini ancak yapılacak inşaattan daire vermek sureti ile anlaştıklarını, aralarında yapmış oldukları anlaşma gereğince Maliye Hazinesine terk edilen 216,65 metrekare kısmının aslında kıyı kenar çizgisinde kalmadığı ve kıyı kenar çizgisinin Mahkemece belirlenmesi sonucu 216,65 metrekare kısmında 2 no’lu parselin içinde kabul edilmesi halinde tüm müvekkillerinin hukuki menfaatlerinin korunmuş olacağını ileri sürerek, 2 no’lu parselin bulunduğu yerde kıyı kenar çizgisinin tespitine, daha önce yanlış olarak tespit edilen kıyı kenar çizgisinin düzeltilmesine, Maliye Hazinesine 2 no’lu parselden önce Belediye Ruhsat işlemi sırasında terk edilen 216,65 metrekarelik kısmının Maliye Hazinesi adına olan tapunun iptali ile davacılardan …-… adlarına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, dava konusu kıyı kenar çizgisinin 13.06.1984 tarihinde onaylandığını, daha sonra güncel harita paftası üzerine aktarılarak söz konusu işlemin bakanlıkça uygun bulunarak 27.01.2014 tarihinde onaylandığını, İdarenin belirlemiş olduğu ve Bakanlıkça onaylanan kıyı kenar çizgisinin iptaline ilişkin davaların idari yargının görev alanına girdiğinden yargı yeri yönünden davanın reddi gerektiğini, davanın süresinde açılmadığını, bu nedenle zamanaşımı nedeniyle de reddinin gerektiğini, idarece belirlenen kıyı kenar çizgisinin 3621 sayılı Kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip onaylanarak ilan edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir .
Mahkemece, davacının davasının kabulü ile 223 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisinin 3 kişilik Jeoloji Mühendisleri, Fen Bilirkişisi ve Ziraat Mühendisi bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 24.05.2016 tarihli rapor ve krokisinde mavi renk ile gösterilen öneri kıyı kenar çizgisi olduğunun tespitine, fen bilirkişisinin 07.02.2017 tarihli ek rapor ve krokisinde -C- harfi ile gösterilen (önceki kıyı kenar çizgisi ile mevcut kıyı kenar çizgisi arasında kalan) 89,55 metrekarelik kısmın sicile en son parsel numarası ile davacılar … ve … adına eşit hisse ile tesciline, 127,10 metrekarelik kısmın tapuda kıyıya terk edildiği anlaşıldığından bu kısım yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup , karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6.Hukuk Dairesince davalılar vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne, Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/37 Esas, 2018/255 Karar sayılı ve 19.07.2018 tarihli kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir .
Dava, kıyı kenar çizgisinin düzeltilmesi ve yeniden tespiti ile tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, Mahkemece, dava konusu parselin bulunduğu bölgede mevcut kıyı kenar çizgisinin 13.06.1984 tarihinde onaylanarak kesinleştiği, her ne kadar davacılar daha önce tespit edilen kıyı kenar çizgisinin düzeltilmesi ve yeniden tespiti için dava açmış iseler de; idarenin belirlemiş olduğu ve Bakanlıkça onaylanan kıyı kenar çizgisinin iptaline ilişkin davaların idari yargının görev alanına girdiği dikkate alınarak ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idarenin eylem ve işlemlerinden hakları zarar görenlerin idari işlemin iptalini idare mahkemelerinden isteyebileceği göz önünde bulundurularak ve görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunlu olduğundan davacının kıyı kenar çizgisinin tespiti davasının yargı yolu yönünden idari yargı yerinde görülmesi gerektiğinden reddine, davacının tapu iptali ve tescil davası yönünden ise; dava konusu 223 ada 2 parselin tamamının Tomurcuk İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. adına tapuda kayıtlı bulunduğu, taşınmazın beyanlar hanesine 23.09.2014 tarihinde 5656 yevmiye no’su ile 216,70 metrekarelik kısmı kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmaktadır şerhinin konulduğu, yine celp edilen Esenköy Belediye Başkanlığının meclis kararı, encümen kararları ve terk evrakları dikkate alınarak 223 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 216,70 metrekarelik kısmının kıyı olarak terk işleminin yapıldığı ve tapuda işlemin tesis ve tescil edildiği anlaşılmakla, tescil harici bırakılan ve kıyıya terkin edilen yerin tapu kaydının iptalinin mümkün olmayacağı gerekçesi ile davacının tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmiş, kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Dairenin 2017/609 Esas, 2017/673 Karar sayılı ilamı ile; eldeki davada kıyı kenar çizgisinin dayanağı olan idari işlemin iptali istenmediğine göre, uyuşmazlığın genel mahkeme olarak bakılıp görülmesi