Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/3048 E. 2021/5216 K. 17.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3048
KARAR NO : 2021/5216
KARAR TARİHİ : 17.06.2021

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 14.02.2019 tarihli ve 2016/195 Esas, 2019/162 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı alacaklı vekili ve dava üçüncü kişi vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı üçüncü kişi vekili, borçlunun kullanmış olduğu villayı müvekkili şirketin kiraladığını, borçlu ile başka bir irtibatının bulunmadığını, haczedilen malların müvekkiline ait olduğunu belirterek, hacizlerin kaldırılmasını, davalı aleyhine tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, borçlunun MERNİS adresinde ikamet etmemesi nedeniyle haricen adres tespit edilerek davaya konu adreste haciz işleminin yapıldığını, davacının iyi niyetli olmadığını, dava dosyasına sunulan faturalarla haczedilen menkullerin birebir örtüşmediğini, davacı tarafın borçluyu korumak için haksız ve kötüniyetle dava yoluna başvurduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahekmesince, hacze gidilen adresin borçlunun ikamet ettiği evi olması nedeniyle İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesinin borçlu dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, ispat yükü üzerinde olan davacı üçüncü kişinin sunduğu vergi levhası ve kira sözleşmesi ve faturaların her zaman düzenlenmesinin mümkün olduğu, defterler üzerinde yapılan incelemede ise mahcuzların davacıya ait olduğu net olarak tespit edilemediği gibi borçlunun davacı şirketin müdürü olması karşısında aralarında organik bağ bulunduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili ve davalı alacaklı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince ispat yükü üzerinde olan davacının sunduğu delillerin istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmediği, her zaman düzenlenmelerinin mümkün bulunması sebebiyle yasal mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli olmadığı gerekçesiyle, davacı üçüncü kişinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı alacaklının istinaf talebine ilişkin olarak ise; kararın davalı vekilinin yüzüne karşı verilmesine rağmen istinaf dilekçesinin 10 günlük istinaf süresi geçtikten sonra verilmiş olması nedeniyle, başvurunun süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı üçüncü kişi ve davalı alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96 ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1- Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK’nin “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen;
1. Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
2. Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.” hükmü düzenlenmiştir.
321. maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar”dan kastedilen HMK’nin 297. maddesindeki unsurlardır.
Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, Mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK’nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK’nin 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK’nin 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim” kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal” olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuyla ilgili içtihatı da bu yöndedir. (21.01.2015 tarihli ve 2014/9-1438 Esas, 2015/580 Karar sayılı karar) Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi sunmak suretiyle kararın temyiz edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararın tebliğinin temyiz hakkının etkili şekilde kullanılması bakımından gerekli olduğunu, bu yükümlülük getirilmeden kararın kesinleştirilmesini hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20.03.2014 tarihli ve 2012/1034 Başvuru).
Temyize konu olayda, 14.02.2019 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Gerekçeli karar davalı alacaklı vekiline 29.03.2019 tarihinde tebliğ edilmiş, alacaklı vekili karara karşı 21.03.2019 tarihinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesinin kararı ışığında davacı alacaklı vekilinin süresinde istinaf talebinde bulunduğu kabul edilerek istinaf talebi hakkında esastan karar verilmesi gerekirken talebin süre aşımı nedeniyle reddi doğru olmadığından davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesi gerekli görülmediği gibi temyiz yoluna başvuru sırasında maktu ilam harcının tamamının ya da nispi ilam harcının dörtte birinin peşin olarak alınması gerekirken davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz başvurusu sırasında harç alınmaması doğru olmamıştır.
SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK’nin 366. ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 17.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.