YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5071
KARAR NO : 2021/4911
KARAR TARİHİ : 09.06.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21.12.2016 tarih ve 2014/404 E- 2016/725 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi’nce verilen 12.11.2019 tarih ve 2017/2260 E- 2019/1800 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 07.06.2021 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi Mine Yücel tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ile davalı şirket arasında 25.06.2007 tarihinde malzeme alım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin konusunun ASKİ Acil Su Temin Projesi kapsamında kullanılacak olan bir kısım malzemelerin tedarikçi sıfatıyla davacı tarafından temini, teslimi ve işletmeye alma süpervizörlüğü olup, sözleşme ve satışa konu malzemelerin montajının davalı işveren yükümlülüğünde bulunduğunu, malzemelerin toplam satış bedeli 6.665.000,00 Euro olup sözleşme gereği 665.000,00 Euro tutarlı teminat mektubunun verildiğini, davacının satışa konu malzemeleri sözleşmede belirlenen sürede davalı şirkete teslim ettiği ve tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, işin yüklenicisi davalı ile işvereni ASKİ arasında 07.05.2008 tarihinde geçici kabul işleminin yapılmış olmasına rağmen davalının yazılı ve sözlü uyarılara rağmen teminat mektubunu iade etmediğini, süreli olan teminat mektubunun süre bitimine çok az zaman kala davalı şirketce teminat mektubunun süresinin uzatılması, aksi takdirde nakde çevrileceği yönlü ihtarı nedeniyle süresinin uzatılmak zorunda kalındığını belirterek davalı şirket elinde karşılıksız kalan 665.000,00 Euro tutarlı teminat mektubundan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile ödenmek durumunda kalınan komisyon, BSMV vb. masraflar için fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 2.000,00 Euro’nun temerrüt tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 16.05.2016 tarihli dilekçeyle ıslah dilekçesiyle, menfi tespit davasına konu 665.000,00 Euro bedelli banka teminat mektubunun 16.06.2014 tarihinde nakde çevrildiğini, davanın istirdat davasına dönüştüğünü, dava konusu banka teminat mektubu değeri olan 665.000,00 Euro bedelin nakde çevrildiği tarih olan 16.06.2014 tarihinden itibaren bir yıllık vadeli döviz mevduatına uygulanan en yüksek banka faizi ile ve yine banka teminat mektubunun davacıya iade edilmemesi nedeniyle fazladan ödenmek zorunda kalınan teminat mektubu komisyon ve vergi tutarı olan toplam 7.157,11 Euro’nun davalıdan tahsili talep etmiştir.
Davalı cevap sunmamıştır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında akdedilen sözleşme çerçevesinde davacının edimini yerine getirdiği, yine sözleşmenin 7 ve 8.2 maddeleri gereği teminat mektubunun 13.08.2010 tarihi itibariyle iadesi koşulları oluştuğu halde iade edilmediği, nakde çevrildiği, bu tarihten sonra süre uzatımı nedeniyle ilave masraflar yapmak zorunda kaldığı, davalının hak ediş alacağına dava dışı asıl işveren ASKİ tarafından kesinti yapılmasının davacının davalıyla akdetmiş olduğu sözleşmeden doğan borçlarını gereği gibi ifa etmemesinden kaynaklanmış olmadığı, dolayısıyla söz konusu kesintinin yapılmasında davacının hiçbir kusuru bulunmadığı, davalının kendi hak edişinden yapılmış olan kesinti tutarını davacıya yansıtmak için davacının teminat mektubunu paraya çevirmesinin taraflar arasında akdedilen sözleşmeye aykırı olduğu,teminat mektubu bedelinin ve iadesi koşulları oluştuktan sonra teminat mektubunun süresi uzatılması nedeniyle yapılan masrafın davalıdan faiziyle tahsiline karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, taraflar arasında teminat mektup bedelinin davalı tarafından nakde çevrilmesinde,reaktif enerji bedellerinin ortaya çıkmasına, davacı tarafından sağlanan malzemelerin mi neden olduğu yoksa asıl yüklenici davalının uygulamasından mı kaynaklandığının tespiti gerektiğinden yeniden bilirkişi raporu alındığı,davacının temin edeceği malzemelerin tesliminde meydana gelecek gecikmenin, davalının ASKİ ile olan sözleşmesindeki işlerin gecikmesine sebep olması durumunda, mal alım sözleşmesinde yer alması koşuluyla, davalının davacıdan sadece gecikme cezası talep edebileceği, bunun haricinde, davacının, davalıya sadece malzeme temini sözleşmesi yapması ve bu malzemelerin montajının ve devreye alma sorumluluğunun işletme bakım sorumluluğunun davalıda