YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/1281
KARAR NO : 2021/5423
KARAR TARİHİ : 23.06.2021
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ : Urla Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Urla Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.02.2019 tarihli ve 2016/424 Esas, 2019/65 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili; müvekkilinin İzmir ili, Urla ilçesi, 1061/20 parselde kayıtlı 332 m2 yüzölçümlü tarla vasfındaki taşınmazda taksimen 23.05.1989 tarihinde edindiği 2100/2558 hisse ile paydaş olduğunu, dava konusu taşınmaz üzerinde diğer paydaş…’ın 175/1279 paya sahip olduğunu, bu payın …’nin mirasçısı davalı …’e 27.10.2014 tarihinde intikal ettiğini, …’ın da 30.12.2014 tarihinde diğer davalılardan …’a bu payını sattığını, muris…’ın ölüm tarihi olan 12.04.1974 tarihinden intikal tarihi olan 27.10.2014 tarihine kadar 20 yıldan fazla zaman geçtiğini, taşınmaz üzerinde bir diğer paydaş olan … …’den varisleri olan davalılara miras yolu ile 54/1279 payın da 14.04.2016 tarihinde intikal ettiğini, paydaş … …’in ise 23.03.1990 tarihinde öldüğünü, müvekkilinin dava konusu taşınmazı 23.05.1989 tarihinden beri davasız, aralıksız ve malik sıfatıyla bir bütün halinde tasarruf edip fiilen ve hukuken kullandığını, TMK’nin 713/2 ve 5.bentlerine göre paydaşlar … ve …’in paylarının mirasçılarına intikal ettiği tarihlerden önce, anılan payların mülkiyetinin müvekkiline geçtiğini, …’nin murisi davalı …’ın payını üçüncü kişi davalı …’e sattığı tarihte payın mülkiyetini müvekkilinin kazanmış olduğunu, yapılan satışın müvekkilinin TMK’nin 713/2 uyarınca kazandığı mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, mirasçı … ile üçüncü kişi …’in el ve işbirliği yaptığını, zira davalı …’in dava konusu yerin davacı tarafından kullanıldığını ve üzerinde evi olduğunu ve bu evde oturduğunu bildiğini belirterek, davalı …’den diğer davalı …’a devredilen 175/1279 pay ile … …’den varisleri olan davalılara miras yolu ile intikal eden 54/1279 payın TMK 713/2 uyarınca iptali ile davacı adına tescil edilmesine karar verilmesini, davalılar … ve … hakkında açmış oldukları payın iptali ve tescil davasının kabul görmemesi halinde davalı …’in olmayan mülkiyet hakkını diğer davalı …’a satarak haksız satış bedeli iktisap ettiğinden bu bedelin davacı zararı olarak davalı …’den tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … ve … vekili; müvekkili …’ın mirasbırakanı ile uzun yıllardır görüşmediğini, anneannesi …’den miras kaldığını yıllar sonra tesadüfen 2014 yılında öğrendiğini, bu nedenle davacının çekişmesiz 1974 yılından 2014 yılına kadar 20 yılı aşkın süre geçtiği iddiasının kabul edilemez olduğunu, miras kaldığını bilseydi bu duruma itiraz edeceğini, müvekkili …’ın miras kalan payın intikalini yaptıktan sonra davacı tarafa bu payı satın almasını teklif ettiğini, davacının müvekkilini iki ay oyalayarak cevap vermediğini, bunun üzerine müvekkili …’ın, diğer müvekkili …’e payı sattığını, müvekkili …’ın eşinin payın satın alınmasını teklif ile ilgili tanıklık yapacağını, her iki müvekkilinin aralarında davacının iddia ettiği gibi el ve işbirliği olmadığını, diğer müvekkili …’in iyiniyetli olarak payı satın aldığını, iddia edildiği gibi davacının dava konusu parseli kullandığını, üzerinde evi olduğunu ve bunu kullandığını bilmesinin mümkün olmadığını, müvekkili …’in tapu kaydına güvenerek resmi işlemle payı aldığını, ayrıca TMK’nin 713/2 maddesinde düzenlenen kazanma koşullarından ölüm nedeninin Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini, tapuya kayıtlı taşınmazın malikinin ölmesi halinde bu taşınmazın