Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2019/2314 E. 2021/3689 K. 15.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/2314
KARAR NO : 2021/3689
KARAR TARİHİ : 15.04.2021

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.02.2017 gün ve 2014/777 – 2017/56 sayılı kararı onayan Daire’nin 14.02.2019 gün ve 2017/2240 – 2019/1186 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, tarafların dava dışı limited şirkette yarı oranda pay sahibi olduklarını, şirketin eğlence sektöründe faaliyet gösterdiğini, sektörde “GODET” adını kullandığını ve “RED ROOM” ibareli markasının bulunduğunu, 01.10.1997 tarihinden beri davalının akrabalarına ait işyerinde kiracı olarak faaliyetini sürdürdüğünü, 5 sene müddet ile müdür seçilen davalıya tek imza ile şirketi temsil ve ilzama yetki verildiğini, ancak davalının müdürlük görevini gereği gibi yerine getirmediğini, müvekkiline haber vermeden Eylül 2004 tarihinde şirketin faaliyetine ara verdiğini, bu davranışı ile şirketin gece kulübu ve bara gelen müşteriler ile çeşitli sponsor firmalardan elde ettiği gelirlerin kaybına neden olduğunu, şirketin faaliyetine ara vermesinden sonra şirkete ait vergi levhasını, demirbaşlarını, müşteri portföyü ile GODET ve RED ROOM markalarını kullanmaya devam ettiğini, davalının bu faaliyetlerden elde ettiği gelirleri şirket hesaplarına yansıtmadığını, gerçek olmayan giderler yaratarak şirketin zarar ettiğini gösterdiğini, şirketin bankalardaki paralarının davalının oğlu …’nun şahsi ve ticari harcamalarında kullandığını, şirket adına tescilli RED ROOM markasını ve sektörde GODET olarak bilinen ismini aynı konuda faaliyet gösteren davalının oğlunun ortak ve yöneticisi olduğu Tek Tur. Ltd. Şti. ve Karaoke İşl. Ltd. Şti’ye kullandırarak şirket zararına yol açtığını ileri sürerek şimdilik 20.000 TL’nin ve 08.06.2012 tarihinde ıslah isteminde bulunarak 90.000.00 TL zararın dava dışı şirkete verilmek üzere davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile ortaklık ilişkisi bulunduğunu, müzikle organizasyon işi ile uğraşan şirketin kuruluş tarihinden 2003 yazına kadar kendisi ve oğlu …’nun kişisel emek ve çabaları ile ticari faaliyetine devam ettiğini, davacının İzmir’e taşınmak sureti ile İstanbul’u terk ettikten sonra şirket ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğini ve o tarihten sonra şirketin zararlarını ödemek ve mevcut mal varlığının ziyan olmaması için tek başına gayret sarf ettiğini, yapılan işin sermayeden ziyade şahsi çaba ve müşteri çevresi ile ilişki kurmaya dayanması nedeni ile şirketin işlerini yürütemediğini, GODET markasının şirketle ilgisinin bulunmadığını, RED ROOM markasının ortak olunan şirkete ait olduğunu, bu markanın başkasına kullandırılmadığını, 2004 Haziran ayından bu yana faaliyette bulunmadığını, zarar etmemesi için kiralanan yerden 2005 yılında tahliye edildiğini, eskimiş demirbaşların hurdacıya satıldığını, bir kısmını depoda korumaya devam ettiğini, uygun demirbaşların Tek. Ltd. Şti’ye Mayıs 2005 tarihi itibariyle kiralanarak şirkete gelir sağlandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak 20.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 70.000,00 TL ile ilgili davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizce onanmıştır.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, tarafların yarı oranda ortak oldukları dava dışı limited şirketin müdürü olan davalının, şirkete verdiği ileri sürülen zararın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece ıslah edilen kısım yönünden davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda banka hesaplarından karşılığı tespit edilemeyen para çıkışları yönünden 2004-2006 tarih aralığına ilişkin bir tablo oluşturulmuş; yine Beyoğlu 3.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26.05.2011 tarih ve 2008/81 E-2011/144 K sayılı ilamında suç tarihi olarak, 30.12.2005 tarihi yer almış, sanıklar hakkında delil yetersizliğinden verilen beraat hükmü Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 11.03.2015 tarihli kararı ile onanmıştır.
