YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/764
KARAR NO : 2021/5432
KARAR TARİHİ : 23.06.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı, babası …’in vasisi olduğunu, babasının paydaşı olduğu Sütlügöl mevkiinde bulunan 1000 dönümlük yer ile 293 ada 4 parsel, 349 ada 31 parsel sayılı taşınmazların davalı kardeşi tarafından kiraya verilmek suretiyle kullanıldığını ileri sürerek 14,920 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmazların bir kısmını dava dışı bir kısım paydaşın izni ile kullandığını, bir kısım taşınmazı ise kullanmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin “davacının, kısıtlı olan babasının payının kiraya verildiğini kanıtlayamadığı” gerekçesiyle davanın reddine dair 23.12.2014 tarihli ve 2010/366 Esas ve 2014/727 Karar sayılı ilk hükmü, davacının temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2015/4928 Esas, 2017/7253 Karar sayılı ilamı ile özet olarak; “ .. 4 parseldeki kasap dükkanı ile ilgili davacının 09.06.2014 tarihli keşif esnasındaki beyanı ile diğer kahvehane, otel ve evin harap halde olduğu, kimse tarafından kullanılmadığının gözetilmesi, bunun dışında 31 parsel sayılı taşınmazın davalı tarafından kullanılıp kullanılmadığı, kullanılıyor ise hangi dönemler arasında kullanıldığının belirlenmesi, 15 sayılı parselin tümünün davalı tarafından hangi tarihler arasında kullanıldığının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi..” gereğine işaret edilerek hüküm bozulmuş, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kabulü ile 17.776 TL ecrimisil bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, mülkiyet hakkına dayalı ecrimisil isteğine ilişkindir.
Vermiş olduğu bir hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve Yargıtayın bu bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan hukuk mahkemesi, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Mahkeme, bozma kararından dönerek direnme kararı veremeyeceği gibi, hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bu müesseseye “usuli müktesep hak” veya “usule ilişkin kazanılmış hak” denir. “Usuli Müktesep Hak”, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay İçtihatları ile kabul edilmiş, usul hukukunun ana ilkelerindendir ve kamu düzeni ile ilgilidir. Açıkça bozmaya uyulmasına karar verilmesiyle, taraflardan birisi yararına usule ilişkin kazanılmış hak doğar. Bundan sonra mahkemenin yapacağı iş, bozma kararı uyarınca ve o doğrultuda işlem yapmak ve gerekli kararı vermekten ibarettir. Kural olarak, hakim ara kararından dönebilirse de, bozmaya uyulmasına ilişkin karar bunun istisnalarındandır. Farklı anlatımla; bozma kararına uyan mahkeme, bununla bağlıdır.
Somut olaya gelince; Mahkemece, bozmaya uyulduğu halde bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Mahkemece, davalının 4 ve 15 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin savunması üzerinde durulmaksızın, davacının bozma ilamında belirtilen beyanı değerlendirilmeksizin, neye istinaden hazırlandığı anlaşılamayan 24.07.2009 tarihli inşaat bilirkişisi raporu esas alınarak hüküm kurulması yanlıştır. Mahkemece, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2015/4928 Esas, 2017/7253 Karar sayılı ilamında belirtilen şekilde, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması, tanıkların dinlenmesi, 4 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan kasap dükkanı ile ilgili davacının 09.06.2014 tarihli keşif esnasındaki beyanı ile diğer kahvehane, otel ve evin harap halde olduğu, kimse tarafından kullanılmadığının gözetilmesi, 15 sayılı parselin davalı tarafından hangi tarihler arasında kullanıldığının tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, davalının üçüncü kişi olmasına göre, davalının kullandığı miktar yönünden, davacının dava konusu 4 ve 15 parsel sayılı taşınmazlardaki payının gözetilmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/III-1, 2, 3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.