gerektiği yönünde kaldırılarak Yerel Mahkemesine iadesi üzerine, Yerel Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; dava konusu taşınmazda 216,70 metrekarelik yerin kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle davacılar … ve … tarafından 18.07.2014 tarihli ve 4055 yevmiye numarası ile kıyıya terk işleminin yapıldığı, alınan bilirkişi rapor ve ek raporları ile yapılan inceleme ve çalışmalar sonucunda elde edilen veriler ile su hareketliliğinin kara yönündeki etkisinin sınırlarının, onaylı kıyı kenar çizgisi ile uyumlu olmadığı belirtilerek öneri kıyı kenar çizgisinin tespit edildiği, fen bilirkişisi tarafından düzenlenen 07.02.2017 tarihli ek rapor ve krokisinde; kıyıya terk edilen 216,65 metrekarelik kısmın kırmızı renk ile gösterildiği, yine krokide -C- harfi ile gösterilen yeşil renk ile taralı 89,55 metrekarelik kısmın öneri kıyı kenar çizgisi ile mevcut kıyı kenar çizgisi arasında kalan kısım olduğu belirtilmekle bu kısmın öneri kıyı kenar çizgisine göre kara tarafında kaldığı gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile 223 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisinin 3 kişilik jeoloji mühendisleri, fen bilirkişisi ve ziraat mühendisi bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 24.05.2016 tarihli rapor ve krokisinde mavi renk ile gösterilen öneri kıyı kenar çizgisi olduğunun tespitine, fen bilirkişisinin 07.02.2017 tarihli ek rapor ve krokisinde -C- harfi ile gösterilen (öneri kıyı kenar çizgisi ile mevcut kıyı kenar çizgisi arasında kalan) 89,55 metrekarelik kısmın sicile en son parsel numarası ile davacılar … ve … adına eşit hisse ile tesciline, 127,10 metrekarelik kısmın tapuda kıyıya terk edildiği anlaşıldığından bu kısım yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, kararın davalılar vekilince istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu 223 ada 2 parselin, (eski 223 ada 1279 parsel) 744,09 metrekare miktarı ile … ve … adına 1/2’şer payla tapuya kayıtlı iken, her iki malikin de 18.07.2014 tarihinde parselin 216,65 metrekarelik kısmını tapuda bedelsiz kıyıya terk işlemi yaptıkları, parselin yüzölçümünün bu işlemle 527,44 metrekare olarak tapuya kaydedildiği, maliklerin bilahare hisselerini 25.12.2014 tarihli satış işlemi ile diğer davalı şirkete sattıkları, tapu kaydında kıyı kenar çizgisi şerhi mevcut olduğu, dava konusu parselin bulunduğu bölgede mevcut kıyı kenar çizgisinin ilgili Bakanlıkça 13.06.1984 tarihinde onaylanarak kesinleşmiş olduğu, davacıların adlarına tescilini talep ettikleri uyuşmazlık konusu yeri öncesinde kendi rızaları ile tapuda bedelsiz kıyıya terk ettikleri, işlemin hukuken geçersizliği yönünde ileri sürülen bir iddia da bulunmadığı, yeniden adlarına tescil isteminin hukuken dinlenilebilirliğinin bulunmadığı, bu haliyle davacıların kıyı kenar çizgisinin tespitini talep etmekte de hukuki yararlarının bulunmadığı, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davanın kabulü yönünde karar verildiği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının HMK’nin 353/(1)-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın reddine karar verildiği sabittir.
Anayasa Mahkemesinin 2016/3592 başvuru, 29.05.2019 tarihli kararında; “46. Anayasa’nın 35. maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62)., …49. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı, mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29). ” hususları üzerinde durulmuştur.
Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince davacının talebinin bir yandan da mülkiyet hakkının ihlali açısından incelenmesi gerektiğinden Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığı, yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığı, müdahalede kamu yararına dayalı bir amaç olup olmadığı hususları yanında davacının mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmede ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğunun gözetilmesi, özellikle kamusal makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılması, şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemeyeceğinin, davacının mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin davacı aleyhine bozulup bozulmadığının ve müdahalenin ölçülü olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, dosyanın esası hakkında inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir .
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca bu sebepten dolayı BOZULMASINA, HMK’nin 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 29.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.