olması nedeniyle tesiste meydana gelen reaktif enerjiden davacının sorumlu tutulamayacağı, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 7. ve 8.2 maddesi hükümleri doğrultusunda dava konusu teminat mektubunun davalı şirket tarafından davacı şirkete geri iadesi koşullarının 13.08.2010 tarihi itibariyle oluştuğu, bu suretle davalının bu tarih itibariyle teminat mektubunu iade etme borcunun doğduğu, iade alacağının da bu tarihte muaccel hale geldiği, teminat mektubunun davalının talimatıyla 16.06.2014 tarihinde nakde çevrildiği, davacı şirketin bu bedelin istirdadına ilişkin talebinin hukuken yerinde olduğu, davacı şirketin teminat mektubunun iadesi koşullarının oluştuğu 13.08.2010 tarihinden itibaren teminat mektubunun muhatap bankaya iade edilmemesi, süresi uzatılmadığı takdirde paraya çevrileceği yönünde davalının davacıya çektiği haksız ihtarlar nedeniyle davacı tarafından süresi uzatılmak zorunda kalındığından davacının fazladan ödemek zorunda kaldığı teminat mektubu komisyon vergi tutarının dava tarihi itibariyle toplam 7.157,11 Euro olduğu, davacının bu tutarın iadesini de talebe hak kazandığı şeklinde oluşa ve dosya içeriğine uygun karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava; teminat mektubundan dolayı borçlu olunmadığının tespiti ve mektup süresinin haksız uzatımdan kaynaklı tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkmesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece yargılamasında eksiklik görülerek duruşma açılarak yapılan inceleme sırasında bilirkişi raporu alınmış, ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.
Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir.
Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 357. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır.
Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re’sen BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 09.06.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
İlk derece mahkemesince, teminat mektubunu paraya çevirmesinin taraflar arasında akdedilen sözleşmeye aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalının istinaf kanun yoluna müracaatı üzerine yeni bilirkişi raporu alan Bölge Adliye mahkemesi, neticede itirazların yersiz olduğu kanaatine vararak istinaf başvurusunu esastan reddine karar vermiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, Bölge Adliye Mahkemesinin bir takım ek deliller topladıktan sonra, ilk derece mahkemesiyle aynı sonuca varması halinde yeni hüküm kurmasının zorunlu olup olmadığı, başka bir deyişle esastan ret kararı verip veremeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.
Konuyu değerlendirmeye geçmeden evvel HMK’nun konuya dair hükümlerine ve özellikle 22.07.2020 tarihli değişikliğe göz atmakta fayda bulunmaktadır.
HMK’daki konuya dair düzenleme:
Duruşma yapılması ve karar verilmesi(2)
MADDE 356- (1) 353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.
Şeklinde iken, 22.07.2020 gün ve 7251 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucunda aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/36 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmek veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil gerekli kararları verir.
7251 sayılı Kanunla eklenen fıkra uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açıp ilave delil toplamasına rağmen ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf itirazlarını yerinde olmadığı ve dolayısıyla kararın isabetli olduğu kanaatine varırsa esastan ret şeklinde hüküm kurma yetkisine de haiz olacaktır. Zira bu halde Bölge Adliye Mahkemesi ilave tahkikat yapmasına rağmen ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğu sonucuna varmış bir başka deyişle istinafa konu kararı ilave gerekçe koymak suretiyle teyit etmekle yetinmiştir.
Değilse, bahsi geçen değişikliğin başka türlü yorumlanması, 2020 yılında yapılan değişikliği işlevsiz bırakacak, fiilen yürürlüğe girmeme gibi bir durumla karşılaşılacaktır. Bu arada, esastan retle sonuçlanan binlerce Bölge Adliye Mahkemesi karanının sair temyiz itirazlarına girilmeksizin usul bozmalarına konu yapılması Anayasanın 141. maddesinde “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ve buna paralel HMK madde 30 yer alan: “Hakim yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür” şeklindeki emredici usul ekonomisi ilkesiyle de bağdaşmayacaktır.