YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1722
KARAR NO : 2021/4965
KARAR TARİHİ : 10.06.2021
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 25.06.2020 tarihli ve 2017/15027 Esas, 2020/4008 Karar sayılı ilamıyla karar bozulmuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 2020/1248 Esas, 2021/72 Karar sayılı ilamıyla Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2017 tarihli ve 2017/35 Esas, 2017/207 Karar sayılı kararında direnilmesine, davalı …’un istinaf başvurusunun kabulü ile Şanlıurfa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/227 Esas, 2016/381 Karar ve 22.11.2016 tarihli kararının kaldırılarak açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, karar süresinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı Hazine vekili, dava konusu 44 parsel sayılı taşınmazda tapu miktarı ile kadastro paftasının birbirine uygun olmadığını belirterek miktar fazlalığının Hazine adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairemizin 25.06.2020 tarihli ve 2017/15027 Esas, 2020/4008 Karar sayılı ilamıyla karar bozulmuş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 2020/1248 Esas, 2021/72 Karar sayılı ilamıyla Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2017 tarihli ve 2017/35-207 E.-K. sayılı kararında direnilmesine, davalı …’un istinaf başvurusunun kabulü ile Şanlıurfa 4.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/227 Esas, 2016/381 Karar ve 22.11.2016 tarihli kararının kaldırılarak açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir, davacı vekili tarafından karar temyiz edilmiştir.
Dava; miktar fazlalığının Hazine adına tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Mahkemece, davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince istinaf talebinin kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verildiği, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edildiği, Dairemizin 25.06.2020 tarihli ve 2017/15027 Esas, 2020/4008 Karar sayılı ilamıyla: “…Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 44 parsel sayılı, 20.000 metrekare alanlı taşınmazın Halil Fedai isimli gerçek kişi adına kazandırıcı zamanaşımıyla senetsizden kaydedildiği, taşınmazın kadastro tespitinin 14.11.1972 tarihinde yapıldığı, kadastro tespitinin 29.12.1977 tarihinde kesinleştiği, tarafların 2005 tarihinde taşınmazda satışla paydaş olduğu, fen bilirkişisi raporunda, sayısal olarak yeniden hesaplanan alanın iktisap tarihindeki zilyetlik esaslarına göre verilmesi gereken 20 dönümden fazla geldiği, sayısal olarak yeniden hesaplanan alanın iktisap tarihindeki zilyetlik esaslarına göre verilmesi gereken miktarı aşması nedeniyle miktar fazlalığının oluştuğu, oluşan fazlalığın 6.115 metrekare olduğu, şahıslar tarafından belirlenip gösterilmesi durumunda dava konusu 44 parselden ayrılmasının mümkün olacağının tespit edildiği; Yerel Mahkemece bilirkişi raporuna göre yapılan ölçü ile pafta sınırlarının uyuştuğu, tersimat hatası ya da sınır genişlemesi olmadığı, miktar fazlasının nedeninin planimetre ile alan hesaplanırken yanlış hesap yapılması olduğu, 6.115 metrekare miktar fazlasının davacı adına tesciline karar verildiği; Bölge Adliye Mahkemesince kadastro tespitinin 29.12.1977 tarihinde kesinleştiği, taşınmazın beyanlar hanesine Kadastro Kanunu’nun 41. maddesine göre yüz ölçümde hata olduğu, miktar fazlalığının olduğunun şerh edildiği, Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi anlamında hak düşürücü süreden redde karar verildiği, istinaf talebinin kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, açılan davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verildiği sabittir. 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’un 373. maddesinin 5. fıkrası ve aynı Yasa’nın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Dairemizce yapılan inceleme sonucunda;
1. 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 2. maddesi ile 3402 sayılı Kanun’un 12. maddesinin 3. fıkrasına eklenen cümlede: “Bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğine yahut Devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın” ve 3.maddesi ile aynı Kanuna eklenen Geçici 10. maddesinde ise; “Bu Kanun’un 12.maddesinin 3. fıkrası hükmü devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu iddiası ile yürürlük tarihinden önce açılmış ve henüz kesin hükme bağlanmamış olan davalarda dahi uygulanır.” şeklindedir. Bu değişiklik nedeniyle bu yasanın yürürlük tarihinden sonra Hazinenin açtığı davalarda da 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmaya başlanmıştır.