sahibinin mirasçıları olduğunu, mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet haklarını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazandıklarını, mirasçıların çeşitli sebeplerle 20 yıl içerisinde intikali yaptıramadıkları için muris adına olan kaydın hukuki değerini yitirmesinin tapu kaydına güven ilkesine aykırı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davanın kabulü ile; 1061 ada, 20 parselde kayıtlı … tarafından …’a satış suretiyle devredilen 175/1279 hissenin, yine aynı parselde kayıtlı … …’den diğer davalılara miras yoluyla intikal eden 54/1279 hissenin tapularının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı … ve … vekili ile diğer davalılar … … mirasçıları tarafından istinaf edilmiştir. Yapılan kanun yolu incelemesi sonucunda; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesince (2019/560 E, 2019/1078 K); dava konusu payların iptali ve davacı adına tescili yönünde verilen kararda esastan bir isabetsizlik bulunmadığı, davanın niteliği itibariyle davalılar aleyhine harç, yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesi isabetsiz ise de, bu husus açıkça istinaf konusu yapılmadığından kararın kaldırılması nedeni olarak değerlendirilmediği belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm yine davalı … ve … ile diğer davalılar … … mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.
Dava; TMK’nin 713/2. maddesinde yazılı “ölüm” hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa davalı … bakımından tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1061 ada 20 parselde kayıtlı taşınmazın sicil kaydının imar uygulaması sonucunda 24.09.1987 tarihinde oluştuğu, … … ve… payları dışındaki 2100/2558 payın, 23.05.1989 tarihinde davacı … adına tescil edildiği; … … adına kayıtlı 108/2558 payın 14.04.2016 tarihinde; … … adına kayıtlı 350/2558 payın ise 27.10.2014 tarihinde mirasçılarına intikal gördüğü, … adına kayıtlı pay …’e intikal ettikten sonra 30.12.2014 tarihinde diğer davalı …’a temlik edildiği, 108/2558 pay maliki … …’in 23.09.1990, 350/2558 pay maliki…’ın ise 12.09.1974 tarihinde vefat ettikleri, dava konusu taşınmazın ise 23.05.1989 tarihinden beri davacı …’ın bir bütün olarak malik sıfatıyla kullanımında olduğu anlaşılmaktadır.
1.Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere, hukuki ilişkinin nitelendirmesine göre davalı …’in tüm, davalı … mirasçılarının sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.T.C. Anayasa’sının 138 ve 141/3 maddeleri gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerekir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları tatmin edemez. (Kuru, Baki/ …, ……; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ye göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
O halde, Mahkemece yapılacak iş; taraflarca sunulan tüm deliller ile birlikte talepleri değerlendirmek, sonucuna göre kabul sebebini içeren, tarafları tatmin edici, hukuki denetimi mümkün ve özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona paralel bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nin 297. (Mülga HUMK’un 381, 388 ve 389.) ve 27.maddeleri de gözetilerek gerekçelerini açıkça kaleme aldığı anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte bir hüküm kurmak olmalıdır.
Somut olayda; Mahkemece, davalılar … … mirasçılarına intikal eden hisselerin tapusunun iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiş, ancak, kararda mahkemeyi kabul kararına götüren gerekçeye yer verilmemiştir. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde davalılar … … mirasçıları yönünden gerekçesiz hüküm kurulması doğru olmamıştır.
3.Davalı üçüncü kişi …’ın temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece; her ne kadar davalı …’in diğer davalı … ile birlikte hareket ederek taşınmazın davacı tarafından kendi adına tescilini önlemek amacıyla muvazaalı satış yaptıklarının değerlendirildiği belirtilerek davanın davalı … yönünden kabulüne karar verilmiş ise de; hangi gerekçeyle bu kanaate varıldığının belirtilmediği, bu hususta yeterli değerlendirme yapılmadığı, davacının tanık olarak dinlenen eşinin; “…Davalı … bize bir fiyat teklifinde bulunmuştu. Bize süre tanımıştı. Sonra bize haber vermeden yeri satmış olduğunu öğrendik. … ile …’ın birbirlerini tanıyıp tanımadıklarını bilmiyorum..” davalı tanığı olarak dinlenen …’ın: “Davalı … benim eniştem olur….. Biz bunu öğrendikten sonra eniştem öncelikle hissesini burada oturan yani davacı tarafa satmak istedi. Hatırladığım kadarıyla belediyenin belirlemiş olduğu en düşük değer üzerinden anlaşmışlardı. Fakat eniştem uzunca bir zaman beklemesine rağmen herhangi bir netice alamayınca daha sonra yeri …’a sattı. …’ı tanımıyorum. Eniştem de tanımaz. … in yeri alırken bizzat görüp görmediğini bilmiyorum”, yine davalı tanığı olarak dinlenen …’ın eşi …’nın: “Dava konusu yerde eşime hisse kaldığını biz bir kaç yıl önce öğrendik. Sıkışık olduğumuz için eşim bu yerdeki hissesini satmak istedi. Öncelikle burada oturan davacı taraf ile görüştük. Bize belediyenin belirlemiş olduğu en düşük rayiç değer üzerinden alabileceğini söyledi. Biz de sıkışık olduğumuz için kabul ettik. Fakat yaklaşık 3 ay kadar bekledik. Davacı taraf yeri almayınca eşim daha sonra … isimli kişiye bu yeri sattı. Biz …’ı tanımayız. Ne iş yaptığını bilmiyorum. … ile beraber buraya hiç gelmedik.” şeklindeki beyanlarının kararda yeterince irdelenip tartışılmadığı anlaşılmakla, taşınmazı devralan davalı …’in TMK’nin 1023.maddesi uyarınca ileri sürdüğü iyiniyet iddiasının tanıkların beyanları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi, gerekirse tanıklar tekrar dinlenerek, davalı …’in iyiniyetli olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, iyiniyetli ise terditli talebin göz önüne alınması, iyiniyetli değilse şimdiki gibi karar verilmesi gerekirken, eksik araştırmayla hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Kabule göre de; dava, TMK’nin 713/2. maddesinde yazılı “ölüm” hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasıdır. TMK’nin 713/2. maddesindeki yollama nedeniyle bu tür davaların aynı maddenin diğer fıkralarında yazılı koşullara tabi olması gerektiği sonucuna ulaşılır. Aynı maddenin 3. fıkrasındaki “tescil davası” sözcüğünün 1. ve 2. fıkraya göre açılacak davaları kapsadığının kabulü gerekir. (Yargıtay HGK’nin 17.02.2010 tarihli ve 2010/8-58 Esas, 2010/78 Karar, …, Zilyetlik-Tescil-Tapu İptali Davaları, 1983-Sh; 1451). Buna göre, gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine ve diğer kamu tüzel kişileri ve gerekse iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikinin mirasçıları olan davalılar harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Eksik harcın davacıdan alınmasına, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gereklidir. Somut olayda Mahkemece; bu husus gözden kaçırılarak harç, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davalılardan alınmasına karar verilmesi, Bölge Adliye Mahkemesince de kamu düzenine ilişkin bu hususun istinaf nedeni olmadığı gerekçesiyle değerlendirme yapılmaması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan (1) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı Savaşı’ın tüm, davalılar … … mirasçılarının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı … mirasçılarının, (3) nolu bentte yazılı nedenlerle ise davalı …’in temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi hükmünün 6100 sayılı HMK’nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HMK’nin 373/1.maddesi gereği kararın bir örneğinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi (16.) Hukuk Dairesine, dosyanın ise İlk Derece Mahkemesi Urla Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 23.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.