Yargıtay Kararı 2. Hukuk Dairesi 2021/1094 E. 2021/2964 K. 13.04.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 2. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1094
KARAR NO : 2021/2964
KARAR TARİHİ : 13.04.2021

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 292.10 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. 13.04.2021 (Salı)

KARŞI OY YAZISI

Değerli çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, davanın açılmasından sonra gerçekleşen vakıaların, ıslah yoluyla davaya dahil edilip edilemeyeceğine ilişkindir.
Bilindiği üzere, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. (HMK m. 141). Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir (HMK m. 176/1).
Diğer yandan; hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz (TMK m. 184/1) ve kanıtları serbestçe takdir eder (TMK m. 184/4).
Öncelikle belirtmek gerekir ki; HMK.nda yer alan ıslaha ilişkin düzenlemeler (HMK m. 176-182) ve boşanma davalarıyla ilgili yargılama usulünü düzenleyen TMK.nun 184. maddesine göre, dava açıldıktan sonra doğan/gerçekleşen vakıaların ıslahla davaya dahil edilmesine bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle, sadece dava tarihinden önceki vakıaların islahla davaya dahil edilebileceğini, davadan sonra gerçekleşen vakıaların ise ıslahla davaya dahil edilemeyeceğini kabul etmek, ıslahla ilgili yasal düzenlemelere ve ıslahın amacına uygun düşmez.
Ayrıca, dava açıldıktan sonra ortaya çıkan yeni vakılarla ilgili olarak ıslah yolunu kapamak, usûl ekonomisine (HMK m. 30) aykırı olduğu gibi, hak arama hürriyetine (T.C.A. m.36) de yasal olmayan bir müdahale niteliğini oluşturmaktadır.
Somut olayda, davacı vekili 27.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile davaya yeni vakıa ve delillerin eklenmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince “…Her davanın açıldığı tarihe kadar cereyan eden olaylar nazara alınarak sonuçlandırılması gerektiği” yönündeki gerekçe ile islah dilekçesinde ileri sürülen yeni vakıaların değerlendirmeye alınmadığı anlaşılmaktadır.
Oysa, yukarıda ıslahla ilgili yapılan açıklamalara göre, mahkemece, davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü tüm vakıa ve deliller de göz önünüde bulundurularak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hukuka uygun olmamıştır.
Bu sebeple, bölge adliye mahkemesinin kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.