Somut olayda, Yerel Mahkeme dosyasında davanın kabul edilmesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince 10 yıllık hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmişse de Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflara 2017 yılında tebliğ edilmiş olup davacı vekili dilekçesiyle süresi içerisinde temyiz edilmiştir. Ne var ki, Bölge Adliye Mahkemenin verdiği kararın temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli ve 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı kararıyla; “25.02.2009 tarihli ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2. maddesiyle 21.06.1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3. maddesiyle 3402 sayılı Yasa’ya eklenen Geçici 10. maddenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde yer alan “ Hakim, Türk hukukunu resen uygular” hükmü ile ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.
Öyle ise, kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında 10.03.1969 tarihli ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptal, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemez ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına girer. Bu durumda davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararından sonra doğru olduğu söylenemez. Zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün haller istisnanın kapsamına girer.
Hal böyle olunca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içermektedirler. Bu nedenle Mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.
2. Yine eldeki davada, fen bilirkişisi raporunda da belirtildiği üzere dava konusu taşınmazın kadastro işlemlerinin yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan 766 sayılı Tapulama Kanunu’nun 33. maddesinde yapılan değişiklikle: “Tapuda kayıtlı olmanın ve beher parçasının yüzölçümü 20 dönüme kadar olan (20 dönüm dahil) gayrımenkul, çekişmesiz ve aralıksız en az 20 yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini, belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla tevsik eden zilyedi adına kaydedilir ….. Bunların 20 dönümü geçen kısmının zilyedi namına tespit edilmesi için zilyedliğinin ayrıca, aşağıdaki yazılı belge ve kayıtlardan biri ile tevsiki lazımdır. a) On yıl veya daha önceki vergi kaydı, b) Zilyet lehine katiyet kesbetmiş olan ilamlar, c) tasdikli irade suretleri ve fermanlar, d) muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya seneri, e) kayıtları bulunmayan tapu ve mülga Hazinei hassa senedi veya muvakkat tasarruf ilmühaberi, f) Gayrimüsaddak tapu yoklama kayıtları, g) Mülkname, muhasebatı atıka kalemi kayıtları, h) Mübayaa istihkam ve ihbar ücretleri, j) Evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları” düzenlemesi olduğu da göz önünde bulundurularak iddia ve savunma çerçevesinde işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmesi de doğru değildir…” gerekçesiyle bozulduğu; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 2020/1248 Esas, 2021/72 Karar sayılı ilamıyla: “…Davacı Hazine’nin, taşınmazın özel mülk olarak adına tescil istemiyle dava açmış olmasına göre, 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde yer alan 10 yıllık sürenin dava tarihi itibariyle dolmuş olduğu, dolayısıyla yerel mahkemece davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 2019/5725 Esas, 2020/3873 Karar sayılı, 2016/14792 Esas, 2020/577 Karar sayılı, 2016/15314 Esas, 2019/7324 Karar sayılı, 2016/13386 Esas, 2019/7070 Karar sayılı vb. ilamlarında, Hazine’nin özel mülk olarak adına tescil istemiyle, kadastro tespitinden önceye ilişkin hakka dayalı olarak açmış olduğu davalar yönünden, kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 3402 sayılı Yasa’nın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunun anlaşılması halinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğinin belirtildiği, Dairemizce de Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin bu yöndeki içtihatları doğrultusunda daha önce aynı şekilde bir çok karar verildiği, sonuç olarak Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 15.06.2017 tarihli ve 2017/35-207 E.-K. sayılı, Yerel Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararının kaldırılmasına ve davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmesine dair kararının yerinde olduğu … ” gerekçesiyle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi’nin 15.06.2017 tarih , 2017/35-207 E.-K. sayılı kararında direnilmesine, davalı …’un istinaf başvurusunun kabulü ile Şanlıurfa 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2011/227 Esas, 2016/381 Karar ve 22.11.2016 tarihli kararının kaldırılarak açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiği sabittir.
SONUÇ: Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme hükmünün yerinde bulunduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 2020/1248 Esas, 2021/72 Karar sayılı kararının ONANMASINA, 10.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi .