Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/1713 E. 2021/5467 K. 24.06.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1713
KARAR NO : 2021/5467
KARAR TARİHİ : 24.06.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Terkin

Taraflar arasında görülen davada; Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davacı vekili ve bir kısım davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Dairece dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.

K A R A R

Davacı vekili, davalılar adına kayıtlı olan çekişme konusu taşınmazın kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını ileri sürerek, kaydın iptali ile tescil harici bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan bir kısmı, çekişmeli taşınmazla bir ilgilerinin olmadığını belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, bir kısım davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.
Dava, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ile Türk Medeni Kanunu’nun 715 ve 999. maddelerine dayalı olarak açılmış tapu kaydının iptali ile sicilden terkini isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mahkemece verilen ilk kararda, davanın kabulüne karar verildiği, davalılarca kararın temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince kararın: “ …Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; çekişme konusu taşınmazın kadastro tespitinin 05.10.1972’de yapıldığı, 17.01.1974 tarihinde kesinleştiği ve Davanın 12.08.1986 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır…kadastro tespitinin kesinleştiği tarih olan 17.01.1974 ile davanın açıldığı tarih arasında 3402 Sayılı Yasa’nın 12. maddesinde sözü edilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu sabittir. Bilindiği üzere, hak düşürücü süre olumsuz dava şartlarından olup, kamu düzeni ile ilgilidir. Mahkemece, davanın her aşamasında res’en gözetilmesi gerekli bir kuraldır. Hal böyle olunca, yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında davanın hak düşürücü süreden dolayı reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. ” gerekçesiyle kararın bozulduğu; mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildiği ve eldeki kararda: “…Mahkememizce 24.04.2014 tarihli duruşmada; usul ve yasaya uygun olan Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 01.04.2009 tarihli ve 2009/2219 Esas, 2009/4031 Karar sayılı bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir… her ne kadar mahkememiz kararı Kadastro Kanunu’nun 12. maddesinde yapılan değişiklikten sonra davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile bozulmuş ise de; Kadastro Kanunu’nun mahkememiz kararının bozulduğu 2009 yılından sonra 12 nci maddesinin 3 ncü fıkrasına eklenen “bu hüküm iddia ve taşınmazın niteliğini yahut devlet ve diğer kamu tüzel kişileri dahil tarafların sıfatına bakılmaksızın uygulanır” şeklindeki cümlesinin Anayasa Mahkemesinin 12.5.2011 tarihli ve 2009/31 Esas, 2011/77 Karar sayılı Kararı ile iptal edildiği, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının kesinleşmemiş tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği anlaşılmakla, her ne kadar bozma öncesi yasal durum itibari ile bozma ilamındaki gerekçe doğru ise de; yargılama devam ederken bu hükmün iptal edildiği…” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, kararda esas alınan bilirkişi raporunun tek jeolog bilirkişice düzenlenmiş olduğu sabittir.
Bilindiği üzere, 362l sayılı Kıyı Kanunu’nun ” kıyı kenar çizgisini ” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddelerinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararın da ” kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin idari yargıya ait olduğuna; ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idari yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisinin adli yargı tarafından saptanması gerektiğine ” işaret edilmiştir. 3621 sayılı Kanun’un 5 ve 9. maddelerine göre de kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Uzman bilirkişilerin, Yasanın ve İçtihadı Birleştirme Kararlarının emredici hükümleri dışında, hiçbir bilimsel incelemeye, araştırmaya ve verilere dayanmaksızın belirlenen kıyı kenar çizgisine itibar etmek doğru değildir. Değinilen İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamı ve 3621 sayılı Kanun’un 5. ve 9. maddelerinde öngörüldüğü biçimde üç jeolog ya da jeoloji mühendisinden oluşturulacak uzman bilirkişi kurulu ve tapu fen memuru aracılığıyla yerinde keşif yapılması, 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı doğrultusunda bilimsel verilerden de yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi zorunludur.
Somut olayda; Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur .
Hal böyle olunca; yukarıda yazılı ilkeler doğrultusunda, 3 kişilik jeolog ya da jeomorfolog, 1 harita mühendisi ve 1 inşaat mühendisinden oluşacak bilirkişi kurulu eliyle, dava konusu taşınmazda yeniden keşif yapılması, topoğrafik memleket haritalarından da yararlanılarak kıyı kenar çizgisinin tespit edilmesi, keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan kıyı kenar çizgisinin fen bilirkişi tarafından kroki üzerinde gösterilmesi farklılık olursa sebebinin açıklattırılması, çevre parseller hakkında kesinleşmiş kıyı kenar çizgisi bulunup bulunmadığının araştırılması, bulunduğunun tespit edilmesi halinde kesinleşen kıyı kenar çizgisinin eldeki davada belirlenen kıyı kenar çizgisi ile çelişip çelişmediğinin göz önünde bulundurulması, çekişmeli taşınmazın tamamen veya kısmen kıyı kenar çizgisi içinde kalıp kalmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüne, usul ve yasaya aykırı olan hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.