Bu durumda mahkemece ceza davasında delil yetersizliği sebebiyle beraatine karar verilen davalı hakkındaki ceza mahkemesi kararı hukuk mahkemesini de bağlamayacağından, uzamış zamanaşımı süresi belirlenirken öncelikle davalı şirket yöneticisine isnat olunan suç tarihinin saptanması, suç tarihinde yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanunu hükümleri esas alınarak dava zamanaşımının tespit edilmesi gerekirken, ıslahla arttırılan kısım yönünden bu yönde herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın 765 sayılı TCK gereğince zamanaşımının dolduğu sonucuna varılması doğru olmamış, davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile hükmün davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 14.02.2019 tarih 2017/2240 Esas 2019/1186 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, hükmün münhasıran davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harcının karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 15.04.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, zaman itibariyle uygulanması gereken 6762 sayılı Kanun’un 556. maddesi delaletiyle aynı kanunun 340 ve 309. maddesine dayalı bir sorumluluk (tazminat) davası niteliğindedir. İşbu davada, davacı yanca, davalının şirket müdürü sıfatıyla sahip olduğu yetkiyi, 2004-2006 tarih aralığındaki bir dizi işlemle kendisi yahut yakınları yararına kullanmak suretiyle şirketi zarara uğrattığı ileri sürülmüştür. 6762 sayılı Kanun’un 309/son maddesi uyarınca bu nitelikteki davalarda zamanaşımı süresi, zararın ve mesul olan kimsenin öğrenilmesi tarihinden itibaren iki yıl ve her halde fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl olarak belirlenmiş, sorumluluğu doğuran fiilin cezayı gerektirmesi ve yine ceza kanununda daha uzun zamanaşımı süresine tabi bulunması halinde ise daha uzun olan zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür.
Anılan madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, bu nitelikteki davalarda uzamış zamanaşımı süresinin tatbiki için, her şeyden önce, sorumluluk davası açılmasını gerektiren fiillerin ceza kanunları uyarınca cezayı gerektiren bir suç teşkil etmesi gerekir.
Somut olayda, davacı yanın şikayeti üzerine davalı aleyhine açılan kamu davasında, Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen ve Yargıtayca da onanarak kesinleşen 26.5.2011 tarihli kararla, işbu davada davalıya atfedilen fiillerin suç teşkil etmediği, iddia olunan olguların hukuki uyuşmazlık niteliğinde olduğu belirlenmiştir. Ceza mahkemesince verilen ve kesinleşen işbu kararın, gerek 818 sayılı Kanun’un 53. maddesi ve gerekse de 6098 sayılı TBK’nın 74. maddesi uyarınca, varlığı ileri sürülen maddi olguların cezayı müstelzim bulunmaması yönünden hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olduğu kuşkusuzdur (bkz.: Tutumlu, M.Akif, Türk Borçlar Hukukunda Zamanaşımı ve Uygulaması, 2.Baskı, sh.48-49). Bu durumda ise, somut dava bakımından, davalıya atfedilen fiillerin cezayı müstelzim olmadığının kabulü gerekmektedir. Şu halde, davalı yanın ıslah ile artırılan dava kesimine yönelik zamanaşımı def’inin değerlendirilmesinde, kanunda öngörülen gerektirici nedenlerin bulunmaması nedeniyle uzamış zamanaşımı süresinin uygulanması mümkün olmayıp, bu bağlamda suç tarihinin hangi kanunun kapsamına girdiğinin saptanması gerekliliğinden de söz edilemez.
Bu açıklamalar ışığında, somut davada, ıslahla artırılan dava kesimi bakımından 6762 sayılı Kanun’da öngörülen 2 ve 5 yıllık normal zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gözetildiğinde davacı yanın karar düzeltme isteminin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan Daire çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılamıyorum.